Sadakat Sokak – Bölüm 2

Cüneyt gideceği için aşağı mahallenin bütün çocukları sokağa iniyorlardı bir kaç gündür. Hepsi arkadaşlarını göndermeden bolca hasret gidermek istiyorlardı. Baturay bile gelmişti bu  kez. Hatta yukarı mahallenin çocuklarından da gelen oluyordu.

Cüneyt kendisi için toplanan kalabalığı görünce, pembe zarfı kimin yazdığını asla öğrenemeyeceğini düşündü. Bu kızlardan herhangi biri olabilirdi. Zaten yazan Özlem değilse kim olduğu da çok önemli değildi. Öğrense sadece merakını gidermiş olacaktı, eğet Özlem değilse, zavallı kıza  umut verecek hali yoktu. Kendi aşık olduğu kıza bile açılamadan gidiyordu  o. Acaba yanlış mı yapıyordu bu konuda da, Özlem ile konuşmalı mıydı gitmeden?

Özlem o akşam aşağı indiğinde sanki onun Cüneyt’e bir mektup yazdığını herkes biliyormuş gibi kimseyle göz teması kurmamaya çalışıyordu. Cüneyt’in mektuba rağmen onun yanına gelmeyişi veya mektuba dair bir söz etmeyişi canını yakmıştı biraz, gözleri doluyordu bir de bu  yüzden. Ayşe arkadaşının halini görünce yanına gidip dürttü onu.

“Ne yapıyorsun sen?”

“Ayşe ağlayacağım şimdi. Baksana yüzüme bakmıyor!”

“Kızım dur bir ya! Görmüyor musun bütün sokak burada, ne yapsın çocuk sarılıp öpsün mü seni şimdi sokağın ortasında!”

“Ya öpmesin ama ne bileyim işte! İnsan bir işaret verir!”

“Evet fişek atacak birazdan tövbe tövbe!”

“Bir mektup daha mı yazsan sen acaba? Şaka yaptık desek. Hiç değilse gider ayak onca  yıllık arakdaşlığımız bozulmaz.”

“Özlem bir sakin olur musun halledeceğim ben!” diyerek bir anda kalabalığın içinden koluna yapışıp kenara çekti Cüneyt’i Ayşe.

Özlem gözleri fal taşı gibi açılmış arkadaşına bakıyordu.

Cüneyt’de afallamıştı bu davranışa, sonra birden bire mektubu yazanın Ayşe olabileceğini düşündü ve panikledi. Ne diyecekti şimdi çocukluk arkadaşına, ben Özlem’i seviyorum dese miydi acaba hemen?

Ayşe gözlerini onun gözlerine dikip “Sen o mektubu okumadın mı?” dedi ters ters.

“Okudum, okudum ama bak Ayşe ! Ben seni üzmek istemiyorum. Biz çocukluk arkadaşıyız seninle, ben seni hep arkadaş olarak gördüm anlıyorsun değil mi?” dedi Cüneyt hızla.

Dili dolaşmıştı nasıl konuşacağını bilememekten.

Ayşe son cümleye kadar Cüneyt’in Özlem’e aşık olmadığını itiraf ettiğini sanıyordu ki, “seni arkadaş olarak gördüm” cümlesini duyar duymaz gözleri büyüdü birden.

“Biz zaten arkadaşız aptal!” dedi önce anlamadığı için, “Bana baksana mektubu benim yazdığımı mı sanıyorsun sen yoksa?”

“Sen  yazmadın mı?”

Acaba mektubun altına boş bulunup kendi adını yazmıştı da , Özlem’de heyecanla temize çekerken onun adını da mı temize  çekmişti yoksa?

“Hayır ben yazmadım tabii ki?”

“Kim yazdı o zaman?”

“Altında isim yazmıyor mu mektubun?”

“Yazmıyor! Bir dakika sen nereden biliyorsun bu mektubu sen yazmadığın halde?”

“E çünkü Özlem yazdı!”

“Özlem mi?” dedi Cüneyt heyecanla kalbi neredeyse yerinden çıkacaktı.

Bir an kendini tutamayıp sarıldı Ayşe’ye.

Ayşe’nin onu kolundan çekip götürdüğünden beri bütün kalabalığın onları izlediğini o zaman farketti Cüneyt. Serdar’ın yüzü asılmıştı bu davranışa. Yaptığını düzeltmek için Ayşe’nin sırtına aslerlik arkadaşı gibi iki şaplak indirdi bu sefer. Heyecandan hızlı vurduğu için kız sendeledi. Bir sarılma bir şaplak sersemlemişti iyice.

Özlem neler olduğunu hiç anlayamadığından hıçkırarak ağlamaya hazır bekliyordu öylece. Sarılmanın  ardından Cüneyt’in Ayşe’yi sevdiğini itiraf ettiğini sanmıştı önce, sonra şaplaklar ve Ayşe’nin sersemliğe rağmen çaktırmadan ona yaptığı zafer işareti ile iyice kafası karışmıştı.

