Boynu eğriler – Bölüm 5

Ağa ile kumaları geldiğinde biz büyük hanımla işleri halletmiş, yemekleri yapmıştık çoktan. Kumaların demesine göre kasabada haftaya gene panayır olacaktı. Ağayı iknaya uğraşıyorlardı onları da panayıra götürsün diye. Hoca bir hafta sonra geleceğini söylemişti. İmam nikahı yapılacağından ağa kasabaya inmek istemiyordu yeniden. Zaten bu işin ertelenip durmasına öfkesi büyüktü.

Kış iyice bastırmıştı. Ağanın dağdaki evinde av için ağırlayacağı misafirleri olduğudan nikahtan sonra dağa gidilecekti. En yeni karısı olarak beni götürecekti yanında. Orada da hizmet lazımdı. Büyük hanıma bu hafta beni alıp dağ evine götürmesini ve orayı hazırlamasını istedi. Bir haftalık erzağı taşıyacak, orda ne var ne yok bana anlatacaktı büyük hanım.

Böylece iki kadın yüklenip vardık dağa. Ormanın ıssızında tahta bir evdi  burası. Evin ortasına kurulan sobanın nasıl yakılacağından, erzak yerleşimine, olmayan elektiriğe rağmen nasıl aydınlanacağımıza kadar her şeyi anlattı bana büyük hanım. Taşıdıklarımızı da yerleştirip döndük akşamına.

Kar yağınca o sırada kasabada olan hocadan haber geldi yeniden, onun aracıyla gelmek zor olacağından bir iki gün sonra varacaktı köye. Ağanın tepesi atınca, “Ben gelip alırım!” dedi kapattı hınçla telefonu. Arabayı hazırlattı akşamına hocayı alıp gelmeye karar verdi aniden. Bu sefer akıllandığımdan hıncını benden almasın diye çıkmadım ortalığa.

Arabanın motor sesi uzaklaşınca çıktım ki bu sefer öbür kumalar atıldı üzerime. Benim bu yılan hikayesine dönen hoca nikahım yüzünden kasabadaki panayıra gidemeyecek olmalarına sinirenmişlerdi. Ağa gider gitmez üzerime atlayıp bir güzel pataklamaya başladılar beni ki büyük hanım yetişti yine.

“Kızın orası burası morarınca ağaya ne diyeceksiniz acaba? Koynuna girince sormayacak mı herif ne oldu diye? Bir de ilk günden bebe düşerse rahmine, hükmünüz mü kalır sanırsınız?” diye gürledi nefesi yettiğince.

Büyük hanımın hükmü kalmamıştı ama söylediği sözlerin etkisi büyük oldu, ikisi de geri çekildiler üzerimden, söylenerek geçtiler içeri.

“Sana bu evde güvende olmadığını söylemiştim ayağını denk al!” dedi büyük hanım yeniden fısıldayarak.

Ayağımı denk almak için yapabileceğim bir şey yoktu ki, ne olsa benden biliyorlardı zaten. Sanki dünyanın çivisini oynatacak güç bendeydi de bir benim haberim yoktu.

Kumalardan yediğim dayağın korkusuyla iyice tırstığım için hazırlanan gelin odasına kapattım kendimi. Kocaman bir yatak vardı bu odada, üzerinde işlemeli koca bir yorgan. Geldiğimden beri sopayı eksik etmeyen o kıllı ağayı düşününce midem bulandı yataktan. Kapının ardına çimip beklemeye başladım.

Saatler nasıl geçmiş bilmiyorum, içeriden gelen çığlıklarla açtım gözümü. Kapının arkasında sızıp kaldığım için hem buz kesmiştim, hem de tutulmuştu belim ayağım. Zorla doğruldum yerimden. Karanlıkta etrafı seçmeye çalıştım önce. Sonra kapıyı açınca içerinin aydınlığı doldu odaya. İlk kumaları gördüm, dövünürlerken.

“Gitti dağ gibi ağa gitti! Sahipsiz kaldık!” diye oradan oraya atıyorlardı kendilerini.

Daha ne oluyor demeye kalmadan beni gördüler kapıda, atladılar yine üzerime.

“Uğursuz! Sen geldiğinden beri kara bulut geldi ocağımızın üzerine!” diye vur ha vurdular sırtıma. Bu sefer büyük hanımda gelip alamadı beni ellerinden.

