Daima – Bölüm 2

Selim’den ertesi gün gelen mesajda pencerenin hâlâ açık olduğu, arabanın da aynı yerde durduğu ve kapıyı kimsenin açmadığı yazıyordu.

Nezih o kadar endişelenmişti ki, babasından izin alıp, neler olup bittiğini öğrenmek için bir kaç günlüğüne evlerine geri döndü. Şehire iner inmez kendi evleri yerine önce Duru’ların evine gitti. Ailedeki herkesin telefonu hâlâ ulaşılamıyor sinyali veriyordu. Selim’in söylediği gibi araba açık garajda, üst kat pencerelerinden biri de aralıktı. Esen rüzgar yüzünden havalanan perdenin etekleri arada bir görülüp kayboluyordu.

“Duru! Mümtaz amca! Nevin teyze!” diye bir kaç kez bağırmasına rağmen bir cevap alamadı. Gerçekten ne yapacağını şaşırmıştı. Belki bilgileri vardır diye düşünerek komşu villanın kapısını çaldı.

“Mümtaz beyler yurt dışına gittiler” dedi evin hizmetlisi.

Ev sahipleri evde değildi. Neden gittiklerini ve ne zaman döneceklerini bilmiyordu. Nezih’in telefonunu alarak ev sahipleri döndüğünde onu aratacağını söyleyerek kapıyı kapattı. Kadının Duru’nun nişanlısı olduğunu söyleyen birinin bu kadar habersiz olmasına ne kadar şaşırdığı yüzünden okunuyordu. Ne yazık ki gerçekti. Nezih nişanlısı ve ailesinin nereye gittiklerini bilmiyordu. Sanki yer yarılmış ve içine girmişlerdi.

Babasına mesaj atıp “Polise mi haber versek?” diye sordu.

O sırada merkezde olan babası hemen aradı oğlunu. İş yerinden ücretsiz izin alıp herkese yurt dışına gittiğini söyleyen bir ailenin kayıp olduğunu polise bildirmek pek anlamlı bir hareket değildi. Poliste zaten peşine düşmezdi. Peki ne yapacaklardı?

“Onlardan bir haber almayı beklemekten başka çaremiz yok” dedi Salih bey, “Sen dön bence biz şu işleri bitirelim. Bir anda gelip haydi düğün yapmıyor muyuz derlerse değil mi?” diyerek güldü.

Evet, belkide onlar yokken yurt dışında kısa bir tatil yapmak istemişlerdi. İş yerindekiler bunu yaşamaya gidiyoruz olarak anlamışlardı. Onlardan bir haber beklemekten başka çareleri yok gibi görünüyordu.

Bu arada stresten Nezih’in çocukluğundan beri devam eden kalp sorunları artmaya başlamıştı ama ailesini endişelendirmemek için yazlığı kapatıp gelene kadar onlara bir şey söylemedi. Bu süre boyunca Kortürk ailesinde hiç  haber alamadıkları için Nezih’in stresi ve dolayısıyla sıkıntısı da iyice artmıştı.

Kontrol için doktoruna gittiğinde artık ertelemeden ameliyat olması gerektiğini duyunca bundan ailesine kesinlikle bahsetmedi. Duru ve ailesinin başına ne geldiğini öğrenmeden ameliyat olmaya hiç niyeti yoktu. Nişanlısının iyi olduğunu bilmek istiyordu.

“Çok büyük risk altına giriyorsun, nakil için donör çağrısı yapacağım” dedi doktor Levent bey.

Nezih’in özel hayatındaki problemleri çözebilmesi için ona verecek yeterli zamanı yoktu. Bir an önce bu işin halledilmesi gerekiyordu.

Tüm bunlardan bir ay sonra Levent beyden bir donör bulunduğu haberi geldi. Ancak hastanın bir kaç aylık ömrü kalmıştı. O zamana kadar Nezih’in dayanması gerekiyordu. Duru ve ailesinden hâlâ bir haber alamayan Nezih doktorun ne söylediğini umursamıyordu bile. Rengi giderek solmuş, zayıflamış ve gerçekten hasta bir görünüme bürünmüştü. Salih bey ve eşi oğullarının durumuna çok üzülüyorlardı. Doktor Levent bey Nezih’in tüm ricalarına karşılık anne ve babasına durumdan bahsetmişti.

“Onun yaşamından ben sorumluyum, bunu sizden saklayamam” dedikten sonra telefonda bir saat aileyi teselli etmeye uğraşmıştı.

Sonunda Nezih’in telefonuna bilmediği bir numaradan bir mesaj geldi.

