GenimeTürk – Bölüm 4

Engin koltukta yeniden gözlerini açtığında karşıdaki koltukta battaniyesinin üzerine yüz üzeri yatırılmış bir bebek gördü önce, mutfaktan güzel kokular geliyordu.

“Aman Tanrım!” diye doğruldu yerinden.

Yoksa Feyza doğum yapmış ve o sırada bir  şok geçirerek kabuslar görmüş ve tüm olan biteni kaçırmış mıydı? Küçüklüğünden beri kriz anlarında soğuk kanlı olamaz ya ağlar, ya da bayılırdı. Büyük ihtimalle Feyza’nın sancıları tutunca onunla ilgileneceğine  düşüp bayılmıştı. Doğum çoktan gerçekleşmiş, eve gelinmiş ve şimdi  oğlu kanapenin üzerinde uyuyordu.

Bebeğin başucuna gidip işaret parmağı ile küçük  alnını okşadı. Ne kadar da küçüktü.

“Feyza!” diye seslenerek mutfağa yöneldi.

Mutfakta omlet pişiren genç kadın gülümseyerek baktı ona.

“İyi ama sen Feyza değilsin ki?” dedi Engin şaşkınlıkla. Bu bir gün önce yağmurda bulup eve getirdiği kadındı. Üzerinde Feyza’nın giysilerinden biri vardı ve bu durumda içerideki bebekte onun  değil bu kadının bebeğiydi.

Bir an için başı dönünce tezgaha yaslanmak zorunda kaldı. Genç kadın hemen  elindeki işi bitirip onun yanına geldi.

“Hayatım iyi misin? Rengin bembeyaz oldu. Gel seni salona götüreyim yeniden.” diyerek onun  koluna girdi ve salona doğru yürütmeye başladı.

“Hayatım mı?” diye mırıldandı kendi kendine önce ve hızla kolunu kadının kolundan çekti.

“Sen kimsin? Seni bahçede buldum dün sadece, bu gün karımın kıyafetlerini giyip evin sahibi gibi davranmaya başlamışsın?”

“Enginciğim çok yoruluyorsun son günlerde, gel önce salona geçelim. Hem bak kızımız da uyuyor orada. Sen onun yanında beklersin.”

“Ne kızı? Benim oğlum olacak!”

“Tamam kocacığım haklısın. Haydi gel önce. Şu ilaçlarını içireyim ben sana. Bak giderek kötüleşiyorsun yine. Yarın için doktorundan randevu alacağım lütfen git!”

“Ne doktoru ben hasta falan değilim. Karım ve oğlumu arıyorum sadece!”

“Engin bir buhran geçiriyorsun. Bu son görev aldığın projedeki bütün mühendislerde benzer semptomlar saptandı. Lütfen sakin ol ve hatırlamaya çalış. Yarın şirketin servisi seni önce doktoruna bırakır.”

Engin bir an için kendinden şüphe ederek sakinleşti ve kadının komutuna uyarak salondaki koltuğa geri döndü. Bebek gürültülerine uyanmış tatlı sesler çıkararak ayaklarını yakalamaya çalışıyordu.

Daha dün bahçede gördüğü bebekten en az iki ay büyük görünüyordu şimdi. Gerçekten de karısının dediği gibi bir hastalık mı atlatıyordu acaba? Deneyler sırasında solunan gazlar, parlamalar ve benzeri etkilerle geçici durumların yaşanması normaldi. Her zaman öngörülen şeyler olmayabilirdi bunlar. Belki de bir kaç gündür gördüğü halisünasyonların nedeni gerçekten de buydu. Şirketin doktoruna daha  önce de defalarca gitmişti ona güvenirdi. Ertesi gün  onunla detaylıca konuşup neler olduğunu öğrenebilirlerdi. Karısı onu salona bıraktıktan sonra yeniden mutfağa döndü.

“Hayır ama Feyza’nın yüzü bu değildi ki!” dedi yine kendi kendine. İnsan aşık olduğu kadının yüzünü unutabilir miydi. Evin bir yerlerinde mutlaka fotoğrafları olmalıydı. Feyza’nın fotoğraf tabletlerini sakladığı dolap aklına geldi. Yerinden kalkıp oraya doğru yöneldiğinde, mutfaktaki genç kadın yemeğin hazır olduğunu seslendi. Salona gelip minik bebeği de kucakladı ve Engin’in kalkmasını bekledi.

