İrma Anne – Bölüm 1

“İrma anne, neden bu kadar zengin bir muhitte taşınmakta ısrar ediyorsun. Biraz daha para kazanayım, ondan sonra taşınırdık olmaz mıydı?” dedi Ada bir yandan İrma annenin gençliğinden kalma, porselen bir kahve takımını paketlerken.

Ada ile geçirdiği on altı yıl da dahil olmak üzere neredese kırk yıldır yaşayan bir evi bir anda toplamak pek mümkün olmuyordu. İrma bir yandan atılacakları ayırırken, bir yandan  dolapların içinden  çıkan yıllar öncesine ait eşya ve fotoğraflara bakıyor, kâh gülüyor, kâh ağlıyordu.

“Ada baksana burada ne kadar gencim. Giresun turnesi bu tiyatronun. Ah ne kadar güzel dans ederdim o zaman beni görmeni çok isterdim.” dedi İrma anne ince uzun ve ojeli parmakları ile fotoğrafı albümün arasına yeniden yetleştirirken.

“Söylesene, sence bunca fotoğrafın yeni eve benimle gelmesinin bir anlamı olacak mı?”

“Onları atmayı mı düşünüyorsun yoksa?”

“Belki de atmalıyım kuzum!”

“İrma anne olur mu? Senin başarılarla dolu harika bir kariyerin var. Şimdi bunları kaldırıp atarsan, bir tarihi yok  etmiş olursun.”

İrma kocaman bir kahkaha atarak sarıldı Ada’ya ;

“Canım kızım benim, benim en büyük başarım sensin bence bu  hayatta. Bu fotoğraflarda sararmış anıların inan hiç bir önemi yok seninle geçirdiklerimin yanında.”

“İrma anne ben  de seni çok seviyorum” diyerek sarıldı Ada’da ona gözleri dolarak.

Annesi onu İrma anneye bırakıp gittiğinde henüz sekiz yaşındaydı Ada. Annesiyle beraber bu eve gelirdi haftada iki gün. Nasıl olduysa yine annesiyle geldiği bir gün kalıvermişti burada ve gitmişti annesi. Almanya’da işçi olmaya gittiğini söylemişti bayan  İrma.

O zamanlar annesi gibi bayan İrma diyordu o da. Aradan geçen on altı yıl boyunca annesi ne dönüp onu görebilmiş, ne de onu yanına aldırabilmişti. Sadece her ay yolladığı para ve mektupları saklıyordu Ada. İlk fırsatta gelecekti annesi istediği kadar kazanmış olmasına çok az kalmıştı. Türkiye’ye dönecek Ada’yi alacak ve harika yıllar geçireceklerdi birlikte.

Bütün bu yıllar boyunca İrma anne gibi iyi bir kadının yanında olması  gerçekten büyük şanstı Ada’nın. Daha önce iki kez evlenmiş olmasına rağmen, hiç çocuğu olmamış olan İrma anne, ancak gerçek annesi olsa bu kadar iyi bakabilirdi ona. Bu yüzden minettardı ve hakkını ödeyemezdi.

Bütün eğitimini ve bakımın o üstlenmişti bunca yıl. Annesi sadece cep harçlığını göndermişti Almanya’dan. Ada annesinin gönderdiği paraları saklamıştı bir çekmecede yıllarca. Hiç harcamamıştı. Annesi sırf para kazanmak için bırakıp gitmişti onu. Böyle bir fedakarlıkla kazanılmış bu paraları harcamak içine sinmemişti Ada’nın. Annesi döndüğünde hepsini ona verecekti yeniden.

Yaşadığı pansiyondaki ev sahibine Türk olduğunun söylemediği için Ada’nın mektup yazmasını istememişti annesi. Kadın Türkleri hiç sevmediği için, ona Türkiye’den mektuplar geldiğini görürse kapı dışarı edeceğinden böyle idare etmeleri gerekiyordu. Küçükken beş altı yıl Almanya’da doğup bir süre yaşadığı için dilinden şüphelenmemişlerdi annesinin. Zaten sadece kaldığı pansiyonda sorundu uyruğu, çalıştığı yerde veya arkadaşlarının arasında böyle bir problemi yoktu. Almanya’da doğup büyüdüğünü annesinin Türk olduğunu ama Türkiye’ye hiç gitmediğini söylüyordu soranlara. Pansiyon onun için ideal koşullardaydı, bu nedenle değiştirmeyi hiç düşünmüyordu. Zaten gelmesine de az kaldığı için şartları zorlaştırımaya da gerek  yoktu. O her ay kızına mektup yazıyor ve onun okuduğunu biliyordu. İrma’nın  da ona iyi baktığından şüphesi olmadığı için içi rahattı.

