Sadakat sokak – Bölüm 1

Sadakat Sokak hani o çocukluğumuzdan kalma sokaklardan biriydi. Tüm komşuların birbirilerini bildiği, sevdiği. Neşeli sabah kahvelerinin, balkon muhabbetlerinin edildiği. Çocuk seslerinin sokağı boydan boya doldurduğu neşe ve mutluluk dolu bir sokak. Ayşe ve Özlem’in de aynı apartmanda altlı üstlü oturdukları  çocukluk masallarının yaşandığı sokaktı aynı zamanda Sadakat Sokak.

İkisi de o apartmanda doğmuşlardı. Arzu hanım ile Tülay hanım üç ay arayla gitmişlerdi doğuma. Zaten üç katlı olan apartmanın iki dairesinde her gece bebek ağlamaları yükselmeye başlamıştı böylece. Üç numarada oturan Arzu hanımların kapı komşuları Hülya hanımlarında iki yıl önce bir oğulları olmuştu, Cüneyt.

Yedi numarada oturan kardeşler Suna ve Tuna’da eklenince aynı apartmanın içinde beş çocuk olmuştu birden bire. Sadece onların apartmanın sokağa eklenen beş çocuk ve diğer apartmanların yakın yaşlardaki çocukları bir araya gelince ordu gibi oluyorlardı zaten.

O kalabalıkta hepsi birden aynı oyunu oynayamadıkları için kısacık sokağı üçe bölmüşlerdi kendi akıllarında. Aşağı mahalle, orta mahalle, yukarı mahalle. Kimse de çıkıp mahalle ile sokağın aynı şeyin olmadığını söylememişti onlara.

Ayşe ile Özlem ve tabi Cüneyt, Tuna ve Suna aşağı mahallenin çocuklarıydı. Orta mahallenin çocukları ile de arada bir oyanasalar da, yukarı mahallenin çocukları ile nedenini bile hatırlayamadıkları bir kavgadan küsmüşlerdi. O gün bu gündür, aşağı mahallenin çocukları yukarı mahalleden geçmez, yukarı mahallenin çocukları da aşağı mahalleden geçmez olmuşlardı. Hoş geçseler yaptıkalrı en çok laf ve tüf tüf atmaktan ibaretti ama yine de yazılı olmayan bu kurala uyardı herkes.

Ayşe orta mahalleden Serdar’dan  hoşlanıyordu, kızlar ortaokula başladıkalrında, Özlem’de Arzu’ların kapı komşusu Cüneyt’den. Serdar kendi mahallesindeki çocukları bırkakıp onlarla oynardı bazen. Baturay’da onunla gelirdi, Özlem’den hoşlanırdı o da ama sonra yüz bulamayınca bırakmıştı gelmeyi.

Serdar  ve Cüneyt okulda aynı sınıfa düşünce, Serdar ödev ve okul bahanesi ile iyice onların mahallesinin çocuğu olmuştu zaten. Hiç kimsenin birbirine açılacak cesareti olmayan yaşlarda, oyunlarda birbirlerinin eline kaçamak dokunarak, çaktırmadan göz hapsine alarak, kız kıza ve erkek erkeğe iken hayal kurup dertleşerek, her gece uyumadan uzun uzun düşünerek büyüdüler bir süre daha. Özlem bir süre Cüneyt’in Suna’dan hoşlandığını sanıp karalar bağladı örneğin. Bu arada ortaya çıktı ki Tuna’da Özlem’den hoşlanıyordu. Tuna’nın Özlem’den hoşlandığını öğrenen Cüneyt çok içerlemişti arkadaşına. Artık hepsi lise öğrencisi olduklarına göre kızlara açılmanın zamanı geldi diye konuştular Serdar’la. Yoksa başkaları onlardan önce davranacaklardı. Ayşe’nin Serdar’dan gönlü geçmişti bu arada onlar farketmeden ama Özlem hâlâ seviyordu Cüneyt’i.

Cüneyt ve Serdar tam kızlara açılmaya karar verdikleri sırada, Cüneyt’in babasının tayini başka şehire çıkınca, iyice yıkıldı dünyaları. Bu durumda Cüneyt Özlem’e açılmanın iyi bir fikir olmadığı sonuncuna vardı birden bire. Zaten gidecekti, nasıl yürütebilirlerdi ki uzaktan uzağa. Cüneyt’in aşkını itiraf edemeden gitmesi fikrine çok üzülen Özlem ise ne yapacağını bilemiyordu.

“Bence ona gitmeden her şeyi söylemelisin!” dedi Ayşe kararlı bir sesle.

“Hayatta söyleyemem!”

“Mektup yaz o zaman, giderken eline tutuşturursun. Nasılsa gidecek kızsa, bozulsa bile onunla yüz yüze gelmek zorunda kalmayacaksın.”

Özlem’in aklına yattı bu fikir ama mektup yazma konusunda da çok başarısızdı ne yazık ki, şimdi güzel bir şeyler yazayım derken kendini iyice aptal durumuna düşürebilirdi. Ayşe’nin edebiyatı iyiydi, arada şiir filan da yazardı hatta.

