Gülümse – Bölüm 2

Fuat bey iki gün sonra aramıştı Tahsin beyi, bahsettiği öğrencisi bir iş bulmuştu. Oldukça iyi de bir ücret alacağından o işten vazgeçmek istemiyordu.

“Tamam ondan ne alıyorsa veririm ben!” dedi Tahsin bey sabırsızlıkla. Bunu da denedikten sonra artık gerçekten Fatih ile de uğraşmak istemiyordu. Yeğenlerinden birini belki yetiştirebilirse fabrikanın başına geçirebilirdi. Soylar boyu ailenin  erkekleri yönetmişti fabrikayı. Kızların sırasıydı belkide şimdilik.

Yine de bu fikri bir türlü zihnine yerleştiremediğinden, Fatih için Fuat beyin bahsettiği şu kızı bir denemek istiyordu.

“Emin misin Tahsin’ciğim?” dedi Fuat bey şaşkınlıkla, “Yani bir ders için o kadar para çok değil mi?”

“Değil, değil! Eğer bu kız bu işi başarırsa ona fabrikada da bir iş ayarlayacağım hatta söz veriyorum!”

“Tamam ben söylerim!” dedi Fuat bey şaşkınlığı devam ederek “Ha, unutmadan, Su hoş bir kızdır ama pek güler yüzlü değildir. Gelip gidip surat asıyor diye alınmayın diye söyleyeyim istedim.”

“Aman daha iyi bizimki yayılmasın yüz bulup!” dedi Tahsin bey de bunu üzerine.

Bir kaç saat sonra Su’yun işi kabul ettiğine dair haber gelmişti Fuat beyden. Kız da çok şaşırmıştı aslında bu ücrete  ders vereceğine. Aldığı diğer iş dört aylık bir işti ve bu ders işi dönemin sonuna kadar olacağı için neredeyse dokuz ay ediyordu. Annesine de para gönderebilecekti böylece. Cengiz sınavlara hazırlandığı için onun ek bir iş bulup çalışmasını istemiyordu. Haftaya hemen başlayabileceğini söylemişti Fuat beye. Beklemeleri için bir neden yoktu.

O akşam Tahsin bey iki oğlu da evde yemek yerlerken açıkladı yeni öğretmenin geleceğini. Fatih kulağından kulaklığı bile çıkarmadığı için her zaman yaptığı gibi babasının ağzının oynadığını görünce başını salladı. Selim masanın altından ayağıyla itince farketti babasının hâlâ ona baktığını.

“Ne söyledim ben?” dedi Tahsin bey.

“Şey, ben..!”

“Pazartesi yeni öğretmenin geliyor, bu son şansın, yoksa ağabeyinle Amerika’ya gidersin!”

“Olley! O zaman söyle hiç gelmesin baba ya!” dedi Fatih söylenileni gerçek sanarak.

Selim babasının ciddi olmadığını bildiği için bir şey söylemeden çorbasını içmeye devam etti. Eğer karışırsa sonunda ipin ucunun kendisine de dokunacağını biliyordu.

“Kredi kartlarını burada bırakıyorsun ama o yüzüne gözüne taktığın demirleri, zincirleri de tabi, harçlıkların kıyafetlerin, gitarın, değerli neyin varsa yani”

“Tamam, Selim alır bana hepsini, değil mi ağabey?”

Selim gülümsedi sadece.

“Alamaz, Selim’in de parası yok! Adam ol çalış bu sefer. Bak ciddi söylüyorum. Amerika’ya falan yollamıyorum elbette seni ama fabrikada üretimde şeflerin eline veririm. İşçilerle beraber atölyelerde çalışırsın ona göre. İş öğrenmeye oradan başlanır.”

“Ya tamam baba ya!” diyerek kulaklığı taktı Fatih yeniden kulağına.

“Fuat amcan geldiğini duyunca çok sevindi. Aslında uğramak istiyordu ama onun da misafiri varmış gelemiyor. Selim bir gün okula uğrasın da bir kahve içelim dedi. Unutma da uğra. Adamcağız kardeşin için öğretmen buldu bak!”

“Tamam baba uğrarım yarın işim yok!” dedi Selim. Konunun kendisine dönmeden bağlanmasına sevinmişti. O yüzden şimdi babasına itiraz etmeye hiç niyeti yoktu. Yarın zaten  o tarafta sözleşmişti arkadaşlarıyla. Önce beş dakika Fuat amcaya uğrar, oradan da toplantısına geçerdi.

Ertesi gün Tahsin bey yine hatırlattı Selim’e Fuat amcasına uğramasını. Fatih’e sürekli bir şeyler söylemeye alışık olunca otuz küsür yaşına geldiğini unutuyordu Selim’in haliyle. Çocuk iki aylığına da gelmiş olsa çıkıveriyordu ağzından. İçten içe dönmediği için kızgın olduğundan da bazen kasten yapıyordu.

