Son Yarmakanlı – Bölüm 2

Hiç beklemedikleri bir şekilde ilk gündönümünde seçilmeden hepsinin birden orman ekolüne kabul edildiğini duyan otuz genç ve yakınları çok heyecanlanıp sevinmişlerdi. Ekol heyeti az rastlanır bu geniş kabulun sadece bir aylık bir süre kapsadığını. Bi rkereye mahsus olmak üzere başvuruların otuz günlük süreçte yapılacak testlerle eleneceğini duyurdular.

Bir kerede elenmektense otuz gün içinde başarabileceklerine olan inançları hepsinin çok sağlamdı. Ekole bir kez girdikten sonra hiç birisi kapı dışarı edileceğini düşünmüyordu ki zaten ekolün kapıları sadece iki gündönümünde açılıyordu.

Hepsi zaten eşyası ile gelmiş olan gençler aileleri lie vedalaşıp açılan geçitlerden girdiler. Geçitler özel işaretli ve yaşlı ağaç köklerine bitişikti. Ağacın kökü kadar inilen merdivenlerin ardından ekolün asıl ana kapısına ulaşılıyordu. Geçitler bir dahaki gündönümü seçimine kadar açılmayacaktı.

Ekol hakanı hemen ertesi sabah otuz kişilik bu grubun kök salonunda elemelerine başlanmasını istedi. Dört geçidi açabilen ırkın dört enerjiye hakim olması gerekiyordu. Henüz çok genç olan bu çocuklar güçlerinin bilincinde değildiler. Bu nedenle onaları açığa çıkarıp ele verecek testlere tabi tutulacaklar. Bununla birlikte dayanıklılıkları da ölçülecekti. Göçebe ırkların mensuplarında fiziksel hareket güçleri bile farklı olabiliyor ve üstünlük sağlıyordu.

Irkların bir kısmı saklanarak devam edebildiğinden kendi çocukalrından bile tarihlerini saklayabiliyorlardı. Çocukların onları ele verme ihtimali yüksekti bu nedenle gerçekte kim olduklarını bilmeden büyütülüyorlar. Irkların şamanalrı tarafından özel olduklarına inanilanları orman ekolüne teslim ediliyordu.

Orman ekolü bin yıllardır olan tarihi boyunca sarsılmaz bir eğitim kurumu olarak devam etmişti. Ancak son yüzyılda gölge efendilerin ekolün içine sızdığına dair bir takım dedikodular dolanıyordu. Ekol hakanı bunun mümkün olmadığına dair açıklamalar yapsada, ırkların bir çoğu bu dedikoduyu duymuştu.

Gölge efendiler ekolde tarihi, kültürü olan tüm ırkların üzerinde bir yapay ırk geliştirmek istiyorlardı. Böylece diğer tüm ırkları yok ederek kadim gelenek ve ırkların özellikleri ile tüm dünyayı yeniden kontrol altına alabileceklerdi.

Geçmişte yaşayan ırkların hepsinin kendine ait yaratılış sırları vardı. Yeryüzü barışı bu sırların korunması ile mümkün oluyordu. Her ırk kendi sırrını hem koruyor hem yeryüzü cennetinin korunması için kullanıyordu. Irkların yok olmaya başlaması ile dengeler bozulmuş yeryüzünde gölge  efendiler boşalan bölgeleri ele geçirmişler ama sırların tamamına hakim olamadıklarından gücü ele geçirememişlerdi. Yeryüzü giderek farklılaşarak normal insan türü hakim olunca tüm ırklar çekilmek veya saklanmak zorunda kalmış sırlar eksildiği için yeryüzü üzerinde hakimiyetleri sona ermişti. Kaybolan ırklar ve onların  sırları orman ekolünde bulunabilirdi. Tüm sırları bir araya getirip onları tek ırkta toplayabilenler yeniden yeryüzüne hakim olabilirlerdi. Gölge ırkın sahip olabileceği bu bedenleri yaratmak için göze alamayacağı şey yoktu. Onlar yarı geçirgen (eterik) bedenli olduklarından yeryüzünde sıkıştırılmış enerji kaynaklarını değerlendiremiyorlardı.

Ekol hakanı ve  heyettekiler dört geçidi bile açabilen bu şuursuz gücün ekole katabilecekleri konusunda çok heyecanlıydılar. Kadim bilgiler, efsane profesörleri bir araya gelerek, kayıp ırklar başlta olmak üzere bu otuz çocuk üzerinde aranabilecek güçleri listelediler. Bir ay boyunca kullnabilecekleri özelliklerini ortaya çıkarabilmeleri için gerekli tüm koşullar onlara sağlanacaktı. Bu otuz günün sonunda kendilerini açığa çıkarmış olacaklarından saklanma imkanları da olmayacaktı. Ancak ondan sonra kalanlar ekole gerçek kabullerini yaptırabilecekler. Başarısız olanlar ise gündönümü gelmeden dip yola gönderileceklerdi. Dip yol orman ekolünün arka kapısı gibiydi ve büyülerle dolu bir labirentti. Oradan içeri girmekte dışarı çıkmakta imkansızdı. İkinci gün dönümü seçimine  kadar gereksiz bir kalabalık ile uğraşmaya kimsenin vakti uygun değildi. Elbette bu bilgi ailelere ve çocuklara açıklanmamıştı.