“Annemin mektupları bu adrese gelmeye devam edip, kaybolursa ne olacak İrma?” dedi Ada elindeki işi bırakıp

“Ben halledeceğim, yeni eve  gelecek  o mektuplar sen merak etme!” dedi İrma ona gülümseyerek.

Bu evde onunla ne kadar da mutlu olsa, daha ilk günden beri Ada’nın annesini ne kadar özlediğini biliyordu. Aradan geçen on  altı yıl ona olan hasretini hiç azaltmamıştı. Sadece nasıl olup bunca yıl hiç gelemediğini, bir kez olsun telefon edemediğini anlamakta zorluk çekiyordu  ama İrma onu ikna ediyordu. Annesi onuçok seviyor ve özlüyordu. Gurbet zordu. Burada onların yaşadığı gibi rahat yaşamıyordu orada ve bütün bunlara Ada için katlanıyordu. Bu nedenle şikayet etmemeliydiler.

Bu yeni eve taşınmak için İrma birikmiş ne kadar parasını da katarak, değerli eşyaları varsa satmak zorunda kalmıştı. Ada’ya söylemiyordu ama Ada geçen gün eve gelen kağıtlardan onun bankadan kredi çektiğini de anlamıştı. Artık gücü yetmediği için dans okulunu dört yıl önce kapatmıştı. Şimdi sadece eve gelen öğrencilerine piyano dersleri veriyordu ama yeni gittikleri semt uzak olduğu için muhtemelen orada yeni öğrenciler bulmaları gerekecekti.

“Merak etme komşu villamızda yaşayan  altı yaşındaki yakışıklı delikanlı var ve taşınır taşınmaz derslere başlayacak.”

“Annemden gelen parayı harcamadığımı biliyorsun İrma anne, bari izin verde onu sana vereyim”

“Olmaz Ada’cığım o parayı annene vermek için saklıyorsun sen!”

“Evet ama annem bunu bilmiyor ve sen de benim annemsin, bu yüzden sana da verebilirim.”

“Hayır benim güzel kızım o paralar sende kalsın, eğer çok sıkışırsam ben  senden isterim tamam mı?”

“Tamam.”

Ada şartları bu kadar zorlayarak pahalı bir eve taşınmalarını anlamakta güçlük çekiyordu ama İrma annenin kararlı ve istekli duruşu karşısında bir şey söyleyemiyordu daha fazla.

İrma anne ona dans etmeyi ve piyano çalmayı öğretmişti, kendi adına işlettiği okulu açıkken. Konservatuar sınavlarına girmesini de istemişti Ada’nın ama Ada mütercim tercümanlık  okuyup ardından turist rehberliği yapmaya karar verince sadece hobi olarak kalmıştı hepsi . Aslında İrma’yı kırmamak  için herşeyi yapar, konservatuara da girerdi ama  İrma onun en büyük hayalinin bu olduğunu arkadaşına söylerken duyunca.

“Kattiyen konservatuar sınavlarına giremezsin küçük hanım! Kendi hayallerinin peşinden gideceksin, benimkinin değil!” demişti parmağını sallayarak.

Onun bu anlayışlı ve olgun tavrına her zaman hayran olmuştu Ada. Kendi annesi ile birlikte yaşasa bu kadar mutlu ve rahat bir ilk gençlik dönemi yaşayacağından  şüpheleri vardı. Daima onun aldığı kararların arkasında duran ve destekleyen İrma annenin bu ev kararını anlamsız ve fazla maliyetli bulsa da destekliyordu  o da şimdi.

Böyle bir yerde yaşamanın onun en büyük hayallerinden biri olabileceğini düşünmüştü. Nasılsa çalışmaya başlıyordu o da henüz düzenli bir işi olmasa da, tüm borçları yavaş yavaş ödeyebilirlerdi. Bu kadarını zaten İrma anneye borçluydu.

“Bunca eşyayı toplamayı başaramadık üç günde, nasıl açacağız acaba?” diye bıraktı kendini kanepeye İrma anne.

Ada’da onun yanına bıraktı.

“Ne dersin İrma anne şöyle okkalı bir kahve içelim mi beraber? Enerjimiz yükselir belki ne dersin?”

“Vallahi kuzum, bir koca cezve de içsek bu yorgunluk öyle kolay çıkmaz ama senin elinden olunca iyi geleceğinden eminin. Yap haydi!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s