Kalbim anlıyor – Bölüm 2

Sadri bey ve ailesinin yaşadığı şehir, Tülin’in büyüdüğü şehirden neredeyse altı yüz kilometre uzaktaydı. Annesi ve babasını kaybettikten sonra aidiyet hissettiği tek  yerden bu kadar uzaklaştırmak onu iyice duygusallaştırdığı için yol boyunca ağladı. Sadri bey kızın tam olarak neye ağladığını anlayamadığı için bir şey söylemedi.

Saliha hanım ve kızları onları evde bekliyorlardı. Saliha ablası Dilara’nın kızıyla tanışmak için beklemek istememişti. Onda ablasından bir şeyler bulabilmeyi umuyordu. Dilara’yı gerçekten çok  özlemişti. Onun yeniden hayatta olmasını ve kızı ile eve dönmesini çok isterdi. Muzazzez ve Türkan annelerinin bu garip duygusallığını paylaşıyormuş gibi görünselerde dedeleri dahil evdeki herkesin hiç tanımadıkları bir kızı neden bu kadar önemsediklerini anlayamıyorlardı.

Kızın ne tür bir insan olduğunu bile bilmiyorlardı. Dilara’nın genlerini taşıyor olmasından öte hakkında bir bilgileri yoktu. Babasını da tanımıyorlardı, nasıl bir aileden geldiğini bilmiyorlardı.

“Dedeniz ona şirkette bir iş verecektir” dedi Saliha göz yaşlarını silerken, “Sizden de ona yardımcı olmanızı istiyorum. Teyzenizin anısına saygı duyarak.”

“Anne biz Dilara teyzemizi hiç tanımadık bile.”

“Bu onun sizin teyzeniz, o zavallı kızın da kuzeniniz olduğu gerçeğini değiştirmez.”

“Kan bağı bizi neden böyle bir  mecburiyete sürüklesin ki?”

“Aynı kan bağına sahip bir dedenin parasını yediğiniz zaman bunu sorgulamıyorsunuz ikiniz de değil mi?” dedi Saliha öfkeli bir sesle.

Kızların nasıl olupta bu kadar duyarsız olabildiklerini anlayamıyordu, O Dilara ablasının kızı için elinden  gelen her şeyi yapacaktı. Teyze anne yarısı demekti.

Tülin ve Sadri bey akşam yemeği saatine yakın kapıdan girdiler. Tülin nasıl olupta buraya gelmeye ikna olduğunu sürekli kendine soruyordu. Sadri bey yolculuk boyunca onunla fazla konuşmamıştı. Göz yaşları ile onu başbaşa bırakmayı tercih etmiş, camdan dışarıyı seyretmekle yetinmişti. Onca yoldan torununu almaya gelmiş bir dedenin şefkatine sahip olduğu pek söylenemezdi. Belki de nasıl  davranacağını bilmiyordu.

Kapıdan girer girmez onları karşılayan ve neredeyse yaşıtı iki genç kızın  yüzünde de dedesininkine benzer bir ifade varmış gibi hissetti. İlgisiz ve duygusuz dümdüz bir ifade. Sadece teyzesi olduğunu söyleyen Saliha hanım onu görür görmez koşarak boynuna sarılıp uzunca bir süre sımsıkı tutup bırakmamıştı. Sonra ellerinden tutup sanki bir şeyler kaybetmiş, yüzünde bulacakmış gibi onu incelemişti.

Onu üst kattaki odasına  çıkaran yine teyzesi oldu.

“Bu odada annen ve ben kalırdık eskiden” dedi Saliha hanım burnunu çekerek, “Umarım rahat edersin.”

Annesinin eski odasında bulunduğunu öğrenmek Tülin’i de çok etkilemişti. Merakla odayu incelemeye başladı. Odada bir zamanlar  iki genç kızın yaşadığına dair bir iz var sayılmazdı. tek kişilik bir yatak bir de kanepe vardı.

“Babam,” dedi Saliha hanım yutkunarak, “odayı biraz değiştirmiş.”

“Annemi görmek istemediği içindir herhalde” dedi Tülin omuzlarını kaldırarak. Bu yaşlı adamın ne diye onun peşine düşüp buralara getirdiğini anlayamıyordu. Yıllarca annesinden nefret ettiği hatta evinden onun izlerini silecek kadar yok saydığı aşikardı. Onlar öleli uzun zaman olmuştu. Üstelik bir kızı ve iki torunu daha vardı kendini yalnız hissediyor da olamazdı.

“Annen çok akıllı bir kızdı” dedi Saliha hanım kanepeye oturarak. Onunla değil de kendi kendiyle konuşuyor gibiydi daha çok, “Babam onun bir gün işin başına geçeceğini düşünüyordu içten içe. Bunu söylememişti ama biliyordum. Ben pek akıllı değildim. Hâlâ değilim.”

“Ben de öyle” dedi Tülin gülerek, “Belki de size çekmişimdir”.