Gündüz uygulanan testlerle birlikte her birine rüya yakalama uygulaması yapılacaktı. Çocukların yatakhanelerinde özel olarak dizayn edilmiş yatak ve yastıklar sayesinde onlar uykudayken bile düşünceleri ve hayalleri talip edilecekti. Bir çok seçilmişin türü rüyalarında bilinçaltından gelen rol yüklemeleri ile de tesbit edilebiliyordu.

Bangu Karakçı’nın öğrettiği gibi başını yerden hiç kaldırmıyor, kimsenin yüzüne bakmıyordu. Dolayısıyla sessiz İltekin ve çok yediği için diğerleri tarafından dışlanılan Sundar’ın kim olduklarını bilmiyordu. Sadece uzakta durduğunda duyduğu konuşmalardan ikisinin sürekli gruptan ayrı tutularak alaya maruz kaldıklarını duyuyordu. İltekin gruptaki herkesten iri ve o kadar da saftı, Sundar ise doyduğunu bilemediği bir hastalığa sahipti. Hiç durmadan acıkıp yemek istiyor sonra da kusuyordu.

Her gece uyanıp yemekhaneye indiği için ekolden dört günde dört ihtar almıştı. Diğerlerinide uyandırıp rüya yakalama uygulamasını bozduğu için ekol heyeti onu doğrudan dip yola yollamakla tehdit ediyordu.

İltekin cüssesine göre kendisine verilen yemeklerden ayırıp gizlice Sundar’a vermeye başlamıştı. Böylece kız gece acıksa bile İltelin’in verdiği yiyeceklerden yiyebilirdi. Ancak rüya yakalama uygulaması onun uyandığını farkettiğinde durduğu için onun ayrı bir odaya alınmasına karar verildi. Hakan bir aylık süre dolana kadar orada yatmasına ve sonuç ne olursa olsun dip yola gönderilecekler listesindeki ilk kişi olmasına karar vermişti.

Zaten baştan elendiğini bilmeyen Sundar ekolde kalmak için kendiyle mücadele veriyordu. Gece gitmesi yasaklandığı için uyku seanslarından önce gizlice mutfağa gitmenin bir yolunu bulmuştu ancak onu bir kaç kez gören Mataş eğer onun her istediğini yapmazsa ekol heyetine uyku seansından önce mutfağa indiğini söyleyeceğini haykırırken Bangu duydu. Sürekli yere baktığı ve kimseyle konuşmadığı için ekolde onun adını “hayalet” koymuşlardı.

Sundar Mataş’a ekol heyetine  söylememesi için yalvarmaya başlayınca Bangu dayanamayıp Mataş’ın önüne dikildi. Mecburen hâlâ yere bakıyordu ama yüzündeki tuhaf ışıldama farkedilebiliyordu.

“Bu kızdan uzak duracaksınız, onun yerine bana söyleyeceksin istediğini” dedi Bangu kendini bile korkutan bir sesle.

Beklemediği bir anda hiç konuşmayan hayaletin yüzünden ışık saçarak tuhaf bir ses tonu ile konuşması Mataş’ı korkutmuştu.

“Bunu unutmayacağım” dedi korktuğunu belli etmemeye çalışarak ve  hırsla arkasını dönüp yürüdü.

Sundar kendisini kurtaran hayalet’e minnet borçluydu. İltekin ona yiyecek vermiş, hayalette ekolda kalabilmesi için Mataş’ın karşısına dikilmişti.

Eğitimin altıncı gününde ırkından gelen özellileri olan gençler artık belli olmaya başlamıştı. Rüya yakalama uygulaması da ilginç bilgiler sağlıyordu.

En ilgi çekici rüyaları Bangu görüyordu. Çocuklar rüyalarının takip edildiğini bilmedikleri için kendilerini kontrol altında tutmuyorlardı elbette.

Bangu her nasıl oluyorsa İltekin’i görüyordu rüyasında. Tuhaf giyinmiş ve yüzleri örtülü bir grup tarafından ormanda kovalanıyordu her seferinde. Grup tam Bangu’ya ulaşıyor ve Bangu kendini korumak için kollarını kaldırıyorken İltekin beliriyor, bu tuhaf varlıkları bir vuruşta yere seriyor ve Bangu’yu kurtarıyordu. Bangu’da uyandığında rüyalarını hatırlasa bile kimsenin yüzüne bakamadığı için gördüğü delikanlının İltekin olduğunu farketmiyordu.

Orman ekolü çok farklı ırklara mensup bu iki gencin arasındaki bağın ne olduğunu henüz anlayamamıştı.

(devam edecek)

 

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s