Boynu eğriler – Bölüm 4

Yeniden eve döneceğim diye öyle mutlu oldum ki konuşmaya kulak misafiri olunca, bir an önce beni köye yollayacaklar diye bekledim iki gün. İki gün ihtiyarların ağzını bıçak açmayınca sordum Munise teyzeye.

“Çarıklının dölü zaten ağzın varıp ana diyemedin! Arsız arsız bir de eve mi göndereceğiz sandın seni. Ben senin tohumuna mu saydım kız onca parayı babanın eline. Kız oğlan kız girdin bu eve şimdi kız oğlan kız başkasına satacağız biz de seni. İki güne kalmaz gelir haberi.”

Neredeyse küçük dilimi yutacaktım duyduklarımın üzerine. Demek hayvan pazarında gibi oradan oraya satılacaktım ben böyle. Anam, babam, Melike nasıl bulacaktı benim izimi böyle. Dayağın acısı, yüreğimin acısına karışık ağlayarak sordum.

“Anangile de yollayacağız on bin konuştuk. Gittiğin yerde ne yaparsan yaparsın artık orası bizi ilgilendirmez.”

Kasabaya yakın büyük bir köy olan İhsanbeyli’nin ağasıydı bu sefer beni alacak olan. Üç karısı vardı zaten adamın altmışını yeni doldurmuştu. Üç karısından da soy edinemediği için genç bir kız istiyordu şimdi kendine. Bir akşam üzeri gelip aldılar beni evden. Ne haberim oldu, ne toparlanmaya fırsat bulabildim.

“Durun bir eşyamı toplayayım hele!” diye odaya seyirttim Munise teyze geldi peşimden.

“Babanın evinden mi getirdin kız sen onları, neyi toplayıp götürceksin diye dikildi başıma. Küçücük bohçama koyduğum her şeye baktı tek tek. Hatta anamın çeyiz diye işlediği üç yemenimi de vermedi.”

Bu kez gözüm ardımda kalmadan bindim arabaya. Ardıma bakıpta neyi özleyecektim sanki bu evde.

“Hoca bekliyor köyde amma oyalandın geç kaldık!” dite höykürdü yeni kocam olacak Remzi ağa. Beni almaya gelmeden köyde her şeyi ayarlamış çıkmıştı. Döner dönmez imam nikahı kıyılacak konuda orada kapanacaktı. Gelgelelim ben odaya dönüp oyalanınca ağanın planıda nasıl olmuşsa bir saat kaymış, hoca da bir cenaze var denilince köyde beklememiş ayrılmış gitmişti.

Hocanın akşam vakti cenaze bahane edip gitmesinin hesabı bana kesilmiş, daha arabadan indiğim gibi ağanın sopasının tadına bakıvermiştim. Evin büyük hanımı, yani ağanın yaşı ilerlemiş ilk karısı “Daha  nikahını almadan öldüreceksin sabiyi!” diye çekip almasa kemiklerimi kıracaktı.

Diğer iki kadının örtülerini ağzılarına kapayarak güldüklerini de görmüştüm büyük hanım beni çekip alınca. Hoca “Ağa beni iki gün sonra araba yollayıp aldırsın ya da haftaya uğrarım” deyip gitmişti. Benim odaya dönüp iki kırık eşyamı toplamam bir saati bulmamış olsa da köydeki evimden çıktığımdan beri sürekli duyduğum gibi “boynumu eğip, itaat etmem” gerektiğinden susmak zorunda kalmıştım.

Kasabadaki medyumun Melike ile bana söyledikleri geliyordu aklıma sık sık. İkimizi de ayrı fırtınalar alıp savurmuştu köyden. Bir daha karşılaşabilecek miydik onu bile bilmiyordum. Kasabada geçen yedi ay boyunca, evden bir dakika burnumu uzatıp meraktan ölerek geldiğimiz panayır alanına bile bakamamıştım. Hoş zaten orada değildi ama yine de artık kasabada  yaşıyor olmak bile dört duvarın dışında bir hayat sağlamamıştı bana. Bir ağaç kovuğunda yaşıyor olsam ne farkeder ki ? Para ettiğim kadar değerim vardı.

