Kalbim anlıyor – Bölüm 1

Dilara hanım eşi ile  evlenebilmek için babası Sadri beye karşı gelmiş ve on yedi yaşını bitirmeye aylar kala evden kaçıp gitmişti. Sadri bey çok sevdiği kızının yaptığı bu baş kaldııryı çok uzun yıllar affedememiş hatta evde ondan bahsedilmesini yasaklamış ve mirasından mahrum bırakacağını açıklamıştı.

Hayatın kimin için daha uzun olacağını kimse bilemiyordu elbette. Dilara hanım ve eşi kızları henüz on beş yaşındayken bir trafik kazasında hayatlarını kaybedince, zavallı Tülin bir süre halasının yanında yaşadıktan sonra, halasının ona daha fazla bakamayacağını söylemesi ile on sekiz yaşına girdiği hafta bir pansiyona taşınmak zorunda kalmıştı. Pansiyonun sahini Nursen hanım bu yaşta bir kızın iş bulup çalışana kadar başına bir sürü şey gelebileceğini bildiği için ondan uzunca bir süre kira istememiş buna karşılık onun ev işlerini ve yemeklerini yapmasını istemiş. Daha sonra da kaldığı odadan doğrudan onun yanına taşınmasını talep etmişti. Tülin Nursen hanımın bütün bunları onun gururun kırmadan yardım etmek amacıyla yaptığını biliyordu. Eğer o olmasaydı gerçektende başına nelerin gelebileceğini Allah bilirdi.

Nasıl olmuşsa Dilara hanım ve eşinin ölüm haberi Sadri beye ancak yedi yıl sonra ulaşabilmişti. Elbette hayatta olan bir torununun da olduğu bilgisi ile birlikte. O zamana kadar Sadri bey diğer küçük kızından iki kız torun görmüş, eşini de bir kaç yıl önce kaybetmişti. Diğer kızı Saliha’dan olan torunlarının büyük olanı Muazzez Tülin ile yaşıt, Türkan ise onlardan dört yaş küçüktü.

Dilara erken yaşta evlenmiş olmasına rağmen eşi ile maddi durumları bir çocuk yetiştirmeye uygun hale gelene kadar hamile kalmamıştı. Yine de onun için hazırladıkları geleceğe kendileri eremeden hayata gözlerini yummuşlardı. On sekiz yaşına geldiğinde babasının kendisi için açtırdığı banka hesabından haberdar olabildi. Anne ve babası onun geleceği veya eğitimi için bu parayı ayırmış olmalılardı. Tülin’e hiç bahsetmemiş olduklarından bunu asla öğrenemeyecekti. Nursen hanımın yanında kaldığı yıllarda bu parayla gerçekten de eğitimini tamamlamaya çalıştı. Çok akıllı bir kız değildi. Bir şeyi öğrenebilmesi için bir kaç kez tekrarlaması gerekiyordu ama azimliydi.

Nursel hanım onun iyi kötü bir üniversite bölümünden diplomasını almasından sonra bir arkadaşının yanına yolladı. Bu arkadaşının özel bir tiyatrosu vardı ve bir dekoratöre ihtiyaçları vardı. Tülin daha önce böyle bir işte çalışmamıştı ama Nursen hanım onun yaratıcı gücü ve yeteneğini farketmiş arkadaşından bu işe onu alarak kendini göstermesine  fırsat vermesini istemişti.

Böylece Tülin iyi bir üniversiteden olmasa da aldığı işletme diplomasıan rağmen, Nursrn hanımın tanıdığının tiyatrosunda dekoratörlüğe başladı. Tiyatronun emektar bir  dekoratörü zaten vardı ve artık çok yorulduğu için altı ay içinde ayrılmak istiyordu. Bu süre zarfında da Tülin’e bildiği her şeyi öğretecekti. Aslında zavallı yaşlı adamın bir acemi ile uğraşacak hali gerçekten kalmamıştı ama ondaki yeteneği farkedip, hikayesini öğrenince  yardım etmeye karar verdi.

Emektar dekoratifin ayrılmasına on beş gün kala, Tülin’in beklenmedik misafiri hayatında yeni bir dönemin başlamasına neden oldu. Gelen Sadri beydi. Uzun uzun düşündükten sonra kızının ölüm haberinin şokunu atlatabilmiş, anne ve babasız tek başına kalan torununu bulmak ve ona sahip çıkmak için yollara düşmüştü.

