İrma Anne – Bölüm 6

Deniz’in hem herşeye fazlasıyla yetişip yardımcı olması, hem de beklentisini bu derece belirgin ve rahat bir şekilde sunması Ada’nın baskı altında hissetmesine neden  oluyordu. Bir yandan kendini yapılan iyiliklere karşılık borçlu hissederken, öte yandan bu iyiliklere bir karşılıkmış gibi beklentinin öne sürülmesi huzursuz hissetmesine  neden oluyordu. İrma annenin başına gelenler yüzünden doğru algılayamadığına ikna etmeyi denedi kendisini. Deniz’in cevap bekleyen bakışlarının hâlâ üzerinde olduğunu görünce,  gülümsedi sadece.

Şimdi tek istediği İrma annenin iyi olmasıydı.

“Sezar nasıl onu bulabişler mi?” dedi İrma anne, Ada ile ikisi başbaşa kalınca.

“Sezar seni bırakıp bir yere ayrılmamış ki İrma anneciğim, zavallı köpek sen yere düşer düşmez başında durmaya başlamış koşmayı bırakıp. Ben henüz göremedim ama eminim kendini kötü hissediyordur o da”

“Eve gider gitmez onunla biraz ilgilen olur mu? O her zaman ki sarı kedi yüzünden heyecanlandı sadece, henüz bu mahallenin kedilerine alışamadı zavallı.”

“Tamam sen merak etme, Sezar’a biz bakarız, sen kendini toparlamaya çalış lütfen!”

“Artık genç değilim Ada’cığım, bu gün Sezar’la düşmeseydim bile yarın evde düşebilirdim biliyorsun.”

“İrma anne! Daha düne kadar cıvıl cıvıl dolaşıyordun, şimdi nerden çıktı bu yaşlılık hikayeleri böyle.”

“Ha, Ha! Haklısın!” dedi İrma anne kızının saçlarını okşayarak.

Her zaman Ada ile sohbet ettiğinde kendini daha iyi hissederdi İrma anne. Sorunun ne olduğunu Ada’nın  bilmesi ya da doğrudan sorun hakkında konuşmaları gerekmezdi. Onunla beş dakika sohbet ve onun pırıl pırıl gözlerini yüzüne dikerek söyledikleri enerjisini ve moralini düzeltirdi her zaman.

“Burada bir ay zaman geçireceğime göre, bazı şeylere ihtiyacım olacak evden”

“Tamam, ne istiyorsan söyle ben yarın iş çıkışı hepsini getiririm” dedi Ada.

“Ayağa kalkamayacağım sanırım ama yine de bir terlik, çamaşır, pijama, tarak ve  diş fırçam. Tuvalet masamadaki küçük aynam ve üzerindeki açık pembe rujum”

“Dur, dur bütün bunları aklımda tutamamam yazayım bari” diye çantasından kağıt kalem aramaya başladı Ada.

İrma anne söylediklerini Ada listesine ekleyene kadar bekledi gülümseyerek.

“Rujumu yazdın değil mi?” dedi o kafasını kaldırınca.

“Yazdım, yazmaz olur muyum? Doktorlar seni rujsuz görmesinler burada zaten onu iyi düşündün” diye kıkırdadı sonra.

İrma anne de güldü o gülünce, hayatı boyunca hiç bir zaman kendini bırakmış, bakımsız bir kadın olmamıştı ki o, hastanede de olsa hiç değilse saçını  tarayıp, rujunu sürmek isterdi.

“Ha bir de  yatağımın  baş ucundaki komodinde kitabım var. Bir ay ona ara vermek istemiyorum doğrusu, onu da benim için getirirsen çok sevinirim. Bir de mavi şalımı.”

“Tamam güzel kadın, sen  hiç merak etme, ben bunların hepsini alır gelirim” diyerek öptü ellerinden sevgiyle Ada, İrma annenin.

Akşam eve gidince unutmamak için önce İrma annenin listesindekileri halletmeye başladı. Kapının koluna astığı torbanın içine tek tek bulup yerleştirdi hepsini. Sonra kitabı almak için komodinin üst çekmecisini açtı ama göremedi kitabı, diğer iki çekmeceyi daha açarak kontrol etti hepsini. İrma annenin komodinin çekmeceleri genellikle kilitli dururdu. Biliyordu çünkü çocukluğunda en sevdiği şey  onun eşyalarını karıştırmaktı. Şimdi üçünün de kolayca açıldığını görünce, ne zamandır onları kilitlemediğini merak edip gülümsedi.