Büyük hanım her nedense sevmişti beni galiba, Kumaları da o kadar sevmemişlerdi. Ağa hocaya iki gün sonra araba göndermeye karar vermişti. Büyük hanımda ağzımdan burnumdan fışkıran kanı silip temizlemişti güzelce.

“Bak kızım boynunu aşağıda tutacaksın bu  evde, bu gün seni ağanın elinden almış olsam da bana güvenme. Hükmüm bitmiştir benim. Bu gördüğün ikisinin borusu öter, onlar da ancak sana karşı iş birliği eder, artlarını döndüklerinde birbirlerinin de gözünü oyarlar. Bilesin ki dostun yok bu evde. Dayak yemeyim diyorsan itaat edeceksin, o ağzına haklı da olsan altı okka kilidi asacaksın, ne deniyorsa onu yapacaksın.”

Gözlerimden yaşlar inip duruyordu canım yandıkça benim.

“Anan baban yok mu kızım senin, kimden alıp geldi bu adam seni?”

“Var köydeler” diyerek hikayeyi başından başlayıp anlattım büyük hanıma. Bir şey söylemedi.

“Anamı arasam belki gelir alır beni” dedim içimi çekerek.

Gene bir şey demedi. Hocanın iki gün sonrası içinde gelemeyeceği ortaya çıkınca, ağa büyük hanımın eteğinden çekip daha iyileşmeyen ağzımın ortasına patlattı bir tane daha.

“Daha nikahına almadın ağam, etme!” dedi büyük hanım yeniden, “Jandarmalık olursun kalır elinde”

Ağa öfkeyle baktı, ittirdi beni yeniden onun eteğine, “Al şunu gözüm görmesin. Bari kasabaya gidip evsap alalım üzerine başına, ağa karısını dilenci gibi gelin etmiş demesinler.”

“Gidelim ağam bize de alalım” diye atladı diğer iki kuma da.

Böylece büyük hanımla beni evde bırakıp çarşıya çıktılar bana gelin alışverişi yapmaya. Onlar gider gitmez büyük hanım kolumdan tutuğu gibi her zaman kilitli duran bir odaya soktu beni. Anahtarı da geri koynuna soktu. Odada büfenin üzerinde bir telefon vardı.

“Ara nereyi arıyorsan çabuk, bir daha bu fırsatı bulamazsın, sakın ola ki bu odadan, telefondan da kimseye bahsetme!”

Hayatımda bir telefon kutusunu gördüğüme bu kadar sevineceğim aklıma gelmezdi. Allahtan nasıl etmişsem muhtarın numarasını aklımda tutabilmiştim. Okul yolunda başımıza bir iş gelirse diye ezberletmişlerdi o vakit.

“Muhtar emmi varıp, anamı çağırsan konuşayım” dedim telefon açılır açılmaz. Adam kim olduğumu anlamadı elbette. Üçüncü kere söyleyince anladı “Kapat sen ben sesleneyim, on dakika sonra ara!” dedi.

On dakikaya ağa ve kumaları gelmeyeceği için büyük hanım ses etmedi. Kilitli odanın kapısının önünde bekledi beni. On dakika sonra yeniden numarayı çevirdiğimde anamın sesini duydum nihayet. Boğazıma düğümlenen yumruğa göz yaşlarım karışında “Ana ne olur gelin alın beni!” diyebildim zorla.

“Ne alması, sen çıktın artık bizden. Köylüye rezil mi edeceksin bizi. Otur kocanın evinde bacağını kır. Çocuklarını büyüt. Bak Melike sen gibi ağlıyor mu?”

“Napıyormuş Melike?” deyiverdim birden annemin taş gibi ağır sözlerini unutup.

“Kasaba da hastanedeymiş, haydi kapatıyorum. Unut sen burayı” deyip çat diye kapattı anam telefonu. Kalakaldım öylece.

Büyük hanım yüzümden anladı sahipsizliğimin yarattığı şaşkınlık ve acıyı. Bilmediği Melike’nin adını duyup, hastanede denmesiyle aklıma konup, yüreğimi burkanlardı. Kasabaydaydı demek Melike. Bana çok değildi. Ah bir yolunu bulsam da onu görebilseydim keşke. Şimdilik büyük hanıma bahsetmemeye karar verdim bundan. Bu kadarını yapsa da artık kendimden başka kimseye güvenmemem gerektiğini anlamıştım az çok.

(devam edecek)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s