Ağa kış-kıyamet dinlemeyip, karda kışta hocayı alacam diye kafata takıp, aracı yola sürünce kaza yapmışlardı.  Ağa oracıkta vermişti canını. Şoför yaralı hastanedeydi ama onunda durumu kritikti. Sabaha doğru gelmişti haber. Gün ağarmadan kapı yumruklanınca anlamışlardı kara haber olduğunu zaten.

Hiç birinin çocuk sahibi olamadığı imam nikahlı kocaları başlarından eksilince ortada kalmışlardı düpedüz. Benim nikahım için yola düşüldüğünden beni suçluyorlardı şimdi. Çünkü başından beri hocanın bu  nikahı kıyışını engelleyecek durumları yaratan benim uğursuz şansımdı onlara göre.

İşin garibi bir kez daha satıldığım evlerde kimsenin koynuna girmeden kurtulmuştum aslında. Bunu farkedince, medyum kadının elimde gördüğü işaret geldi aklıma. Kumalar sırtıma vurdukça elimdeki işarete takıldı gözüm. Dayak yemeye değerdi bu şans aslında. Elimle başımı sarıp, kapaklandım bekledim öylece hırsları bitsin diye. Ağa gittiğine göre artık beni satacak kimse de kalmamıştı bana göre. Eve dönebilirdim.

Kumaların hırsı dinince, büyük hanım çekip aldı beni yine yerden. Sabahın aydınlığı dolmuştu eve şimdi.

“Topla eşyalarını!” dedi bana fısıldayarak.

Yüzümdeki tuhaf ifadeyi görünce, dayak arsızı olduğumu ya da başıma aldığım darbelerden aklımı oynattığımı sanmıştı büyük ihtimalle.

“Toplan, var dağ evine git! Burada seni barındırmaz bunlar! Ağanın kardeşleri gelirse yine satarlar bir yerlere bu sefer kurtulamazsın. Dağ evine varınca kal bir iki gün plan yap. Güneşin battığı yöne doğru yamacı inersen kasabanın girişindeki otobüslerin kalktığı yere varırsın. Ben şimdi seninle gelemem ama onları oyalarım.”

Kasaba lafını duyar duymaz zihnimde zincirleme Melike ve panayır canlandı yeniden. Melike hastanedeydi, kasabada da panayır olacaktı. Ona ulaşabilirsem belki ikimiz o medyum kadına gidebilirdik yeniden. Yardım isterdik.

“Hastane nerede?” dedim bir anda.

Büyük hanım iyice şaşırdı tepkime “Ne edeceksin hastaneyi? Kızım senin aklın yerinde mi?”

“Hastane nerede

büyük hanım lazım!” dedim aceleyle. Bu evden bir an önce kurtulmak istiyordum. Şu kardeşlerin gelip beni başkalarına satma sözünü duyunca panipe kapılmıştım iyiden iyiye.  Büyük hanım doğru söylüyordu. Bir yere daha satılırsam bu defa şansımın beni kurtaracağının garantisi olmazdı.

“Otobüslerin kalktığı yere uzak değil. Varınca sorarsın! Haydi git oyalanma!” dedi büyük hanım. Koynundan sarılı bir bez parçası çıkardı sonra.

“Al! Bunun içinde biraz para ile iki burma var. Kefen param diye ayırdıydım ama sana daha çok lazım şimdi!”

Gözlerim doldu birden, anam yapmamıştı şu büyük hanımın yaptığını bana.

“Büyük hanım gel beraber gidelim!” dedim ona göz yaşları içinde sarılırken, “Söz veriyorum ben sana bakarım!”

“Sen önce kendini kurtar aptal olma! Kar artmadan ayrıl dağ evinden, unutma yollar kapanırsa bütün kış kalırsın orda. Açlıktan, soğuktan ölürsün! Bir gece kal uyu dinlen. Gelip bulmasınlar seni!”

“Tamam!” dedim gözlerimdeki yaşları silerek. Bez parçasını onun yaptığı gibi koynuma soktum bende. Yeniden sarıldım sımsıkı, arkada ağıla açılan kapıdan çıkıp koşmaya başladım yeni yağmış karda, dağ evine doğru.”

Bir saat sonra dağ evine varmıştım nefese nefese. Yol boyunca yapacaklarımı bir bir düşündüm. Buradaki erzaktan çantama dolduracaktım önce, sonra yamacı inip hastaneyi bulacaktım. Melike’nin durumunu öğrenip yanına varacak, onu da alıp hastaneden kaçıracaktım. Sonra ikimiz o medyuma gidip yardım isteyecektik. En başından bize söylediği gibi kaçıp kurtulacaktık buralardan. Melike’nin tam da şimdi kasabada hastanede olması büyük şanstı.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s