Gülümse – Bölüm 4

“Evet götüreceğim ama sen de verdiğim alıştırmaları çözecek, anlattıklarımı dinleyeceksin. Bir süre deneyelim. Olmazsa bırakırsız ne dersin?”

“Anlaştık, yarın bir maçım var!” dedi Fatih yap bakalım der gibi.

“Tamam. Bu gün tanışmaydı, şu dosyayı bırakıyorum. İlk beş sayfasında senin seviyeni ölçmek için bir kaç soru var. Yarın geldiğimde bunları yardım almadan çözersen ben de seni maça götürürüm.”

Fatih bir dosyaya bir de Su’ya baktı.

Su odadan çıkıp Fatih’in annesine iyi günler diledi ve “Yarın Fatih ile biraz dışarıda pratik yapacağız yabancı dil seviyesini anlamak için onu bir yere götüreceğim. Sizce sorun olur mu?” diye sordu.

Kızın inmesi ile çıkması bir olunca, vazgeçtiğini sanan Nurcan hanım, öğretmeninin arkasından inen oğlunun yüzüne baktı. O da şaşkın bir şekilde onaylayınca.

“Elbette” dedi.

Su çıkıp gitti.

“Ne uygulayacaksınız dışarıda?” dedi Nurcan hanım merakla oğlunun yüzüne bakıp.

“Ne bileyim anne? Öğretmene sorsana!” diyerek gitti Fatih odasına. Nurcan hanım oğlunun bıyık altından  güldüğünü göremedi.

Ertesi gün anlaştıkları saatte geldi yeniden Su. Fatih spor çantasını hazırlamış onu bekliyordu.

“Önce alıştırmaları göreyim.” dedi Su, “Onları çözdün değil mi?”

Fatih çalışma masasının üzerindeki dosyayı alıp ona uzattı hemen.Bu gün maça çıkabilmek için bütün soruları çözmüştü. En azından çözmeyi denemişti. Konuların hiç birini bilmediği için  kargacık burgacık bir yazıyla uğraşmıştı sadece.

“Haydi o zaman!” dedi Su. Nazan hanımın şaşkın bakışları altında evden çıkıp gittiler.

Maç salonuna geldiklerinde, “Ben kafetaryada senin alıştırmalarını kontrol edeceğim” dedi Su.

“Ne yani maçımı izlemeyecek misin?”

“Hayır! Ben senin öğretmeninim, amigon değil!” dedi Su ciddi bir sesle.

Güzel olmasına güzeldi bu kız ama zerre kadar yüzü gülmüyordu. İki gündür o kadar muhabbet etmeye çalışmasına karşılık bir kez bile dudağının kenarının kıvrıldığını görmemişti Fatih. Zaten açık renk ve soluk olan yüzü iyice soluk duruyordu bu yüzden.

“Kadın değil, yürüyen ceset mübarek!” diyerek gitti Fatih soyunma odasına. Şimdilik onun için önemli olan maça gelmiş olmaktı.

Maçın daha ilk on dakikasında Su’yun Fatih’in çözdüğü alıştırmaları incelemesi sona ermişti. Çünkü daha ilk işlemden başlayarak hepsi hatalıydı. Çocuğun okuduğu sınıfın dersleri hakkında bir şey bilmediği ortadaydı.

Yabancı dil ile birlikte Su’yun onun diğer zayıf derslerine de destek olması gerekiyordu anlaşmaları böyleydi. Bir tek branş çalıştırmak üzere tutulmamıştı. Ancak Su Fatih’in hemen her branşta başarısız olabileceğini hiç düşünmemişti doğrusu. Her öğrenci gibi matematik, fizik ve yabancı dil ile sorunu olabileceğii tahmin etmişti. Oysa Fatih’in beden eğitimi hariç her dersi zayıftı.

“Bu çocuk bu sınıfa kadar nasıl gelebilmiş acaba?” dedi sıkıntıyla. Düşündüğünden daha çok vakit ayırması gerekiyordu şimdi ona. Babasının özel ders için neden o kadar yüklü para önerdiği belli oluyordu. Bütün okulu tekrar etmeleri gerekiyordu çünkü.

İçeride maç bütün heyecanı ile devam ederken o da Fatih’e bir çalışma programı çıkartmaya başladı. Sorun olabileceğini düşündüğü derslerle ilgili notları ve testleri vardı yanında ama diğerleri için hazırlıklı değildi. Anlaşılan bu çocukla liseyi bir kez daha okuyacaklardı beraber.

Maç bittiğinde Fatih neşeyle geldi Su’yun yanına.

“Kazandık!” dedi kan ter içindeydi, “Şimdi bunu kutlamaya gideceğiz bir yere!”

“Olmaz!”

“Ne demek olmaz maçı kazandık!”

“Anlaşmamız seni maça getirmem içindi, getirdim. Şimdi eve döneceğiz. Yaptığın alıştırmaların hepsi hatalı. Kaybedecek vaktimiz yok!”

“Haydi ama! Biraz eğlenmekten ne çıkar sanki!”

