İrma anne – Bölüm 7

İçi biraz cız etse de mektupların annesinden gelmiş olmamasına çok üzülmediğini hissetti Ada. Garip bir şekilde sevindi bile. Bir gün annesinin gelip, İrma anne ve Sezar ile kurdukları bu güzel hayatın yıkılıvermesinden içten içe korkmuştu belkide. Yarım bırakılmış mektubu alıp göğsüne bastırdı. Peki ama annesine ne olmuştu acaba?

Mektubu yeniden katladı ve zarflarla birlikte defterin arasına yerleştirdi özenle. Onları bulduğundan İrma anneye bahsetmesinin gerekmediğini düşündü önce, sonra şimdi bunu düşünmek için doğru bir zaman olmadığına  karar verdi. En azından kadıncağızın hastaneden çıkmasını bekleyebilirdi sormak için.

Tam defteri yerine koyacağı sırada, bu kez içindeki ses, sayfaları sararmış bu defterin içine de bakmasını söyledi ona. Zaten mektubu okuyarak kadıncağızın özeline yeterince girmişti ama defterin içinde ne olduğuna dair merakı da giderek yükseliyordu. Kendini yine çocukluğunda, her yeri karıştırıp bir hazine bulacakmışcasına heyecanlanan o küçük kız gibi hissetmeye başladı.

Elinde defterle doğrulup açtı ilk sayfasını, sayfanın başındaki tarih, 9 Eylül 1978’di.

Bir kaç satır okudu, bu İrma’nın günlüğü olmalıydı. Yatağın üzerine uzanıp okumaya başladı.  İrma aşık olduğu bir adamı yazmıştı bu satırlarda. Ona çok aşık olmasına rağmen kariyerinin yukarı doğru çıkacağını gösteren bu noktasında aşkı ve kariyeri arasında kalmıştı. Ada okurken gözlerinin kapandığını farketmedi bile. Sabah uyandığında kendini İrma’nın yatağında bulunca zorla toparladı düşüncelerini, neyse ki işe geç kalmayacağı bir saatte uyanmıştı. Günlüğü devam etmek için komodinin üzerine bıraktı ve İrma annenin listesindekileri içeren torbayı alıp koşarak kendi odasına geçti. Hızlıca giyindi ve çıktı.

Hastaneye giderken  kitabı torbaya koymadığı aklına geldi, aslında onu görememişti zaten komodinin üzerinde veya çekmecelerinde. Bütün gün aklına her nasıl olduysa gelmeyenler hastane yolunda üşüştüler yeniden. Mektupları annesinin yazmamış olduğunu düşününce, bir sızı gelip yerleşmek istedi ama sonra yeniden İrma anne ve Sezar’dan hiç ayrılmayacak olmanın sıcaklığı kapladı sızının üzerini. Bunun annesine karşı bir ihanet olup olmadığını düşündü bir süre. Mektupları okurken hissettiği anne hasreti ve sıcaklığının İrma anneye ait olması üzmemişti onu. Evet o mektuptan önce ikisine ayrı ayrı hissettikleri vardı belki ama şimdi bütünleşip İrma anneye ait olmuşlardı hepsi. Yine de mektıplar gerçek olmasa bile bir gün geri gelcek  bir annesi var mıydı merak ediyordu.

İrma anneye mektuptan ve günlükten hiç bahsetmeden, kitabı bulamadığını söyledi. İrma anne onu en son salonda bıraktığını hatırlardı sonra ve kızı yorduğu için özür diledi. Söylediklerinden anladığı kadarıyla o komodin çekmecelerinin kilitli olduğunu düşünüyordu hâlâ, bu nedenle açık oldukları konusuna da hiç girmemeyi tercih etti. Anlaşılan İrma anne kocaman yüreğini ve  geçen onca yılını bir küçük ve eski komodinin çekmecelerine sığdırıvermişti. Bu düşünce iyice hüzünlendirdi Ada’yı İnsanlar gittikten sonra geriye kalan eşyalar onların yıllarını, anılarını, duygularını yansıtmıyordu aslında. Onlar geriye bile kalmıyordu belkide. Anlamsız  nesneler olarak durmaya devam ediyorlardı sadece. Başkalarının yüreğinde bırakılan izler ve İrma annenin yaptığı gibi yazılanlar kalıyordu geriye. Kağıda ve yüreğe yazılanlar.

İrma anne onları yazmamış olsa kimse bilmeyeden silinip gideceklerdi hepsi. Günlükte bahsedilen aşığın adını hatırlamaya çalıştı İrma anne yorulup gözlerini kapayınca. Selami, Salih ya da ona benzer  bir şeydi herhalde. Sonra ne olmuştu acaba? Eve gider gitmez okumaya devam etmeye karar verdi.