“Nezih, ayrlmadan sana ulaşamadım. Ben artık Türkiye’ye dönmeyeceğim. Annemin dahil olduğu bir proje nedeniyle Amerika’ya yerleştik. Burada yeni bir erkek arkadaşım var ve onu gerçekten seviyorum. Böyle olduğu için üzgünüm. Ancak beni beklemeni istemediğim için haber vermek istedim.

Sevgiler

Duru”

Nezih yazılanları okuduğu halde bir türlü aklı almak istemiyordu. Hiç tereddüt etmeden numarayı çevirdi. Eğer bunu yazan gerçekten Duru ise onun sesini duymak istiyordu. Ne olmuştu sadece iki haftanın içinde bu ailenin hayatında neler değişmişti böyle. Hepsinden önemlisi Duru’nun yüreğinde neler değişmişti böyle birden bire.

Telefon uzun uzun çalmasına rağmen açılmadı. Yeniden aradı ve sonunda numarasının engellendiğini söyleyen o kesik sinyal sesi duyuldu. Gözlerini açtığında hastanedeydi. Bir spazm geçirmişti ve neyse ki ucuz atlatmıştı. Bundan sonraki süreci hastanede ve doktor gözetiminde geçirmesi gerekiyordu. Çünkü kaygı ve stres düzeyi bu dönemde olmasını istemeyecekleri kadar yüksekti ve sürekli sakinleştirici ile onu stresin etkilerinden korumaya çalışıyorlardı.

Salih bey ve karısı yıkılmışlardı. Oğullarını evlendirmenin mutluluk ve heyecanını yaşarken bir anda her şey değişmiş, oğulları müzmin hastalığının pençesinde ölüm kalım savaşına girmiş ve bütün dünyası başına yıkılmıştı.

“Ben yaşamak istemiyorum artık, beni rahat bırakın!” diye bağırıyordu sürekli.

Duru’nun ve ailesinin yaptığı gerçekten affedilebilir bir şey değildi. Doğru dürüst bir açıklama yapmadan kendi evlerini de öylece bırakıp birden bire ortadan kaybolmuşlardı. Tam artık onlarda umudu kesmişken, Duru’nun her şeyi bu noktaya taşıyan o duygusuz ve acımasız mesajı gelmişti. Yıllardır tanıdıkları insanlar, ellerinde büyüyen o sevgi dolu kız nasıl bu hale gelebilmişlerdi. Neyi görememişti bütün aile. Hepsi mi yanılmışlardı onlar hakkında. Bu mümkün olabilir miydi?

“Bu işin içinde bir iş var herhalde ama ne bilmiyorum!” diyordu Salih bey sürekli.

Gerçekten ne onların ne de yakın çevrelerinin aklının almadığı bir noktaya gelmilşerdi ailecek.

“Keşke o yazlığı kapatmaya bu kadar takılmasaydık!” dedi Nezih’in annesi sonunda.

“Biz orada olmasaydık gitmezler miydi diyorsun yani?”

“Ne bileyim bey! En azından bir açıklama yaparlardı belki gitmeden.”

Hastanede geçen yirmi günlük zor sürecin ardından Nezih artık neredeyse bütün gün uyutulmaya başlamıştı. Nakil için tespit edilen donörün hastanede olduğu ve her an vefat edebileceği, ettiği anda organ nakli için hiç vakit kaybetmeden harekete geçecekleri bilgisi gelmişti. Nezih artık kendinde olmadığı için bu haberi duyamamıştı. Salih bey ve eşi oğullarının hayatı iyice riske girmeden çare bulunması için dua ediyorlardı.

“Oğlumuzun hayatı bir başkasının hayatının sona ermesine bağlı Salih” dedi Nezih’in annesi gözleri dolarak.

“Levent beyi duymadın mı? Hasta zaten öleceğini biliyor ve kendi gönlüyle bağışlıyor organlarını. Onu biz ya da oğlumuz öldürmüyoruz ki. Allah bin kere razı olsun ondan, keşke ikisi de yaşasa ama olmuyor işte!”

Bir kaç gün sonra hastanede yaşanılan hareketlilik neticesinde Nezih ameliyathane’ye alındı ve Salih beylere gelmeleri bilgisi verildi.

Gecenin bir yarısı gelen telefonla sıçrayan karı koca önce oğullarına bir şey olduğunu sanıp ardından naklin bu gece gerçekleşeceğini duyunca heyecanla hastaneye koşup geldiler. İnşallah bu nakil ile oğulları kurtulacak ve yeniden hayata bağlanacaktı. Ondan sonra yüreğindeki yaraların nasıl onarılacağını onlar da bilmiyorlardı

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s