“Belki de” diyerek gülümsedi Saliha yeğenine.

Aslında Saliha’da babasının bunu neden yaptığını anlayamıyordu. Hayatı boyunca duygularını çok belli eden bir adam olmamıştı. Düşüncelerini de öyle. Bu yüzden onu anlamakta zorluk çekerlerdi çoğu zaman. Otoritesi yüzünden söz ve davranışlarını kimse sorgulamamıştı bu güne kadar. Saliha yeğenine şimdi açıklamıyor olsa da, kızı annesinin özelliklerini almış olabilir diye getirmiş olabileceğini düşünüyordu  babasının. Yani Dilara yerine işi ona devredebilirdi belki. Muazez ve Türkan’da aradığını bulamamıştı çünkü.

“Eşyalarını sonra yeleştirirsin, önce  yemek yiyelim” dedi Saliha ayağa kalkarak.

Aşağıda sofra çoktan kurulmuş olmalıydı. Uzun bir yol gelmişlerdi, “Yemekten sonra da biraz dinlenirsin” diyerek çıktı kapıdan. Tülin’de henüz tanıştığı teyzesini takip etti.

Sadri bey üzerini değiştirmiş ve masadaki yerini almıştı. Muazzez ve Türkan’da dedeleri ile birlikte masaya yerleşmişlerdi.

Sadri bey kızı ve  torununun indiğini görünce “Coşkun gelmeyecek mi?” diye sordu.

“Coşkun’un biraz işleri var baba, biz kızlarla yemekten sonra eve döneceğiz” diye cevap verdi Saliha.

Yemek boyunca Muazzez ve Türkan Tülin’i incelediler. Kuzen olmalarına rağmen fiziksel olarakta pek benzemiyorlardı. Türkan kısa boylu ve hafif kiloluydu. Yüzü onlarınkine göre daha çocuksu duruyordu. Bu onu olduğundan daha az akıllı gösteriyordu sanki, ya da belki de gerçekten az akıllıydı.

“Bu bizim işimizi kolaylaştırır” dedi Türkan akşam evlerine döndüklerinde.

“Yani akılsız olması mı?”

“Elbette onu geldiği yere gönderebiliriz kolayca”

“Dedem onun akıllı bir kız oladığını anlayınca vazgeçecektir zaten.” dedi Muazzez düşünceli bir şekilde.

“Yine de işimizi garantiye almamız da bir sakınca yok herhalde.”

“Tamam ama onu göndersek bile bir gün mirasa ortak olacak”

Türkan cevap vermedi ablasına. Aslında ondan hoşlanmıyor olmasının sebebi paraya ortak olması değildi zaten. Muazzez’in böyle düşünüyor olmasına şaşırmıştı. Onun miras hakkında düşündüğünü daha önce farketmemişti. Onun istediği dedesinin onlara sağladığı imkanları korumaktı sadece. Bu konuda paydaş istemiyordu. İlgi ve destek konusunda  yani. Sonrasında paranın aralarında bölüşülmesini hiç dert etmemişti. Hepsine yetecek kadar çoktu zaten her şey.

Sadece Sadri bey hayattayken sorumluluk almadan bunun tadını çıkarabilirlerdi. Sonra para ile sorumlulukta onlara geçecekti.

“Sence dedem kızının ölümünün üzerinden onca yıl geçtikten sonra niye gidip getirdi onu?”

“Ne bileyim, yaşlandıkça duygusallaşıyordur belki” dedi Muazzez.

İkisi de garip bir şekilde onun gelişinden rahatsız olmuştu. Anneleri ise ona kan bağından kaynaklanan bir sempati duymalarını bekliyordu.

Sadri bey ertesi gün şirkete Tülin ile birlikte gelmişti. Sabah kahvaltısında ona sadece hazırlanmasını söylemiş ve bir açıklama yapmadan doğruca işe getirmişti. Muazzez ve Türkan sabahın köründe dedelerinin odasına çağrılınca konunun yeni kızla ilgili olacağını zaten tahmin etmişlerdi.

“Tülin’e şirketi anlatıp, ona iş öğretmenizi istiyorum” dedi kızlar odaya girer girmez.

“Burada mı çalışacağım?” dedi Tülin şaşkınlıkla.

“Beğenemedin mi? Ne iş yapıyordun ki geldiğin yerde?” dedi Türkan çenesini tutamayıp ama sonra dedesinin bakışlarını görünce sustu.

“Dekoratördüm” dedi Tülin.

“Depolardan başlayın” dedi Sadri bey kızlara, “Aşağıdan yukarı doğru öğretin”

Tülin daha eğitimini veya yeteneğini sormadan ona bu büyük aile şirketinde  iş vermeye gönüllü olmalarını anlayamamıştı ama yine de minnettarlık duymuştu dedesine. Demek ki onu gerçekten aileden biri saymıştı. Hevesle kalkıp gitti kızların peşinden.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s