İrma anne – Bölüm 9

Bu deftere yazılan hiç bir hikayenin sahiplenilmemesi gerekiyordu belkide. Belkide sonsuza kadar bu komodinin gözünde kilitli kalmalıydı. Onu oradan alarak, geçmişteki bütün çirkinlilkeri getirmişti hayatına Ada. Bunları bilmeden önce ki kadar mutlu olmayı diledi yeniden ya da bunların hala İrma’nın hayal ürünü bir roman çalışması olduğunu.

O halde okumaya devam edebilirdi.

“Yıldızın gözlerini kocaman açarak ‘Ne olacak abla biz nasıl doyduysak o da doyar büyür bir yerlerde, ben alacağım parayla yaşarım. Gencim abla ben. Babası bıraktı gitti, hayatını yaşıyor. Ben de öyle yapacağım vallaha! Elin evinin pisliğini temizleyerek çocuk büyütmek için doğmadım ben!’ demesiyle delirdiğimi hatırlıyorum.

‘Bu çocuk niye doğdu o zaman Yıldız? Annesi onu parayla satsın diye mi?’ diyerek bağırınca.

‘ Abla bağracağına sen al o zaman kurtulsun!’ dedi suratıma tükürür gibi.

İşte o zaman aklıma düştü. İstediği parayı sordum hemen. Dans okulunu kapatmayı düşünüyordum bir yıla kadar. Önce parayı ödemek  için kredi çeker, kredi bitince de kapatabilirdim.  Bu çocuğun başına kötü şeylerin gelmesine izin veremezdim. Kendi evladıma yapamamıştım ama Ada’yı annesiz bırakmayacaktım!”

Ellerinin titremesinden devam edemedi okumaya. Şimdi defteri bırakmış katılarak ağlıyordu Ada. Demek annesi onu parayla satıp gitmişti. Bakamayıp bir cami avlusuna bıraksa, bir hastalıktan ölmüş olsa ya da aklına gelmeyen başka her hikaye, parayla satılmış olmaktan daha onurlu olurdu herhalde. Annesinin yüzünü ve kokusunu hatırlıyordu hâlâ. Midesi bulandı şimdi hatırlayınca. Koşarak lavaboya gitti hemen. Uzun uzun çıkardı içinde biriken her şeyi. Bir süre kalkamadı lavabonun yanından. Telefonun sesini duydu İrma’nın odasından. Komodinin üzerinde bırakmıştı orada. Hastaneden arıyor olabilirler diye doğruldu gitti yeniden odaya.

“Yarın sabah Ufuk’u okula ben bırakacağım, sonra da belki İrma hanıma uğrarım diye düşündüm. Eğer sen de gideceksen birlikte gidebiliriz” dedi Kuzey’in sesi.

“Olur” derken sesinin titremesine engel olamadı Ada.

“Sen iyi misin?”

“Evet” dedi ama tansiyonu birden kalktığı için düştüğünden telefon elinde yığılıverdi yatağın yanına.

Gözlerini açtığında, yine İrma’nın odasında Kuzey başındaydı.

“İyi misin?” dedi Ada gözlerini açar açmaz.

“Sen nasıl geldin buraya?”

“Telefonda sesin  kesilince verandanın camını kırdım” dedi omuzlarını kaldırarak, “Yarın yaptırım, bir karton kapattım şimdi merak etme!”

“Tansiyonum düştü herhalde” dedi Ada hâlâ konuşacak hali yoktu.

Sonra Kuzey’in komodinin üzeride  kapalı duran günlüğe baktığını farketti.

“Seni bulduğumda yatağın üzerinde açık duruyordu. Ben de sen ayılana kadar açık duran  sayfaları okudum!” dedi utanarak.

Ada yeniden ağlamaya başladı, Kuzey onu kendine çekip sarıldı.

“Bu senin suçun değil inan bana!” dedi fısıldar gibi.

Ada ona İrma ve onun hakkında bildiği kadarını anlattı, sonra da günlüğü buluşunu ve orada okuduklarını.

“Günlerdir neden rengin sapsarı ve rüyada gibi gezdiğini şimdi anlıyorum” dedi Kuzey. Bu konuşmaları yaparken yatağın başına Ada’nın yanına oturmuş, onun başını göğsüne almıştı. Ada günlerdir ihtiyaç duyduğu bu kucaklamaya bırakmıştı kendini ve içinden geldiği gibi anlatmıştı her şeyi. Bu halleriyle bütün sırlarını ve dertlerini paylaşan iki küçük çocuğa benziyorlardı.

“Ona kızgın mısın?” dedi Kuzey.

“Anneme mi?” dedi Ada burnunu çekerek.

“Hayır İrma’ya.”

