Korku evi – Bölüm 3

“Belki bu da oyunun bir parçasıdır. Aşağı nasıl ineceğimizi kendimiz bulacağız” dedi Özgür fısıldayarak.

O fısıldayarak konuşmaya başlayınca diğerleri de daha sessiz olmaya çalıştılar.

“Oyun gruplar halinde oynanıyor olabilir. Bizden önce başka gruplar gelip aşağı inişi bulmuşlardır belkide.” diye devam etti konuşmaya sonra.

“Bu bir yarışma mı yani?” dedi Alper heyecanla. Sesi biraz yüksek çıkınca Tuna hemen onu uyardı.

Birden bire hepsini aynı heyecan sarmıştı. Gizemli bir oyunun parçası olma hissi.

“O halde kapıları açıp odalardana aşağı inen bir şey yol var mı diye aramaya başlayalım” dedi Tuna.

“Bu bir bilgisayar oyunu değil ki?” dedi Oğuz, “Burası gerçek bir bina aşağı iniliyor olsaydı bir merdiven olması gerekmez miydi?”

“Evet ama bir korku evi planlarken merdiveni iptal etmiş olabilirler öyle değil mi? Sonuçta bu da bir oyun ve bence başladı bile.” diyerek kapısı açık odalardan birine yöneldi Özgür.

Diğerleri parmak uçlarına basarak hemen onun peşine yöneldiler.

“Tamam da hepimiz bir arada gezersek hızlı çözemeyiz ki! Siz de diğer odalara bakın!” dedi Özgür onlara dönüp.

Oyunun heyecanına kapılmış olsalar da hiç biri tek başına hareket etmek istemiyorlardı. Alper, Tuna ile Doğukan’da Soner’le odalara bakmaya başladı. Oğuz Özgür’ün yanında kalmanın en güvenli yer olduğuna karar vermişti. O diğerlerinden iri ve cesurdu. Herhangi bir durumda onu koruyabilirdi.

“Keşke telefonlarımızı yanımıza alsaydık” dedi Soner, “Hiç değilse ışıklarından faydalanabilirdik o zaman”

“Bir şey buldum” diyem sesi duyuldu Alper’in koridordan ve hepsi birden koridora çıktılar. Koridorun en sonunda aşağı inen merdivenler vardı. Ama bu merdivenler bir binanın merdivenleri gibi değil, kazılmış bir kuyunun için iniyor gibiydi. Kuyunun içinden zayıf bir ışık geldiği için çok fazla basamak olmadığını seçebiliyorlardı.

“Sizce iniş burası mı?” dedi Doğukan diğerlerine bakarak.

Hiç biri emin olamıyordu daha önce bir korku evine de girmemişlerdi bu yüzden bilgisayar ve konsol oyunlarında olduğu gibi oyunun içine yerleştirilmiş tuzaklar olup olmadığından emin değildirler.

“Peki neden hiç bir ödeme yapıp, bilet almadık?” dedi Oğuz birden bire.

Gerçekten de binanın içine girip biren bire kendilerince oyuna dahil olmuşlardı.

“Acaba oyun bitince mi ödeniyor?” dedi Soner soru hepsinin aklını kurcalamıştı.

“Ayrıca oyunun kurallarını falan anlatması gerekmiyor mu birinin? Yani amacımız ne bilmiyoruz aslında” diye ekledi Tuna.

“Broşürde mi yazıyordu acaba?” diyerek ceplerini karıştırdı Özgür ama bulamadı, “Eminim orada yazıyordu ama dikkat etmedik” dedi sonra arkadaşlarına bakıp, “Ne yani vaz mı geçiyorsunuz şimdi”

“En kötü ne olabilir ki? Oyuna paramız yetmez o zaman ailelerimizi ararız”

“Bence de devam edelim” dedi Doğukan. Hayatı boyu böyle heyecanlı bir doğum günü olmamıştı.

Özgür arkadaşları bir kez daha şüpheye düşmeden inmeye başladı merdivenleri. Oğuz en güvendiği kişi inince hemen peşinden indi. En korkan olanın en cesurun peşinden gitmesi hepsini gaza getirmişti. Diğerleri de hiç tereddüt etmeden indiler Oğuz’un ardından.

Aşağısı bir maden ocağına benziyordu. Duvarlarda yağ lambaları asılmış, kalın kalaslarla kazılan yolların çökmemesi için destek yapılmıştı. Ses ve uğultuler gelmeye devam ediyordu. Özgür hepsinin indiğini görünce tünel boyunca ilerlemeye başladı.

“Burada havasızlıktan ölme şansımız var mıdır?” dedi Tuna. Bu sefer onunda sesi tedirgin çıkmıştı.

“Burada hava olmasaydı ateşte yanmazdı ahmak!” dedi Alper.