Selim geldiğinden beri, dünyanın parasını harcayarak toparladığı motorsikletini çıkarmıştı garajdan. Nasıl olmuşsa Fatih’in böyle merakları olmadığından elini bile sürmemişti ağabeyinin motoruna. Babası arabayı alabileceğini söylese de, o kendi motoru ile gitmeye karar verdi Fuat amcaya. Nasılsa orası da üniversiteydi. Motorla gitmekte havalı olurdu.

Okulun bahçesine motoru parkedip, etrafına bakındı. Bu yaşlarda olmak gerçekten güzeldi, onun  üniversite hayatı da güzel geçmişti aslında ama babasının baskılarından o kadar bunalmıştı ki sonrasında ülkeyi terkettiği için okul arkadaşlarının çoğu ile bağı kopmuştu. Elleri cebinde sallanarak girdi binanın kapısından.

Su o gün asistanlık yaptığı diğer profesörün sınav sorularını çoğaltacaktı. Bu arada kendi sınavları da başlamak üzere olduğu için bir yandan derslerini çalışıyor. Bir yandan evde ağabeyi, Cengiz’i çalışması için motive ediyor, bir yandan da bulduğu tüm ek işleri yaparak hem kendilerini geçindirmeye çalışıyor hem de annesine para yollamaya çalışıyordu.

Annesi Ege’de bir pansiyonda çalışıyordu. Yirmi odalı neredeyse bir butik otel kadar büyük bir yerdi burası. babası öldükten sonra oturdukları evi satmışlar iki çocuk üniversiteyi kazandıktan sonra ayrı ayrı yurtlarda kalmasınlar diye şimdi ağabeyi ile  oturdukları bu evi almışlardı. Annesinin çalıştığı pansiyonun sahibi o dönemde çok yakın arkadaşıydı. Zaten iş arayan kadına, gelip orada çalışmasını ve kalmasını teklif edince kadıncağız hemen kabul etmişti. Bir süre sonra arkadaşı pansiyonu devretmek zorunda kalınca da yeni sahipleri Fatoş hanımdan memnun kalmışlar ve aynı düzende yaşamasına izin vermişlerdi. Fatoş hanım orada mutluydu. Annesinin mutlu olması yetiyordu Su’ya. O annesine, annesi onlara para göndermeye çalışıyordu sürekli.

Fatoş hanım son bir yıldır hasta olduğunu söylememişti Cengiz ve Su’ya bu yüzden ikisi de annelerinn son bir kaç aydır çalışamadığını ama pansiyonda kalmaya devam ettiğini bilmiyorlardı. Pansiyon sahipleri gerçekten iyi insanlardı ve Fatoş hanımı koruyup kollamışlardı.

Selim’in okula geldiği o sabah hayata gözlerini yumacağı ne Cengiz’in ne de Su’yun aklına gelmiyordu bu  yüzden. İlk Cengiz’e ulaşmışlardı. Cengiz ağlamaktan konuşamıyordu ablasıyla telefonda. Su önce konunun annesi olduğunu anlayamamış Cengiz’in başına bir şey geldi sanmıştı. Annesinin ölmek üzere duyunca neredeyse düşüp bayılacaktı koridorda. Hemen oraya gitmeleri gerekiyordu. Cengiz çoktan havaalanına doğru yola çıkmıştı. Su kendi kartından ona da bir ek kart çıkarttğı için uçak biletini intetnetten almıştı. Şimdi hesap yapacak durumda değilllerdi.

“Geç kalmayalım ben gidiyorum, sen de kendini ayarla hemen yola çık!” dedi Su’ya kapatırken, “Bir sonraki uçakta yer vardı.”

Su telefonu kapatır kapatmaz, öğrenci işlerine koşup elindeki kağıtları bıraktı ve oradaki memureye hızlıca durumu anlattıktan sonra, cevap vermesini beklemeden koşarak aşağıya indi. Eve uğrayıp bir kaç parça eşya almanın iyi olacağını düşünse de, acele ederse Cengiz’in uçağına yetişebileceğini farkedince vazgeçti bu fikrinden.

Okulun bahçesinden hızla geçerken anahtarı üzerinde duran motorsikleti farketti. O telaş ile bunu nasıl gördüğünü kendisi de bilmiyordu. Çalışmaya ilk başladığı yıllarda bir pizzacının kargolarını taşımıştı. Motorsiklet kullanmayı biliyordu. Elbette onlar bunun yanında çok uyduruk kalıyorlardı ama yine de şimdi buna binerse havaalanına Cengiz ile aynı anda ulaşma şansı olabilirdi.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s