“Kendi oğluna yaptıkları için kızgınım galiba”

“Çok gençmiş aslında, yani düşünsene şimdi bizim olduğumuz yaştan bile gençmiş. Evet çok  ciddi bir hata yapmış gerçekten. Zavallı çocuk ama düzeltmek istese de hayat ona bir şans vermemiş. Hiç değilse bunu anlamış. Bir şans olarak seni vermiş belki de pişmanlığına karşılık yani. Yine de anne olmuş. Üstelik en iyilerinden biri.”

“Evet benim açımdan bakarsan gerçekten öyle. ”

“Belki senin annende pişman olmuştur sonradan.”

“Ama biz bir yere kaçmadık ki O adam gibi. Bizi kolayca bulabilirdi bıraktığı yerde isteseydi.”

“Haklısın” dedi Kuzey iç geçirerek, “Her anne aynı olacak diye bir şey yok elbette. İnsanlar bile bu  kadar farklıyken.”

“Peki senin hikayen nasıl?” dedi Ada, o güne değin Kuzey’in ailesi hakkında bir şey anlattığını duymamıştı.

“Senin iki annen varken benim hiç olmadı biliyor musun?” dedi Kuzey mırıldanır gibi.

Ada başını kaldırıp ona baktı; “Ne olmuş annene?”

“Beni doğururken ölmüş. Zavallı babam bir daha hiç evlenmemiş ve beni tek başına büyüttü. Şimdi Ufuk’un da bir annesi yok üstelik. Ne acayip değil mi?”

“Evet tuhaf bir kader gerçekten hepimizin ki” dedi Ada dalgın dalgın, “Peki baban hayatta mı?”

“Hayır onu dört yıl önce kaybettik, eşim henüz hayattaydı. Aslına bakarsan peş peşe gittiler sayılır.”

“Çok üzüldüm, bunları sorup seni de üzmek istemezdim kusura bakma”

“Bazen konuşmak iyi geliyor, dert etme. Babam da eşim de iyi insanlardı. Umarım Ufuk’ta benim için güzel şeyler düşünür ardımdan”

“Düşüneceğinden eminim. Sen çok iyi bir babasın çünkü.”

“Çok iyi bir babam olduğu içindir belki. Annesiz çocuk büyütmeyi farkında olmadan ondan öğrenmişim galiba” diyerek güldü Kuzey.

“Bu akşam geldiğin için gerçekten teşekkür ederim. Şimdi kendimi daha iyi hissediyorum” dedi Ada ve derin bir uykuya daldı Kuzey’in göğsünde. Kuzey onu uyandırmamak için bir süre kıpırdamadı. Tam kalbinin üzerinde nefes alan bu  güzel başı bırakmak istememişti açıkçası. Uykusu iyice dağılmıştı. Anın tadını çıkarmak için elini günlüğe uzattı ve başladığı yerden okumaya devam etti.

Ada sabah gözlerini açtığında Kuzey orada değildi. O uyuduktan sonra evine geçtiğini düşündü ve kalkıp banyoya gitti. Banyodan çıktığında aşağıdan sesler duyunca camın kırık olduğunu hatırladı ve endişeyle aşağı indi yavaş yavaş. Merdivenlerde onun sesini duyan Kuzey “Ben hâlâ buradayım korkma!” diye seslendi aşağıdan, “Kahvaltı hazırlıyorum haydi acele et Ufuk’u okula götüreceğiz daha.”

Onun hâlâ evde olması heyecanlandırdı Ada’yı, garip bir güven ve huzur duygusu yayıldı içine. Dün geceden beri kendini daha  az karmaşık hissediyordu. Kuzey’in varlığı günlüğün yarattığı bulutları dağıtmış gibiydi.

Ada aşağı indiğinde, İrma’nın odadan çıkarmadığı günlüğünü tezgahın üzerinde görünce şaşırdı.

“Okudum sonuna kadar” dedi Kuzey, “Bence devam etmemelisin”

“Neden daha da kötüsü mü var?” dedi Ada endişeyle. Akşam ki sıkıntı yeniden gelip yerleşti içine.

“Senin için değil” dedi Kuzey çaylarını dolduruken. Ada İrma annenin evde olduğu gibi olduğunu düşündü bu sabahın. Kuzey tıpkı onun yaptığı gibi kahvaltıyı hazırlamış. Tıpkı onun yaptığı gibi bir yandan konuşuyor bir yandan eksikleri tamamlayıp, çayları dolduruyordu.

“Kimin için peki?” dedi Ada ağzına bir zeytin atarken. Onun varlığını hissetmek ve İrma anneyi hatırlamak içini rahatlatmıştı yeniden. Güvenli bir alandaydı o şu anda.

Kuzey elindeki çay dolu bardakları masaya bıraktı ve Ada’nın gözlerinin içine bakmaya başladı. Ada o zaman farketti onun gözlerindeki ıslaklığı. Gözleri kıpkırmızı olup şişmişti.

“Ağladın mı sen?” dedi şaşkınlıkla.

“O çocuk benmişim” dedi Kuzey bir iki damla daha indi gözlerinden.

“Hangi çocuk?”

“Günlükte İrma annenin bıraktığı çocuk!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s