Saliha kız kardeşinin ölümüne en çok üzülen kişiydi. Yıllarca babasına içten içe çok kızmıştı onu ablasından ayırdığı için ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın ablasının izine rastlayamamıştı. Dilara da ona ulaşmayı hiç denememişti, bir yandan onları ayırdığı için babasına kızarken bir yandan da ona tek bir haber yollamadığı için ablasına kızıyordu. Şimdi ondan yadigar bir yeğeni olması düşüncesinden çok duygulanmıştı. Kızları Muazzez ve Türkan’a ona çok iyi davranmaları için özel ricada bulundu.

Muazzez ve Türkan dedelerinin gözbebeğiyken birden bire ortaya çıkan ve zavallı, ilgi görmesi gereken torun fikrinden hiç hoşlanmamışlardı. İkisi de Sadri beyin kurduğu şirkette çalışıyorlardı. Muazzez üniversiteyi bitirememişti. Türkan ise fena sayılmayacak bir bölümden mezundu. Sadri beyin kazancı torunlarna da fazlasıyla yettiği için kızlar çalışmak istemiyorlardı. Saliha hanım onlarla baş edemeyince Sadri bey ikisini de şirkette yanına almıştı. Böylece iki havai kızın ne  yaptığını takip edebiliyordu.

Muazzez ve Türkan annelerinin gelecek kız hakkındaki bu hassasiyetini anayamıyorlardı. Evet yıllardır görmediği kardeşine üzülebilirdi ama yeğenini hiç tanımıyordu. Üstelik o da anne ve babası öldükten sonra kendi ailesini aramak gibi bir zahmete hiç girmemişti. Duyduklarına göre yabancı bir kadının yanında yaşamıştı uzun süre.

Sadri bey gibi zengin bir dedeyi bulunca elbette kaçırmayacak ve buraya dönecekti. Başka türlü olması da mümkün değildi zaten.

Tülin karşısında dedesi olduğunu söyleyen adamı görünce epeyce şaşırdı. Sadri bey ona kızı ile arasında geçenleri bir kaç cümlede özetledi.

“Bir dedem olduğunu elbette biliyordum ama sizin gibi acımasız biri olduğunu hiç düşünmemiştim” dedi onu anlattıklarından sonra.

“Annen sana benden hiç bahsetmedi mi?” dedi Sadri bey.

“Hayır sizin  uzak bir yerde yaşadığınız için görüşemediğimizi söyledi sadece”

“Sen hiç merak etmedin mi peki?”

“Hayır etmedim. Kızını ve torununu gelemese bile hiç arayıp sormayan birini merak etmem için bir neden var mı?”

Sadri bey kızın bu kadar eleştirel yaklaşmasına bozulmuştu, hem kızı yıllar önce ona sırtını dönmüş, şimdi de torunu ona laf çarpıyordu.

“Annene benzemiş olmalısın” dedi ona gülerek, “Seni götürmeye geldim.”

“Nereye?”

“Elbette yaşaman gereken yere bizim  evimize”

Tülin birden bire karşısına çıkan bu yaşlı adama içten içte bir kızgınlık hissediyordu. Annesini yıllarca arayıp sormamıştı, hatta onlar öldüğünde bile ortaya çıkmamıştı ama şimdi gelmiş onun hayatı üzerine karar verdiğini söylüyordu.

“Üzgünüm ama sizinle yaşamak istediğimi sanmıyorum” dedi nazikçe.

Sadri bey bir şey  söylemeden  ayrıldı tiyatrodan. Akşam eve döndüğünde Nursen hanım ile ikisi kahve içiyorlardı. Dedesinin onu her yerde buluyor olmasına şaşırmıştı biraz. Sadri bey bir kez daha teklifini tekrarladı ama Tülin istemediğini söyledi.

Onun yine sessizce gitmesinin ardından Nursen hanım Tülin’i karşısına alıp uzun uzun konuştu. Onun hakkettiği bir mirası olduğu ve bunun da annesinin payı olduğunu eğer dedesi ile gitmezse annesini bir kez daha hakkından mahrum bırakacağını söyledi. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama Nursen hanım onu bir şekilde annesinin hakkını bu şekilde koruyacağı konusunda ikna edivermişti.

Sadri bey sanki bu konuşmadan haberi olmuş gibi ertesi sabah erkenden geldi onu almaya.

“Tiyatroya devam edemeyeceğini ben söylerim” dedi Nursen hanım göz yaşları içinde ona sarılırken, “Beni habersiz bırakma sakın”

(devam edecek)

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s