“Seninkinden bir şey çıkmadığı ortada, toparlan! Yoksa bu geldiğin son maç olur!”

Fatih eşyalarını hırsla Su’yun yanındaki sandalyeye fırlatıp, arkadaşlarına gelemeyeceğini haber vermeye gitti.

Su onu eve geri getirdiğinde çalışması için yirmi beş sayfa konu bıraktı, “Yarına bitsin!” diyerek çıkıp gitti sonra.

“Kendi kendime mi çalışacağım, sen anlatmayacak mısın?” diye seslendi Fatih arkasından.

“Bütün okulu yeniden anlatamam, bazı konuları sen çalışacaksın!” diye cevap verdi Su arkasını bile dönmeden.

Ertesi gün geldiğinde yeni çalışma kağıtları ile birlikte bir de ses kaydı getirmişti Fatih’e. Çocuk kulaklıkları yüzünün bir parçası gibi taşıyordu sürekli. Sözel dersleri kulaklıkla kayıttan dinleyebilirdi böylece yüz yüze bir de onlarla vakit kaybetmezlerdi.

“Ne yani ders bitince bir de bunları mı dinleyeceğim?” dedi Fatih şaşkınlıkla.

“Evet böylece yürüyüş bile yapar, bisiklete binebilirsin. Kısaca nerede olursan ol! Ders dinleyebileceksin. Ne harika değil mi?”

“Ya evet çok harika gerçekten. Haftaya perşembe yine maçım var bu arada!”

“Sen dediklerimi yap, ben seni maçlarına götüreceğim!”

Tahsin bey, Su’yun Fatih üzerindeki etkisini merak ediyordu. Arada bir odasını dinliyorlardı bu yüzden. Çocuk elinde dosyalarla çalışıyor gibi görünüyordu gerçekten ama Fatih’ti bu. Ne yaptığı belli olmazdı. O gün akşam yemeğine yine kulağında  kulaklılarla geldi. Tahsin beyin de oğulları ile konuşmak istediği konular olduğu için ona kulaklıkları çıkarması için seslendi ama Fatih duymadı. Sonra bir kez daha seslendi, çocuk yine duymadı.

Tam ayağa kalkmaya hazırlanıyordu ki Selim masanın altından şiddetle dürttü Fatih’in ayağını. Ne olduğunu anlamayan Fatih ters ters Selim’e bakacaktı ki babasının yüz ifadesini görünce anlayıp ses çıkarmadı.

“O kulaklıkları öyle bir sokacağım ki kulağının içine bir daha kimse çıkaramayacak!” dedi Tahsin bey sinirle.

“Evladım masada bir şey konuşacağız bari burada dinleme o teneke sesi gibi müziği. Biraz başın kulağın dinlensin.”

“Ne müziği baba  ya!” dedi Fatih ters ters, “Ders dinliyorum ben!”

“Haydi oradan, şarlatan, bilmiyor muyuz seni!”

“Baba vallahi ders, bak istersen!” diyerek sesi dışarı verdi Fatih. Su’yun ders anlatan sesi yayıldı odanın içine.

Selim kocaman bir kahkaha patlattı. Kırk yıl düşünseler Fatih’in kulaklıklarla günün her saati ders dinleyeceği hiç birinin aklına gelmezdi.

Tahsin bey o kadar şaşırmıştı ki, ne söyleyeceğini bile unutmuştu zaten. Boğazını temizledi önce, sonra eliyle kulaklıkları geri takmasını işaret etti Fatih’e.

“Hayırdır inşallah!” diye çıkıverdi Nurcan hanımın ağzından şaşkınlıkla.

Selim’de kardeşini bu hale getiren şu öğretmeni merak etmeye başlamıştı gerçekten. Fatih sürekli “Sorma bildiğin bir buzlar kraliçesi, hiç yüzü gülmüyor. Duvara konuş daha iyi!” diyordu sürekli ama yine de öğretmen her ne yapıyorsa onun her söylediğini yapıyordu. Nice disiplinli bilinen öğretmeni sallamamıştı bu çocuk daha önce.

“Yarın gelecek  mi?” dedi Selim yemekten sonra kardeşine sokulup.

“Kim gelecek mi?”

“Öğretmenin?”

“Her gün geliyor, ne yapacaksın ki?”

“Seni bu hale getiren öğretmeni alnından öpeceğim!” diyerek kahkahayı bastı yeniden Selim.

“Git başımdan!” diyerek onu ittirip yürüdü Fatih, “Senin tuzun kuru tabi! Dedem sana bırakmış paracıkları, bana da bu düştü!”

“Okulunu bitirirsen yarısını sana vereceğim!” diye seslendi Selim arkasından. Bu konuda şaka yapmıyordu  aslında. Gerçekten de Fatih doğduğundan beri paranın yarısının onun olduğunu düşünüyordu ve elini sürmemişti o kısmına. Sadece şimdi bilsin istemiyordu. O zaman her şeyi bırakır gelirdi Sahiden Selim’in peşinden.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s