Ahmak lafına bozulan Tuna ters ters baktı arkadaşına ama cevap vermedi. Yerin altında olma duygusu onu tedirgin etmişti.

“Evden çıkmaya çalışmamız gerekmiyor muydu? Biz evin altına gidiyoruz” dedi Oğuz, Tuna’nında tedirgin olduğunu hissedince kendi korkuları da yeniden depreşmişti.

“Dünyanın öbür ucundan çıkacağız” dedi Özgür arkasına bakmadan.

Alper gülme sesini saklayamadı.

Yolculuk aralarında bir  cesaret yarışına dönmeye başlamıştı.

Beş dakika kadar yürüdükten sona bir ayrıma geldiler.

“Ne tarafa gideceğiz şimdi?” dedi Doğukan.

“Bu defa ayrımamalıyız” dedi Özgür kendinden emin bir sesle. En önde yürüyen ve ilk harekete geçen olarak grubun lideri gibi olmuştu, “Bu defa ortada buluşacağımız bir koridor yok”

“O halde ne tarafa gideceğiz?”

“Seslerin geldiği tarafa bence” dedi Soner sol taraftaki tüneli gösterererek.

“Ve şey, geri dönememiz gerekirse diye belki de işaretler koymalıyız” dedi Tuna

“Zaten dümdüz yol gelmedik mi ne işareti koyacağız?” dedi Alper hayretle.”

“Şşt! Soner haklı sesin geldiği yöne gitmeliyiz herkes o yöne gitmiş” dedi Özür.

“Ya hata yaptılarsa” dedi Doğukan bu sefer, “O zaman onlarla kaybederiz”

Hepsi dönüp Özgür’e baktılar.

“Doğru! Ancak kuralları bilmiyoruz ki?”

“Ama onlar biliyor olmalılar, bizden önce geldiler.” dedi Alper.

Bu defa hepsi onu haklı buldu ve Soner’in dediği gibi seslerin geldiği tarafa gitmeye karar verdiler. Yüz adım sonra tünel genişleyip bir galeriye dönüşmeye başladı. Galerinin sağ tarafında kalan yerde tıpkı aşağı indikleri gibi bir merdiven vardı.

“Burası çıkış mı acaba?” dedi Oğuz sevinçle.

“İyi ama sesler buradan gelmiyor ki? Öyle olsa yolun bitmesi gerekmez miydi?”

“Ayrıca sadece dümdüz yol geldik, eğer korku evi dedikleri buysa dostum ben para filan vermem” dedi Alper ellerini cebine sokarak.

“Yine de yukarı çıkıp bakmalıyız, oyuna dahil olmasa eklemezlerdi. Belki orada işimize  yarayacak bir şeyler vardır.” dedi Özgür ve doğrudan merdivenlere yürüyüp tırmanmaya başladı.

Çocuklar da yine sorgulamadan onun peşinden gittiler. Merdiven ile çıktıkları yer de tıpkı indikleri yer gibi karanlıktı. Gözleri alışsın diye biraz beklediler.

“Neden aşağıdaki lambalardan birini alıp öyle gelmiyoruz” dedi Tuna.

“Haklısın, bekleyin” dedi Alper ve yeniden aşağı inip duvara tutturulmuş yağ lambalarından birini alarak geri geldi.

Alperin dönmesiyle aydınlanan yerin bir oda olduğunu anlayabildiler. Kapı kilitliydi.

“Burası odadan çok bir dolaba benziyor” dedi Özgür askılarda duran kıyafetlere bakarak.

Gerçekten de sanki bir maskeli baloda kullanılacakmış gibi kıyafetler vardı odanın içinde.

“Belki de oyuna bunlarla devam etmemiz gerekiyordur, baksana maskeleri de var” dedi Soner birini göstererek.

“Ne yani şimdi bunları mı giyeceğiz?” dedi Doğukan şaşkınlıkla.

“Bu odada başka ne amacımız olabilir ki?”

“Belki kapıyı açmamız falan gerekiyordur” dedi Doğukan yeniden.

“Öyle olsaydı bunu bizden öncekilerde yapardı. Herkes bir  kıyafet seçsin kendine!” dedi Özgür. Lider olarak son sözü söyleme hakkını kendini görüyordu.

“Çok saçma!” diye söylendi Doğukan, “Bunların içinde palyaçoya benzeyeceğiz!”

Hepsi kendine bir giysi  seçip giydikten sonra yeniden merdivenlerden aşağı indiler. Üzerlerindeki giysilerin geniş kolları ve kuşakları olduğundan eskisi kadar rahat hareket edemiyorlardı şimdi. Hepsi yüzüne giysi ile alakalı olmasa da bir maske geçirmişti. Bu yüzden içerisi olduğundan daha sıcak geliyordu  şimdi.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s