Korku evi – Bölüm 4

Biraz daha yürüdükten sonra genişleyen galeri yeniden daralmaya başladı ama duydukları sesler de artık daha yakından geliyordu.

“Diğer gruplara yetişmiş olmalıyız” dedi Özgür çocuklara dönüp.

Birden bire yeniden geniş bir galeriyle çıktılar. Galerinin bir  ucunda bir masa vardı. Masanın üzerinde rulo haline gelmiş bir takım kağıtlar ve pizza kutuları duruyordu.

“Hey gödünüz mü kafedeki adamların aldığı pizzalar olmalı bunlar!” dedi Soner.

Özgür masaya doğru yürüyünce  hepsi oraya yönedi. O haritalara bakarken, Soner pizzadan bir dilim koparıp yemeye başladı.

“Ne  yaptığını sanıyorsun?”  dedi Doğukan ona.

“Kafede pizza yiyeceğiz dediğiniz için ben annenin hazırladığı tabağı bitirmedim ve açım. Pizzalar burada olduğuna göre oyunun bir parçası olmalı” dedi Soner pizzadan bir daha ısırıken.

Açlık hissetmeye başlayan diğerleri de uzandılar pizza kutusuna böylece. Biraz sonra iki kutuda da hemen hiç pizza kalmamıştı.

“Haritalar bu tünel ve galerileri gösteriyor sanırım sonuna çok kalmamış” dedi Özgür ağzındaki pizzayı yutarken.

Hepsi etrafına bakınıp hangi yoldan gideceklerini araştırmaya başladılar galerinin daralan kısmında yine yukarı çıkan bir merdiven vardı. Diğer taraftan ise tünel devam ediyor gibi gözüküyordu. Bununla birlikte bir tünel daha tam ters yöne gidiyordu.

Merdivenlerin çıktığı yerden sesler gelmeye başlayınca birden bire tünellerden birine doğru koşmaya başladılar.

“Neden kaçtığımızı anlamadım?” dedi Alper koşmaya devam ederken.

“Bu grupların henüz bizden haberi yok onları yenebiliriz” dedi Özgür.

Tam olarak ne demek istediğini anlayamamışlardı ama galiba gizli oyuna dahil olup rekabete girmeden onları yenebileceklerini kastetmişti.

“Peki ama ne için yarışıyoruz” dedi Oğuz nefes nefese.

Bu arada yine yukarı çıkan merdivenlerin olduğu bir yere gelmişlerdi.

“Biraz öncekine çıkmadık” dedi Tuna, “Buna çıkacak mıyız?”

“Orada diğer grup vardı, onları geçmek için çıkmadık” dedi Özgür.

“İyi ama bir şeyler kaçırmış olabiliriz”

“Kostümlerimize bakacak olursak oradan bir şey kaçırmış olmamıza hiç üzülmüyorum” dedi Doğukan.

Bu arada az önce koşarak ayrıldıkları galerideki adamların tuhaf yaratıklar gördüklerini sandıklarını ve bu yaratıkların yemeklerini yediği için paniğa kapıldıklarından haberleri yoktu.

Adamların başı olan orta yaşlı adam, bunun mümkün olmadığını, onların toprak taşyıcılar olma ihtimalinin yüksek olduğunu anlatmaya çalışıyordu onlara.

“İyi ama patron neden elleri boştu ve bankaya doğru koşuyorlardı o zaman, toprağı dışarı çıkarmaları gerekmiyor muydu?”

“Onları gördüm hespi cinlere benziyordu, bence bu kazdığımız yerde mezarlar olmalı. Sonunda hepimizi lanetleyecekler!”

“Saçmalayıp durmayın, kasabanın bu bölgesinde hiç bir zaman mezarlık olmadı. Cin diye bir şey de yok  ayrıca. Pizzalarınızı kimin yediğini gidip kendim bulacağım az sonra, siz işinize bakın. Ahmet ve Hüseyin gidip yeni pizzalar alsınlar.”

“İyi de patron pizzacı çoktan kapanmıştır.”

“Gidip yiyecek bir şeyler bulun o zaman adamlarınız açlıktan hayalet görmeye başladılar!”

Çocuklar merdivenlerden yukarı çıkma konusunda hem fikir olunca yine Özgür önde diğerleri arkada çıkmışlardı. Alper bu sefer baştan bir yağ lambasını yanına almayı akıl ettiği için içeriyi net bir şekilde görebiliyorlardı.

Hepsinin ağzı bir karış açık kalmış hayretle etraflarına bakınıyorlardı.

“Bir hazine bulduk sanırım!” dedi Soner heyecanla.

“Saçmalamayın bu oyunun bir parçası bu paralar gerçek olamaz!” dedi Özgür.

“Yine de ne kadar çoklar düşünsene bu kadar paramız olduğunu” dedi Alper banknotlardan birini eline alıp.

Yerde içine para doldurulmuş bir kaç çuval duruyordu.

“Acaba kalanları şu yerdeki boş çuvallara mı dolduracağız?” dedi Tuna çuvallardan birini eline alarak.