Deniz ve Kuzey beyin sırayla gelişlerinin ardından o da Kuzey bey ile eve dönmeye karar verdi. Daha doğrusu İrma anne ;

“Kuzeyciğim, Ada’yı da eve bırakırsın değil mi? Burada yemekte yemedi zavallı, belki dönerken bir şeyler yersiniz” deyiverince itiraz edemedi Ada. Kuzey bey de itiraz edemedi elbette. O da her nasılsa İrma anneye Ada kadar saygı ve sevgi duyuyordu.

“Çok yorgunum, eminim senin için de uzun bir gün olmuştur” dedi  Ada yola çıktıklarında, “İrma anneye söylemezsen ikimizde evimize gidip dinlenelim. Bir şeyler atıştırırım ben gidince. Dışarıda yemek yiyecek halim gerçekten yok”

“Benimde dışarıda yemek için pek isteğim yok açıkçası” diye gülümsedi Kuzey, “ama evde tek başıma atıştırmakta istemiyorum. Ufuk bu gün bakıcısı ile birlikte anneannesinde kalacak.”

Annesi ölmüş olsa bile bir anneannesi vardı elbette Ufuk’unda ama neden bunu duymanın tuhaf geldiğini anlayamadı Ada. Bu günlerde zihni gerçekten farklı çalışmaya başlamıştı galiba. Ada’nın sessiz kaldığını görünce,

“Beni davet etmeyecek misin?” dedi Kuzey kırgın bir sesle.

Onun ne söylediğini ancak  idrak eden Ada, “Ah ne olur kusura bakma, kafam gerçekten çok karışık bu ara, elbette gelebilirsin ama omlet veya makardan başka bir ikramım yok ne  yazık ki”

“Sorun değil, Ufuk yokken ev çok sessiz oluyor sadece.”

“İrma anne yokken de öyle” dedi Ada içini çekerek.

Gerçekten de İrma annenin küçücük varlığı ile renklenen evin bütün odaları grileşmiş gibi gelmişti Ada’ya o hastaneye yatınca. Kuzey’i davet etmişti ama bu günlüğü okumaya devam edemeyeceği anlamına geliyordu aynı zamanda. Ona mektuplardan bahsetmeli  miyim diye düşündü sonra bir anda. İrma anne ve onun hikayesini bile bilmeyen birine neden bahsedeyim ki diye vazgeçti. Komşularına bu kadar özellerini anlatmaları anlamlı mıydı hem?

“Deniz’e anlattın ama ?” dedi zihnindeki bir muhalif ses.

Doğru hiç gereği yokken ona anlatmıştı hem de. Belki de konuşacak konu bulamayınca çıkıvermişti ağzından, şimdi kendisi de bilmiyordu nedenini.

“Sormuştu çünkü” dedi aynı ses biraz sonra. Evet sorduğu için anlatmıştı.

“Bu makarna işini sonraya bırakmalıyız belki de sen gerçekten yorgun görünüyorsun” dedi Kuzey evin önüne geldikleri halde arabadan inmeyen Ada’ya bakarak.

Ada o zaman anladı arabanın parkettiğini.

“Hayır, hayır! Gerçekten kusura bakma kafam karışık biraz”

“Evlenme konusu mu?”

Hiç aklında yokken bu konuyu hatırlamak iyice gerdi Ada’yı. Garip olan Kuzey’in bu konuyla ondan daha  çok ilgileniyor olmasıydı aslında.

“Sen pek onaylamıyorsun sanırım Deniz’i, onun hakkında bilmediğim bir şeyler mi biliyorsun yoksa?” dedi merakla.

“Hayır, ben onu çok uzaktan tanıyorum, yani aslında hiç sohbet bile etmedik. Toplantılardan sadece, bilirsin iş yemekleri falan.”

“Sence evlenmemeliyim peki?”

“Karnımız açken bu kadar ciddi şeyler konuşmayalım bence”

Ada’nın içinde kurabiye tabağı götüreceği zaman ki heyecan yeniden yükseldi evin kapısına gelince. O zaman anlamıştı bütün akşamı evde başbaşa geçireceklerini aslında. Bu defa ne İrma anne, ne Ufuk, ne de bakıcı yoktu yanlarında. İrma annenin sağlığı, mektup, annesi, günlük ve tabi Deniz öyle karıştırmıştı ki kafasını Kuzey ile başbaşa olduklarını anlayacak akıl bile kalmamıştu başında.

“Bu akşam fazla kabalık ettim değil mi? Şimdi makarnalarınımızı hazırlayıp kendimi affettireceğimi umuyorum” dedi mahcup bir şekilde gülümseyerek.

“Asıl ben biraz arsızlık ettim galiba ama gerçekten ev o kadar boşki Ufuk yokken, yemekten sonra fazla kalıp seni yormayacağım söz veriyorum” dedi Kuzey’de aynı mahcubiyetle.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s