“Sen yazsana benim ağzımdan olmaz mı?” dedi Özlem yalvarır gibi.

“Ben mi? Olur mu kızın senin sevgiline aşk mektubu mu yazacağım ben?”

“Benmişim gibi yazacaksın ya, en yakın arkadaşımsın ne hisettiğimi zaten en iyi sen biliyorsun. Lütfen kırma beni, bak gidiyor sonra çok geç olacak!”

Baştan biraz tereddüt etse de kabul etti Ayşe bu teklifi.

“Evde yazayım ama burada senin yanında yazamam. Sonra sana veririm okursun. Anlaştık mı?”

“Anlaştık!”

Ayşe o akşam düşüne düşüne yazdı bir mektup ve ertesi sabah erkenden Özlem’lere çıktı elinde kağıtlarla. İki kız defalarca okudular mektubu, Özlem’in gözleri doldu ağladı her defasında. Ayşe o kadar güzel anlatmıştı ki duygularını, Cüneyt’in hiç aşkı yoksa da bile, bu satırları okuduktan sonra kesin olurdu zaten.

Mektubu Özlem kendi el yazısıyla, kırtasiyeden aldıkları renkli kağıtlara temize çekti, ne de olsa çocukluk arkadaşıydılar. Cüneyt ikisinin de yazısını görünce tanıyabilirdi. Cüneyt gitmeden önce Özlem mektubu bir şekilde ona verecekti.

Cüneytlerin taşınmalarına iki gün kalmasına rağmen bir türlü cesaret edememişti mektubu vermeye. Aslında karşısına çıkıp eline mektup tutuşturmak çok acayip olurdu. Vedalaşırken eline verse, o zaman da bütün  apartman görürdü pembe koca zarfı. Posta kutularına bıraksa, annesi veya babası alabilir, daha da fenası açıp okuyabilirlerdi.

Sonunda Ayşe arkadaşının mektubu da veremeyeceğini anlayınca, bu işi kendi halletmeye karar verdi ve Cüneyt’in annesi onlara sabah kahvesi içmeye  geldiğinde hemen kapıyı çaldı ve zarfı paspasın üzerine bırkıp içeri girdi.

Kapının  deliğinden olanları gözetlemeye başladı. Cüneyt kapıyı açıp kimseyi göremeyince, dışarı çıkıp merdivenleri kontrol etti. Az kalsın zarfı görmeden kapıyı kapatacaktı ki son anda farketti pembeliği paspasın üzerinde. Eğilip aldı yerden. Zarfın üzerinde süslü harflerle Cüneyt’e yazıyordu. Şaşırmış bir yüz ifadesi ile kapıyı kapattı.

Böylece Ayşe zarfın doğrudan Cüneyt’in eline geçtiğinden emin olmuştu. Yukarıda heyecan içinde haber bekleyen arkadaşına söylemek için koşa koşa balkona çıktı. İki kız balkondan balkona haberleşmenin bir yolunu bulmuşlardı. Özlemlerin balkonlarından aşağı sarkıttığı bahçe hortumuna fısıldaşarak konuşabiliyorlardı. Ses dışarı bir uğultu olarak çıktığından kimse anlamıyordu kelimelerini. Hortumların ucuna çan bağlamışlardı. Biri diğer uçtan çekiştirince çan çalıyordu. Özlem’in gözü zaten çanda olduğu için daha kıpırdar kıpırdamaz, çıktı balkona.

“Tamam zarfı aldı” dedi Ayşe operasyon komutanına rapor veren asker gibi.

“Başkasının eline geçmez eminsin değil mi?” dedi Özlem endişeyle. Çok heyecanlıydı.

“Hayır gözümle gördüm, kendisi aldı, annesi bizde zaten!”

“Bakalım ne olacak? Sence gitmeden benimle konuşur mu?”

“Bilmiyorum.”

Cüneyt mektubu sonuna kadar okuduktan sonra gerçekten çok etkilenmişti. Bu mektubu yazan kızın duyguları çok güçlüydü gerçekten ama altında isim olmadığından kimin yazdığını tam olarak anlayamamıştı.

“İnşallah Özlem yazmıştır!” dedi içinden  ama bunca samimiyete rağmen Özlem duygularını gelip söylerdi herhalde, böyle mektup yazmasına ne gerek vardı ki? Sonra Ayşe mi diye düşündü. Ayşe’nin bir zamanlar Serdar’dan  hoşlandığını biliyordu, zaten o olamazdı. Ayşe ayran gönüllü bir kızdı, herkese aşık olabilirdi. Mektup yazmak onun tarzı değildi pek.

“O zaman Suna!” dedi hayretle Cüneyt, “İnşallah o değildir!” dedi sonra kendi kendine. Mektubu özenle okuduğu kitabın arasına koydu. İki gün sonra taşınacaklardı. Bu mektubu yazanın bu iki gün içinde kendini belli etmesini ummaktan başka çare yoktu şimdilik.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s