İrma anne – Bölüm 8

Kuzey ile kısa da olsa beraber mutfağa girip yemek hazırlamak ve ardından hızlıca yemelerine rağmen neşe dolu bir sohbet iyi gelmişti Ada’ya. O gider gitmez yukarı çıkıp günlüğü alıp okumaya devam etti İrma annenin odasında. Nedense defteri alıp kendi odasına götürmek istemiyordu. Sanki o defter bu odadan çıkarsa içindeki anılar her yere dağılabilirlerdi. Oysa burada İrma annenin özelinde kalmalıydılar.

İrma anne konservatuara gittiği yıllarda tanışmıştı Suat ile. Suat’da o yıllarda tıp öğrencisiydi. Bir arkadaş ortamında tanışmışlar daha ilk görüşte etkilenmişlerdi birbirlerinden. Suat’ın babası zengin bir iş adamıydı. Adamcağız tek oğlunun bir gün işin başına geçmesini hayal ederken o doktor olmaya karar vermişti. Bu zeki ve yakışıklı adam İrma anneyi o kadar etkilemişti ki konservatuar bittikten sonra da onunla görüşmeye devam etmişlerdi. İrma anne çalışmaya başladığında Suat’ın son senesiydi. Birden bire hiç beklemediği şekilde tanıştığı Enver hocanın kendi kurduğu tiyatrosunda bir oyunda başrol alınca, İrma kariyerine hızlı bir giriş yapmıştı. Enver hoca onu görür görmez teklif etmişti rolü zaten. Konservatuar mezunu olduğunu elbette biliyordu bu teklifi yaparken. Oyun şehirde o kadar beğenilmiş ve basın övgüyle bahsetmişti ki yıllık bir turne planı yapılmıştı hemen.

İşte İrma annenin hamile olduğunu öğrenmesi tam da bu döneme denk gelmişti. Çoğu konservatuar mezununun hayatı boyu erişemeyeceği bir başarıyı daha mezun olur olmaz yakalamıştı. Henüz evli bile değilken bir de hamile kalmış olması tüm başarısını gölgeleyebilirdi. Suat daha bebek lafını duyar duymaz evlenelim demişti İrma anneye. İrma anne onun daha mezun bile olmadan bir aile kurmak istemesini de doğru bulmamıştı. Tıp gibi zor bir bölümün son sınıfındaydı, girmesi gereken önemli sınavları vardı. Çok yakında İrma anne ülkenin pek çok şehrini kapsayan bir turneye gidecekti. Bir bebek ikisinin hayatı içinde doğru bir tercih olamazdı şimdi.

“İrma, evlenelim, lütfen bu bebeği doğur.” dedi Suat yalvarır gibi.

Ada’nın şaşkınlıkla okuduğu bu satırlar sırasında uykuya dalmadan son hatırladığı, İrma annenin bebeği doğurup Suat’a vermeyi kabul etmesiydi. Evlilik veya annelik için hayatında uygun bir zaman olmadığını söylemiş, aşkından ve evladından vazgeçerek kariyerini tercih etmişti.

Bu anların sahibi olan kadınla, sekiz yaşından beri onu bakıp büyüten kadının aynı kişi olduğuna inanmıyordu Ada.

“Acaba okuduklarım İrma annemin günlüğü değil de, yazmak istediği bir romanın taslağı falan mı?” diye düşündü kendi kendine.

Hayat garipti bazen. O kendi algılarıyla inandıkları ile sonuca varıyordu. Belki de okuyor olsa bile gerçek bu yazılanlardan bambaşkaydı. Günlüğü sonuna kadar okumadan hiç bir yargıya varmamaya karar verdi bu  yüzden. Tarafsız bir şekilde tamamını okuyacaktı önce.

Devam eden  günlerde her gün işi bitince hasteneyi ziyaret etmeye, dönüşte günlüğü okumaya devam etti. Bu arada Deniz’de her gün arıyor hem İrma annenin sağlığını soruyor, hem de görüşmek için uygun olup olmadığını soruyordu Ada’ya. Bu kadar iyiliğe karşılık sürekli erteleyemediği için bir akşam yemeği yemişlerdi onunla da. Kuzey ile yaptıkları gibi evde değil, dışarıda.

Ufuk anneannesinden geldikten sonra bir kez de onlar çağırmışlardı Ada’ya yemeğe. Bir akşamı da onlarla geçirmişti böylece.

Geceleri günlüğün içindeki o garip dünyaya geri dönüyor, gündüzleri insanlara bir şey belli etmemeye çalışarak okuduklarının etkisinde rüyada gibi geziyordu.