Son çekmecenin arka tarafında duran defterin yüzüne yapıştırılan fotoğraf o kadar ilgisini çekti ki uzanıp aldı onu. İrma annenin  gençliği olduğunu tahmin ettiği fotoğrafta sahnede tek başına dansediyordu. Üzerinde parlak koyu kumaştan çok güzel bir giysi vardı. Eliyle okşadı resimdeki narin, çıtı pıtı kadının soluk, siyah-beyaz silüetini. Tam defteri yerine koyarken, içinden  bir kaç zarf ve katlanmış bir iki dosya kağıdı halının üzerine doğru uçup gittiler. Bir elinde defterle onları toparlamak için uzandığında, kağıtların bir tanesindeki yazıya gözü takıldı. Normalde İrma annenin özelini karıştırmak adeti değildi. Çocukluğundaki o karıştırma hevesi son bulduktan sonra bir daha asla İrma annenin özel eşyalarına elini sürmemiş, hatta ona gelen mektupları, zarfları, faturaları bile izin almadan açmamıştı.  Tabi bu adabı ona öğreten yine İrma anneydi.

“Kim olursa olsun ve ne kadar yakın olunursa olunsun insanların özel hayatlarına ve eşyalarına saygı göstermelisin Adacığım. Onların izni olmadan kapalı tutulmuş özel eşyalarına bakman bile göz hırsızlığı sayılır.”

“Peki ama İrma anne ya ortalığa bırakmışsa ve ben bakmışsam bu da hırsızlık sayılır mı?”

“Hayır elbette sayılmaz kuzum. Yine de ortalığa bırakılmış olması senin kullanımına sunulduğu anlamına gelmez. Senin olmayan her  şeye dokunmak ve kullanmak için izin almalısın.”

Şimdi İrma anne burada olmadığına ve kitabı bu çekmecelerden almasını o söylediğine göre, bu yaptığı bir göz hırsızlığı sayılmazdı herhalde. Katlanmış kağıdı alıp açtı yavaşça.

“Sevgili kızım Ada,

Sana bir süredir mektup yazamadığımı biliyorum. Burada özel  bir bayram kutlaması olduğu için, bir kaç kişi beraber tatil için dağlara gitmeya karar verdik. Oradan sana yazmam mümkün olmadı. Döndüğümde ise üst kattan akan sular yüzünden evin mahvolmuş manzarası ile karşılaşınca, geçen ay mektup yazmak için uygun bir ruh hali ve zamanı yakalayamadım.

Ev  sahibim bayan Haunsen salonun tüm parkelerini yeniden yaptırmak zorunda kaldı. Neyseki diğer yerler ıslak zemin olduğu için etkilenmemişti. Sadece tüm halılarımı artık koktıkları için atmak zorunda kaldım. Düşünsene benim olmadığım on gün boyunca suyun içinde beklemişlerdi. Evdeki o ağır kokuyu yok etmem epeyce zamanımı aldı. Hâlâ sinsi sinsi kokuyormuş gibi hissediyorum bazen.

Sen neler yapıyorsun, İrma arkadaşı bay Schumann ile haber yollamamış olsaydı ben mektupları eski eve gönderiyor olabilirdim ama neyseki bay Schumann geçen defa mektubu postaya vermeden önce gelip bana yeni adresinizi verdi. Umarım yeni evinizden memnunsunuzdur.”

Mektup burada sona eriyordu, daha  doğrusu  İrma annenin devamını yazacak zamanı henüz olmamıştı. Gözlerinden inen yaşların annesinin aslında yıllardır onu hiç arayıp sormamış olmasından mı, yoksa İrma annenin sırf o üzülmesin diye yıllardır ona annesinin ağzından mektuplar yazmasına duyduğu minnetten mi olduğunu bilemiyordu.

O sevgi dolu cümlelerin İrma annenin yüreğinden dökülenlerle aynı olduklarını  bunca zaman anlayamamış olmasına çok şaşırdı kendi kendine. Annesi o sekiz yaşındayken gitmişti Almanya’ya. Onu İrma anneye bırakmıştı. Geri gelip alacağını söylemişti İrma anne her zaman Ada’ya. Onu bırakmasının nedeni istememiş olması değildi. Tek başına hem çalışıp, hem Ada’ya bakamayacak olmasıydı. Görünen o ki, annesi gittikten sonra bir daha hiç yazmamıştı onlara. Belki de Ada’ya yazmamıştı diye düşünecekti ki kendisi haber alıyor olsa onun ağzından mektuplar yazıp kızın sunmaya gerek duymazdı herhalde İrma anne.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s