“Bence bu oyuncuları oyalamak için bir tuzak çıkışı bulmalıyız” dedi Özgür hazine odasının kapısına yürüyerek. Kapıdaki gemi dümenine benzeyen kolu çevirmeye çalıştı ama gücü yetmedi. Doğukan ve Alper ona yardıma gittiler. Oğuz hayran hayran paralara bakıyordu. Bütün korkusu geçmiş gibiydi. Tuna ve Soner’de yardıma gidince dümen gıcırtı ile döndü ve kapı açılmaya başladı. Kapının kendisi de en az dümen kadar ağırdı ve zor açılıyordu.

Tam o sırada merdivenleri çıkıp hazine odasına giren patron, yüzleri maskeli bir sürü kişiyi görünce

“Siz de kimsiniz? Ne halt ediyorsunuz burada!” diye bağırdı. Çocuklar tanımadıkları bu yabancıyı görünce, oyunun bir parçası sanıp, araladıkları ağır kapıdan hızla geçip koşmaya başladılar. Bu arada bütün binanın sesini bir alarm sesi sarmıştı.

“Sanırım diğer gruplara yakalanmamız gerekiyordu” diye bağırdı Özgür koşarken.

Alper, “Burası sizce de bankaya benzemiyor mu?” dedi birden bire durup. Adam peşlerinden gelmiyordu, hepsi durdular.

“Evet burası banka” dedi Doğukan.

“Yani o paralar gerçek miydi?” dedi Oğuz heyecanla elinde bir banknot tutuyordu.

“Onu neden  aldın?” dedi Özgür.

“Çok gerçekçiydi” diye cevap verdi Oğuz.

“İyi ama burası gerçek bir banka olamaz bir oyun da değil miydik?” dedi Tuna soran bakışlarla.

Polis sirenleri duyunca iyice irkildi hepsi.

“Bence oynamayı bırakalım ve birilerinin bizi yakalamasını bekleyelim” dedi Soner.

Özgür bunun bir oyun olduğundan emindi ve kaybetmek istemiyordu.

“Buradan çıkabiliriz!” dedi arkadaşlarına bakıp.

“Evet ama nasıl?” dedi Doğukan.

Sonra yeniden kapıya doğru koşmaya başladılar Özgür’ün ardından. Kapı kilitliydi, demir parmaklıkların ardından polis arabalarını görebiliyorlardı.

“Bu da mı oyun?” dedi Tuna sesi yeniden tedirgin çıkmaya başlamıştı.

“Durun bir dakika, korku evi eski caddede değil miydi?”

“Evet”

“Korku evinin yanında tiyatro ve onun yanında da banka yok muydu?”

Hepsi endişeyle Alper’in yüzüne bakmaya başladılar.

“Peki ama  broşür?” dedi Özgür.

İyice kafaları karışmıştı ki polis dışarıdan kapıyı açtı ve altısını da tutuklayarak karakola götürdü.

Bir hafta sonra ailelerinin onlara verdiği ceza bittiğinde olanları konuşuyorlardı. Gerçek bir banka soygununun içine girmişlerdi bilmeden. Adamlar bir korku evi işletmiyorlar banka soyuyorlardı. O binada yaşayan sakat adam onları kovalayan adamdı ve elbette sakat değildi. İnsanlara yalan söylüyordu sadece eskiden fabrikada çalıştığına dair. Çok fakirdi ve  terkedilmiş bir binada yaşıyordu. Kimse ondan şüphelenmiyordu böylece. Broşür işin içinde olanlara dağıtılan bir anahtar gibiydi. O broşüre sahip olanlar kendilerindendi ve aslında bütün kazı planı broşürde  yer alıyordu. Korku evi planın adıydı sadece. Önce halk evine girip oradan kasa duvarını delmeyi planlamışlardı ama duvardaki kalınlığı farkedince zeminden girmenin daha iyi olacağına karar vermişlerdi.

Halk evi her zaman açık olmadığı için kostüm odasına açılan bir tünel kazdıklarını kimse farketmemişti.  Kazıda çalışan adamlar ceplerindeki broşürü kafede unutmuş olmasalardı asla yakalanamayabilirlerdi. Ancak çocukların işin içinde olmadıklarına polisi ikna etmeleri oldukça zor olmuştu.

Çocukların aileleri Doğukan’larda olduklarını zannederken hepsinin karakolda olduğunu öğrenince şoka girmişlerdi. Özellikle Mehtap hanım ve Serhat bey diğer tüm ailelere karşı mahcup olmuşlardı. Bu yüzden Doğukan’ın cezası diğerlerininkinden daha uzun sürecekti. Sadece okula gitmek için evden çıkmasına izin vardı. Garaj kesinlikle yasaktı.

Gerçekten yaşamak istedikleri türden büyük bir macera yaşamışlardı. Hiç biri Doğukan’ın on altıncı doğum gününü ömrü boyu unutmadı.

SON

 

 

 

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s