Daima – Bölüm 3

Saatler süren ameliyatın ardından tehlikeli bir yirmi dört saat başlamıştı. Nezih’in vücüdu organı doğrudan rededebilirdi. Aslında bu yirmidört saatin ardından da benzer bir şey  olabilirdi ama risk daha düşük olacaktı. Önemli olan ilk günü sağlıklı olarak atlatmaktı.

Salih bey ve karısı oğullarını göremeselerde hastaneden bir dakika olsun ayrılmadılar. İkisi de hastane koridorlarında beklemekten perişan olmuşlardı. Sonunda Nezih’in ilk yirmi dört saatlik riskli dilimi atlattığı haberi geldi.  Şimdi başlayan süreç yine sıkıntılı ve riskli olacaktı ama en azından artık daha büyük bir umutları vardı.

Bir ay sonra Nezih hastane odasında anne ve babasıyla sohbet edecek duruma gelmişti. Salih bey ve karısı o kadar mutluydular ki, oğullarına organ bağışında bulunan kişiye içlerinden sürekli dua ediyorlardı. Duru ve ailesi ile yaşanılanların psikolojik etkisini henüz atlatamayan Nezih ile görüşmeye her gün bir psikolog geliyordu. Nezih içeride doktoru ile görüşürken kapının önünde bekleyen Salih bey ve karısına genç bir adam yaklaşarak bir paket uzattı. Paketin içinde Nezih için gönderilmiş bir şey vardı.

Oğullarının sinirleri zaten çok bozuk olduğundan, bu tanımadıkları adamın getirdiği pakete şüpheyle yaklaştılar. İçeride görüşme sürerken hiç yapmadıkları bir şeyi yaparak oğullarına gelmiş olan paketi açıp kontrol ettiler. Paketin içinden bir defter çıkmıştı. Defteri paketten çıkartırken yere bir fotoğraf uçunca Salih bey eğilip aldı. Fotoğrafta Duru ve Nezih mutlulukla gülümsüyorlardı.

“Lanet olsun gene mi bu kız!” dedi Salih bey kendini tutamayıp.

O sırada karısı defteri açıp incelemeye başlamıştı. Bu bir günlüktü. Duru’nun günlüğü. Kocasının öfkesine aldırmadan sessizce okumaya başladı. Görüşme sonlandığında henüz bitiremediğinen bir şey söylemeden çantasına koydu ve Nezih’e hiç bir şey belli etmeden akşama kadar oğluyla ilgilendi. Salih bey resmi çoktan yırtıp atmış, günlüğün ne olduğu ile de hiç ilgilenmemiş gün sonunda da çoktan unutmuştu.

Nezih’in annesi akşam eve döndükten sonra Salih beyin uyumasını bekledi ve günlüğü okumaya devam etti.

Salih bey sabah uyandığından karısını kucağında günlük gözleri ağlamaktan neredeyse kapanmış halde buldu.

“Nezih’e bir şey mi oldu?” dedi hemen telaşla.

“Hayır, hayır. Gel otur Salih sana söylemem gerekenler var” dedi sesi titreyerek.

Salih bey karısının bu tuhaf halinden iyice endişelenerek gelip onun karşısındaki koltuğa oturdu. Nezih’in başına gelenler yüzünden karı koca çok yıpranmışlardı. Karısı onun hayattaki en büyük desteğiydi. Onun da aklına bir şey olduğu düşüncesi yüzünden öyle kötü hissetti ki, ona belli etmemek için dudaklarını ısırmaya başladı. Kocasının ancak çok tedirgin olduğunda dudaklarını ısırdığını bilen kadın o kadar dalgın ve düşünceliydi ki farketmedi bile bu defa.

“Ne oldu anlatsana?” dedi Salih bey sakin olmaya çalışarak.

“Biz yazlığa gittiğimiz hafta Duru doktora gitmiş. Nezih zaten söylemişti biliyorsun.”

“Evet biliyorum, ne olmuş sen onu söyle?”

“Duru’nun vücudunda çok hızlı yayılan bir kanser türü tespit etmişler, Amerika’da bu kanser türünü tedavi edebilen çok ünlü bir hoca olduğundan hiç zaman kaybetmeden apar topar oraya gitmişler.”

Salih bey beklemediği bu haber karşısında donup kalmıştı. Kıza oğlunu bu şekilde terkettiği için nefret besliyordu aylardır ama onun da hasta olabileceği hiç aklına gelmemişti.

“Vah, vah!” diye çıktı sadece ağzından.

“İllet Duru’nun bedenini öyle bir sarmış ki o meşhur doktor bile ömrünü bir kaç hafta uzatmaktan ötesini yapamayacağını söylemiş. Zavallı ailesi onu bile kabul etmişler. Bu arada Duru Nezih’in arkadaşlarından biriyle tesadüfen haberleşip onun durumunun ağırlaştığını öğrenmiş.”

“Ah keşke arayıp konuşsaymış ah keşke!”

“Nasıl konuşsun oğlan iyice giderdi o zaman, kızın halini düşünsene!”

“Vah, vah!” dedi gene çaresizce Salih bey, bir yandan da dizine vuruyordu eliyle, “Ne olmuş peki kurtulmuş mu yavrucak? Ah kavuşamadı şu garipler, bu nasıl şansmış Allahım!” dedi sesi titreyerek.

Karısı cebinden çıkardığı mendili ile burnunu temizledi uzun uzun ve yeniden yanaklarından akmaya başlayan gözyaşlarını sildi eliyle.

“Ölmüş demek!” dedi Salih bey yine çaresiz, “Ah oğlum ah, kavuşamadın sevdiğine!”

“Kavuşmuş!” dedi karısı konuşurken o kadar zorlanıyordu ki artık cümleleri toparlayamıyordu.

“Nasıl kavuşmuş?” dedi Salih bey heyecanla, “Ölmemiş, gelmiş mi yoksa?”

“Hayır, oğlumuzun göğüs kafesine  takılan kalp Duru’nunmuş! Günlüğünün son cümlesine ‘Daima seninleyim artık!” yazmış.”

SON

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s