Gülümse – Bölüm 5

Selim ertesi gün, Fatih üzerinde böylesine büyük değişiklikler yapan öğretmenle tanışmak için evde oturmaya karar vermişti. Motorosikletinden hâlâ bir haber çıkmamış olması canını sıkıyordu. Polis merkezinden o kadar değerli parçaları olan bir motorsikletin çoktan parçalanıp satılmış olacağını söylemişlerdi ama hırsızı yakalamak için çalışmaya  devam ediyorlardı. Bilir kişi incelemesinde motoru okulun bahçesinden alan kişi ile havaalanından götüren kişinin aynı olmadığı tesbit edilmişti. Ancak motorsikletin havaalanına giriş görüntülerini henüz incelememişlerdi. Kayıtların bir şekilde hepsi bulanıktı. Temizlenmesi için özel bir merkeze gönderilmişti. Bu işi ülkede yapan sadece bir kuruluş olduğundan gelmesi zaman alacaktı.

Aslında böyle konuşanlara her zaman kızardı ama gerçekten de Amerika’da bu iş olmuş olsaydı, kayıtları çoktan temizleyip, hırsızın kimliğini tesbit etmişlerdi. Kendi ülkesinde her imkanın olmasına rağmen bürokrasinin ağır işliyor olması canını sıkıyordu.

Annesinin bir toplantısı olduğundan bir saat önce evden çıkmıştı. Fatih odasındaydı. O da salonda öğretmeni bekliyordu. Onunla tanıştıktan sonra biraz çıkacaktı yine. Çünkü rahat haraket edemediği bu evde akşama kadar vakit geçirmek gerçekten zordu Selim için.

Az sonra kapı çalınınca hemen fırladı koltuktan. Su daha önce karşılaşmadığı Selim’i kapıda görünce, “Siz Fatih’in ağabeyi olmalısınız, sizden çok bahsediyor” dedi nazikçe.

“Evet. Adım Selim”

“Fatih odasında sanırım, görüşmek üzere” diyerek merdivenlere yürüdü sonra.

Selim kendine konuşma fırsatı bile vermeyen kızı inceleyecek vakti bulamamıştı ama o kısacık karşılaşmada bile değişik havasından etkilenmişti. Aslında tam da Fatih’in anlattığı gibiydi gerçekten. Yüzü o kadar donuktu ki, insan mimiklerini aldırdığını düşünebilirdi uzun süre bakınca. Sadece düşündüğünden daha genç ve güzeldi. Gerçi Fatih’te söylemişti güzel olduğunu ama öğretmen olunca nedense daha büyük birini beklemişti Selim.

Onun hakkında biraz daha bilgi edinmek için evde oyalanmaya karar verdi. Gidip bir çay koydu ocağa. Bir çay içerdi herhalde bu öğretmen. Selim’inde Amerika’da en çok özlediği şeydi çay ile sohbet etmek. Poşet ve makina çayları buradaki çayın tadını asla vermiyordu.

Bardakları tepsiye yerleştirip, Fatih’in odasına çıktı. İçeriden hâlâ ciddi yükseklikte bir müzik sesi geliyordu. Elinde tepsiyle kapıyı vurmadan içeri girdi. Su ve Fatih yere attıkları minderlerin üzerine oturmuşlar ve önlerine yaydıkları testler ve kitaplarla uğraşıyorlardı. Kapı açılınca ikisi birden dönüp Selim’e baktılar.

Selim gördüğü manzarayı pek ders çalışma ortamına benzemediği için bakakalmıştı ikisine.

“A çay mı getirdiniz teşekkürler!” diyerek ayağa kalktı ve Selim’in elindeki tepsiyi aldı Su.

“Bu gürültüde mi çalışıyorsunuz?” dedi Selim merakla.

“Evet böyle daha  rahat konsantre oluyoruz ikimizde, sizi rahatsız mı ettik?”

“Hayır rahatsız etmediniz de, şaşırdım. Hem de yerde öyle mi?”

Su merakla Selim’in yüzüne bakmaya başladı. Bu eve haftalardır geliyordu ve bu şekilde ders çalışıyorlardı. Fatih’in derslerinde gözle görülür bir düzelme vardı. Şimdi neyin sorgulandığını anlayamamıştı.

“Şu an dersi bölüyorsunuz” dedi kararlı bir sesle, “Çay için teşekkürler ama biz kapıyı açıp ara vermediğimiz sürece odaya girmezseniz sevinirim.”

Selim sanki tuhaflık ondaymış gibi aldığı bu ültimatom üzerine şaşkın şaşkın bakarken. Su kapıyı çarpmamaya özen göstererek kapatıverdi yüzüne.

“Ağabeyimin kusuruna bakma!” dedi Fatih yeniden yere oturan Su’ya.

“Haydi sohbete bahane arama sende, devam etmemiz lazım!” diye onuda azarladı Su.

Bir saat daha çalıştıktan sonra o günkü derse son verdiler. Su Fatih’in çok kolay dikkati dağıldığı için ara vermek istemiyordu. Aradan sonra çocuğun dikkatini yeniden derse çekmeye çalışmakla çok vakit kaybediyorlardı.