Tabletleri sonra aramaya karar verip kadının peşinden  mutfağa gitti ve masadaki her zaman ki yerine oturdu. Yan gözle genç kadını takibe alıp, çorbayı içmek için elini kaşığa attığında çatalı tabağa daldırdığını farketti. Çorba kaşığı karısının her zaman koyduğu yerde değildi. Feyza o solak olduğu için yemek servislerini hep ona göre dizerdi. Çorba kaşığı ve bıçak sola, çatal sağa. Kadına bir şey belli etmemek için o bebekle ilgilenirken çatalı peçete ile silip, kaşığı eline aldı. Bu kadın kesinlikle Feyza olamazdı. O hasta falan değildi. Her şeyi doğru hatırlıyordu. Bu bebekte onun çocuğu değildi. Onun bir kızı değil, oğlu olacaktı ve doğuma daha bir ay olmalıydı. Bu bebek her nasılsa bir günde iki ayda büyümesi gereken kadar büyümeyi başarmıştı.

“Bu gün ben şirketi arayıp gelmeyeceğini bildirdim ama yarın artık gitmek zorundasın, o yüzden istersen yemekten sonra uyu hemen” dedi genç kadın gülümseyerek.

O ana kadar saati farketmeyen Engin neredeyse yeniden akşam olduğunu anladı. Oysa bu kadın ve çocuğu bulduğunda akşamdı yine. Demek ki o koltukta on iki saate yakın uyumuştu en az. Onca uykudan sonra elbette uykusu yoktu ama yine de kadına gülümseyerek yanıt verdi. Kim olduğunu bilmediği bu kadına karşı temkinli olmaya karar vermişti. Bilgisayarının ekranında kuralları okuyamadığı oyun aklına gelmişti yeniden. Bu yaşadıkları ile bir bağlantısı olabilir miydi acaba?

Çorbasını hızlıca içip, doyduğunu söyledi ve mutfaktan çıkıp fotoğraf tabletlerini bulmak için ayağa kalktı ama kadın kucağındaki bebeği de onun eline tutuşturarak o mutfağı toplayana kadar kızları ile ilgilenmesini istedi. Ondan sonra yatağa gidip uyuyabilirdi.

Bir şey diyemeden küçük kızı kucağına alıp salona geçti. Gerçekten çok sevimlü küçük bir bebekti bu. Kendi oğlu da doğduğunda bunun gibi olacaktı muhtemelen. Bebeğin bütün bu olanlarla bir ilgisi ya da bilgisi olması mümkün değildi. Muhtemelen bu kadın onu kullanıyordu sadece. Bu yüzden bebeği göğsüne yaslayıp ona sevgi gösterme ihtiyacı duydu. Zavallı bebek nasıl bir şeyin içinde yar aldığını bilmiyordu bile.

Gözlerini açtığında yataktaydı. Saat her sabah ayarladığı gibi çalıyordu. Uzanıp kapattı. Hemen başını yana çevirip kadını kontrol etti onun tarafı boştu. Elbette bir umutla dönünce Feyza’yı görmeyi ve hayatına kaldığı yerden devam etmeyi ummuştu. Sonra genç bir kadın ve bebekten korktuğunu düşündü. Bal gibi de kadını sıkıştırıp neler olduğunu öğrenebilirdi. Hemen giyinip aşağı indi. Kadın bebeği mutfaktaki mama sandalyesine oturtmuş, kahvaltı hazırlıyordu.

“Günaydın aşkım” dedi onu görünce.

“Söylesene kimsin sen?” diye aniden kadının üzerine yürüdü. Onu korkutup panikle ağzından laf almayı planlamıştı. Böylece düşünerek hareket etme fırsatı bulamayacaktı.

Kadın elindeki spatulayı yere düşürdü ve geriye doğru ani bir hamle yaptı. Gözleri korkudan kocaman açılmıştı.

“Engin dur sakin ol!” diye bağırdı.  O bağırınca bebek ağlamaya başladı. Ocağın üzerinde yan yatan tavadan akan yağ alev alınca. Engin hemen mutfağın girişindeki yangın söndürücüye koştu ama bu arada alarmlar çalmaya başladığından beş dakika içinde site güvenlik timi, mutfağın verandaya açılan kapısını kırıp içeri girdi.

Engin’in kadının üzerine yürümesi ile timin mutfağa girip ateşi  söndürmesi arasında geçen süre on dakikadan çok olamazdı. Her şeyin bir anda bu kadar hızlı olmasından sarsılan Engin olduğu yerde kıpırdamadan donup kalmıştı.

Genç kadın mama sandalyesinden kucağına aldığı bebeğiyle mutfağın bir kenarında onu seyrediyordu panikle.

Güvenlik timi onların bu tuhaf ruh hallerini görünce, Engin’e servise kadar eşlik etmeyi teklif etti. Bir iki kişi de kalıp bebek ve eşi ile ilgilenecekti. Yangından korkan aile, biraz sarsılmıştı sadece.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s