Suat, İrma’nın bu duygusuz tavrına o kadar içerlemiş ve ondan soğumuştu ki, dünyaya gelen oğlunu alır almaz, bir daha İrma’yı ne aradı ne de sordu. Turneler ve yeni gösterilerle kariyerine devam eden İrma,  bir süre sonra yaptığı şeyin acısını yüreğinde duymaya başlasa da, bir daha ne Suat’ı ne de oğlunun izine rastlayamınca bunalıma girdi. Suat’ın ailesini, yaşadıkları yeri ne kadar soruştursa da kimse ona bir şey söylemedi. Suat yurt dışına gitmişti. Bebeğin varlığına dair ise kimse bir şey söylemiyordu. Sanki ikisi birden yer yarılmış içine girmişti. Yıllar geçtikçe İrma oğlunun ona duyacağı nefreti düşünerek çok acılar çekti ve ona yeniden kavuşmak için dualar etti, adaklar adadı.

Daha sonra bir kez evlenmesine karşılık, bir daha çocuğu da olmayınca, evliliğini yürütmeyi de başaramayıp ayrıldı. Ada yüreği titreyerek okuyordu yazılanları. Hâlâ içinde bu yazılanların bir günlük olmadığına dair bir  umut vardı. Gerçekten oskarlı filmlere taş çıkartacak kadar duygu yüklü bir hikaye vardı bu defterin içinde. İrma’nın oğlundan böylesine kolay vazgeçmiş olması Suat’ı haklı görmesine neden  olsa da, onun tanıdığı İrma’nın bunları yapmış olması mümkün gelmiyordu ona.

Hayatında anne rolü üstlenmiş iki kadının da acı dolu sonuçlar yaratan seçimleri olmuştu anlaşılan. Kendi annesinin hikayesi neydi acaba?

İrma annenin sağlık durumu her geçen gün daha iyiye gidiyordu. Eve çıktıktan sonra da bir süre tedavisi devam edecekti. Deniz bu nedenle hastaneden bir hasta bakıcı ayarlamıştı. Ada çalışacağından bütün gün İrma annenin yanında olması mümkün değildi. Doktorun önerisine göre bir ay, eğer ihtiyaç duyulursa iki ay hasta bakıcı her gün sabah  gelip akşam gidecekti. Yatılı da ayarlama şanslarına olmasına rağmen İrma anne akşamlarını kızı ile geçirmek istediğini söyleyerek reddetmişti. Eve döndüğünde adım atabiliyor olacağından geceleri Ada’ya yük olma şansı yoktu zaten.

Hastane günleri ilerlerken, günlükte ilerlemeye devam ediyordu. Ada bu küçücük defterin içine bunca hikayenin nasıl sığdığını anlayamamıştı başta ama her okuduğu yeni şeyin ardından defteri göğsüne bırakıp uzun uzun düşündüğünü farketti sonra. Okuduklarını bir kez de kafasında canlandırıyor, değerlendiriyor, sonuçlara varıyor, bunları yaparken de derin bir uykuya dalıyordu. Bazen rüyasında bile görüyordu olayları bu yüzden.

O akşam yine gelir gelmez günlüğü aldı eline, artık okuması gereken çok az bir bölüm kalmıştı.

O günkü sayfa 6 Nisan 2002 olarak tarihlenmişti. Yani tam on altı yıl önce.

“Bunca yıldır kendi evladıma yaptıklarımın acısı ve utancı ile kavrulurken, Yıldız’ın söylediklerini anlamakta zorluk çekiyorum gerçekten. Muhtemelen Suat’da benzer şeyler hissetmişti ben oğlumu istemediğimi ona anlatırken. Hiç değilse babasına bırakmıştım ben evladımı. Yıldız’ın yaptığı gibi satılığa çıkarmamıştım.

Sekiz yaşında bir kız çocuğu para ile satılır mı?”

Defter aniden düştü Ada’nın elinden. Sayfanın üzerindeki tarihe yeniden baktı. 2002, tam da bu evde yaşamaya başladığı yıldı. Kalbi sıkışmaya başladı.

“Hayır lütfen bu kız ben olmamayım” diye sıktı gözlerini kapatıp. Sanki açtığında her şey bambaşka olacaktı, “Sekiz yaşında bir kız çocuğu para ile satılır mı?” diye tekrarladı zihni. Yıldız annesinin adıydı. Bu sayfada anlatılanların kendi hikayesi olduğundan adı kadar emindi.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s