Yerde çalıştıkları için uzun saçlarınu sürekli eliyle düzeltmek zorunda kalan Fatih’e saçındaki tokayı çıkarıp vermişti sonunda dayanamayıp. Saçını o kadar yüzüne döküyordu ki, burnunun ucunu zor gördüğü gibi, terliyor ve etrafını da görmekte zorlanıyordu. Saçları düz olmadığı için eliyle düzelttikçe kabarıp daha çok önüne düşüyordu.

Ders bittikten sonra Fatih tokayı çıkarıp ona geri vermek isteyince, “Bence sende kalsın, bak bayağı tatlı bir çocuk olduğun ortaya çıktı” dedi Su.

“Doğru mu söylüyorsun öğretmenim” dedi Fatih sanki ilkokul çocuğuymuş gibi çıkmıştı sesi.

“Evet elbette öylesin, daha doğrusu öyleymişsin. Neden kendini o saçlarla boğuyorsun ki?”

“Saklanmak için işte, böyle olunca kimse beni göremiyor.”

“Deve kuşu musun sen? Herkes seni görmeli neden saklanıyorsun. Bak ne güzel gözlerin var. Basketbol oynarken de toplamıyorsun üstelik. Topa bir türlü sahip çıkamayaşının tek sebebi bu bence.”

“Sence saçımı toplayıp oynarsam daha mı iyi oynarım yani?”

“Fatihciğim, ha gözüne bir bant bağlayıp çıkmışsın o sahaya, ha bu saçlarla. Sen gözün kapalı oynarken bile takıma seçilebildiğine göre, açıkken tabii ki daha güzel oynarsın. Şüphen mi var?”

“Tamam tokan bende kalsın o zaman!” dedi, Fatih öğretmeniyle aşağıya inerken.

Selim, Su ile biraz daha sohbet edebilmek için dışarı çıkmaktan vazgeçip, dersin bitmesini beklemişti. İkisini merdivenden inerken görünce hemen ayağa kalktı o da. Fatih’in yıllardır bu kadar açık görmediği  yüzünü görünce iyice şaşırdı.

“Fatih kardeşim bu sen misin?” dedi ona bakarak.

“Yapma ağabey ya!” dedi Fatih, tam eli tokaya gitti saçını çözecekti ki.

“Oğlum sen ne yakışıklı olmuşsun, bırak sakın çözme saçını” dedi Selim kardeşinin sırtını sıvazlayarak.

Fatih’in sırtı dikleşti birden, çok memnun olduğunda yaptığı gibi gülerken hafif sola kaydı dudağı.

Su hiç bir şey söylemeden ayakkabılarını giyip, “Hoşçakalın” diyerek çıktı kapıdan iki kardeş konuşurlarken.

Evde kalma amacı Su’yu biraz daha tanımak olan Selim koştu hemen onun peşinden.

“Sizi eve bırakayım öğretmenim, geç oldu saat” dedi nazikçe.

“Hayır teşekkür ederim Fatih’in ağabeyi kendim gidebilirim” dedi Su her zaman ki gibi hiç gülmeden.

“Selim” diye düzeltti Selim onu.

“İyi akşamlar” diyerek yürüyüp gitti Su.

“Ne tuhaf bir kız” diyerek mırıldanıp içeri girdi Selim yeniden.

“Oğlum senin bu öğretmenin hiç gülmüyor mu sahiden?” dedi mutfakta bir şeyler atıştıran Fatih’e.

“Valla ben hiç görmedim” diyerek odasına dönmek için ayaklandı Fatih. Artık onun için çok normal olmuştu bu durum.

“Nereye gidiyorsun dur da azıcık sohbet edelim” dedi Selim, Fatih’in kalktığını görünce.

“Edemem bir sürü ödev verdi giderken, yarına kadar bitirmessem mahveder beni” dedi ve merdivenlere yürüdü doğrudan.

“Allah Allah ne yapıyor bu kız sana ben anlamadım ki?” diyerek salona döndü o da yeniden.

Yıllardır anne-babası ve öğretmenlerinin ona ve Fatih’e yapamadığı neyi yapıyordu ki bu kız böyle. Yüksek sesle müzik dinliyorlardı çalışırken, Selim’de öyle çalışırdı aslında. O da sevmezdi masada çalışmayı, kitabı defteri yere atar öyle çalışırdı. Belli ki Fatih’in yaşına iniyordu çalışırlarken. Yine de Fatih’in çalışması için yeterli bir şey değildi bu. Hiç bir öğrenci için değildi. Oğlan korkmuyor gönüllü çalışıyordu resmen. Üstelik hiç şikayette etmiyordu öğretmeninden. Gerçekten mucize gibi bir şeydi bu. Bütün bunlar sadece güzel olduğu için değildi herhalde.

Kanepeye uzanıp gerindi, “Yalnız gerçekten güzel be!” dedi kendi kendine, “Hani biraz da gülse kim bilir neler olacak!”

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s