Cüneyt Serdar’dan sonra farketti Özlem’in ifadesini. Galiba herkesi rahatlatmanın yolu doğrudan ona gidip sarılmaktı. Hızlı adımlarla onun  önüne gidip dikildi bu defa. Özlem birazdan düşüp bayılacağını hissediyordu şimdi.

Bir anda kızı kendine çekip sarıldı Cüneyt. İzleyenlerin de iyice kafaları karışmıştı. Ayrıca çoğunun ailesi balkonlardan izliyordu çocukları. Özleme sımsıkı sarılmışken, balkondan onlara bakan kızın anne  ve babasını görünce iyice panikledi Cüneyt. Bu defa az önce Ayşe’ye yaptığı gibi iki şaplakta Özlem’in sırtına indiriverdi. Sonra hiç bir şey olmamış gibi Serdar’ın yanına gidip

“E dostlar yazacak mısınız bana?” dedi Özlem’lerin balkonuna sırtını dönerek.

Özlem sevinse mi üzülse mi bilemeden kalmıştı yine orada, Ayşe’de onun yanına gelmişti ama o da anlamamıştı Cüneyt’in bu tuhaf davranışını.

“Sana bir şey söyledi mi?” dedi Özlem Ayşe’ye eğilip.

“Doğrusunu isterse hayır ama bana aşık olmadığını söyledi en azından”

“Nasıl yani?”

“Mektubun altına ismini yazmamışsın, o da benim yazdığımı sanmış kenara çekince.”

Bir anda iki kız püskürerek  gülmeye başladılar. İkisinin de sinirleri bozulmuştu. Cüneyt’in tuhaflıklarının ardından, iki kızın kahkahası aşağı mahallenin çocuklarının pek normal olmadığını düşündürdü herkese.

Yıllar sonra Ayşe, Cüneyt ve Özlem’in evinde yemek yerken, o  günü anıp yeniden yaşıyormuşcasına kahkahalara boğulmuştu.

“Ay hâlâ inanamıyorum halimize” dedi Özlem ağzındakileri püskürtmeden gülmeye çalışarak, “Babam balkonda gördüklerinden sonra o akşam uzun uzun sorguya çekmişti beni. Aslında Cüneyt’i hep severdi ama birden bire gelip sokağın ortasında önce Ayşe’ye sonra bana sarılınca ne  olduğunu o da anlayamamıştı. Böylece ben de itiraf etmiştim onlara aşkımı. Nasılsa gidiyor diye pek ciddiye  almamışlardı sanırım o dönem, yıllar sonra Cüneyt gelip babama benimle evlenmek istediğini söyleyince şaşırmıştı babam.”

Cüneyt masadan aldığı boş salata tabağı ile mutfağa giderken fısıldadı Ayşe “Sen buna mektupları benim yazdığımı söylemedin değil mi?”

“Yok deli misin? Söylemedim elbette! Üç yıl aslında sana Ayşe yazdı nasıl diyeyim kızım?”

“Ne fısıldaşıyorsunuz bakalım aşağı mahallenin tuhaf kızları !” dedi Cüneyt yeniden doğradığı marul ve salatalıklarla geri dönerken.

“İyi geldi değil mi Ayşe! Baksana üçümüz birden Sadakat Sakağında gibiyiz şimdi! Yıllardır bu kadar iyi hissetmemiştim kendimi” dedi Özlem neşeyle.

“Ya aslında şu özel okul daveti olmasaydı bu tarafa gelmek pek aklımda değildi ama bende yalnızım biliyorsunuz, gidip bir görüşeyim ne kaybederim dedim kendi kendime.!”

“Çok iyi yaptın!” dedi Cüneyt gülerek, “Baksana neleri hatırlardık beraber.”

“Keşke Serdar’la yürüseydi sizin  ilişkiniz şimdi dördümüz olsaydık burada.” dedi Özlem arkadaşına hüzünle bakarak.

“Ne yapalım!” dedi Ayşe içini çekerek  “Herkes senin kocan gibi karakterli değil işte”

Cüneyt Sadakat sokağından ayrıldıktan sonra mektupla haberleşmeye devam etmişlerdi. O tuhaf olaydan sonra birbirleriyle konuşma fırsatı bulamasalarda Cüneyt bir kez elini yakalayıp sıkmıştı Özlem’in. O dokunuşun izi elinde duruyormuş gibi aylarca yanağına değdirmişti Özlem.  İlk mektup Cüneyt’den gelmişti. O günkü heyecanı ve tuhaf davranışı için çok özür diliyordu mektubunda. O da Özlem’e aşık olduğunu  ama gittiği için itiraf etmeye çekindiğini anlatmıştı uzun uzun.

Cevap yazma zamanı geldiğinde Özlem Ayşe gibi yazamayacağından ve ilk mektubu yazanın ifadeleriyle devam etmek gerektiğinden, sonraki üç  yıl boyunca Ayşe yazmıştı Cüneyt’e duyguları. Gelen mektupları da birlikte okuyorlardı böylece.

Cüneyt son mektubunda yine o şehirde bir üniversite kazandığını ve Eylül’de geleceğini yazınca, en az Özlem kadar sevinmişti Ayşe’de başından beri neredeyse aşkın üçüncü kişisi gibi  olmuştu artık.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s