Kış köşkü – Bölüm 4

Dersten sonra prova için gösteri salonuna giderken, sahne ışıklarından sorumlu bir alt sınıf öğrencisi gelip, bu günkü provanın müzik odasında olacağını söyledi. Gösteriye bu kadar az bir zaman kala, küçücük müzik odasında ne yapabileceklerini  anlamasa da, yolunu değiştirip üst kata yöneldi Lale. O sadece kıpırdamadan duracağı için farketmezdi müzik odası ya da gösteri salonunda olması. Müzik odasının kapısını açıp içeri girdi. Dışarıda kimseyi görmeyince geç kaldığını sanmıştı.

Odaya girer girmez bir kol boynuna dolandı ve ağzına kapanan kumaşın kokusuyla yığılıp kaldı.

Gözlerini açtığında tanımadığı bir odadaydı. Duvarları açık renk ahşap kaplanmış odanın ortasında kocaman bir yatakta yatıyordu. Başı öyle ağrıyordu ki birden bire doğrulamamıştı. Odanın aralık kapısından burnunu uzatan küçük kızı son anda gördü. Kız onu görür görmez kayboldu aralıktan ve bağıran sesi duyuldu sadece,

“Baba uyandı koş!”

Nerede olduğunu anlayamamıştı. Biraz sonra kapıda kumral saçlarını ensesinde toplamış spor giyimli bir kadın belirdi. Az önceki kız çocuğu onun bacaklarına sarılmış dikkatle Lale’ye bakıyordu.

“Siz de kimsiniz?” dedi Lale şaşkınlıkla, “Neresi burası?”

Kadın gülümseyerek geldi Lale’nin yatağının yanına oturdu. Kadından cesaret alan ufak kızda zıplayıp çıktı ayak ucuna.

“İsmim Zeynep, Tevfik’in karısıyım” dedi kadın gülümseyerek.

Tevfik ismini duyunca inanamamış gibi baktı Lale genç kadının yüzüne.

“Bu da kızımız Lale” dedi kadın yatağın ucundaki ufak kıza sarılarak.

“Ağabeyim Tevfik mi yani?” dedi Lale, hala duyduklarına inanamıyordu. Bu küçük kız onun yeğeniydi demek ve ağabeyi ona kendi ismini vermişti.

“Evime hoş geldin kardeşim” dedi Tevfik’in tok sesi az sonra.

Uzun boylu, bıyıklı bu adamın o duvardaki resimdeki küçük oğlanın gözlerine sahip olması yeterli bir kanıttı Lale için. Tevfikti bu genç adam, ağabeyi Tevfik.

Gözlerinden boşalan yaşlar ve vücudunun titremesine hakim olamıyordu şimdi. Tevfik hemen gelip sımsıkı sarıldı kardeşine.

“Artık korkman gereken bir şey yok canım kardeşim. Bundan sonra ben hep yanında olacağım” dedi sevgiyle.

“Annem? Annem nerede?” dedi Lale merakla.

“O sana yetişemedi ne yazık ki” dedi Tevfik hüzünle, geçen yıl onu kaybettik.

Onu tanımaya ve anneli bir hayata bu kadar yaklaşmışken, annesinin öldüğünü duyunca yeni bir kriz geldi Lale’ye. İki gündür üst üste öyle şeyler yaşıyordu ki, göz yaşları bir atak gibi geliyordu artık. Lale’nin olanları algılayıp kendine gelmesi iki gün sürdü. Tevfik’in Bolu’daki dağ evine gelmişlerdi.

Levent Lale’ye söylemese de her şeyi ayarlamış, zaten haberleştiği Tevfik’e Lale’nin mektupları bulduğundan ve babasının onu yurt dışına yollayacağından bahsedince, kızı bir an önce kaçırmaları gerektiği sonucuna varmışlardı.

“Peki şimdi  Levent ne olacak?” dedi Lale olanları öğrenince, “Babam onu hayatta yaşatmaz!”

“Merak etme, Levent oraya geri dönmedi. Onunla kısa bir süre sonra yeniden görüşeceksiniz ama önce babamın peşimize düşmeyeceğinden emin olmamız gerekiyor.”

“Nasıl?”

Tevfik emniyet teşkilatında çalışıyordu. Sivildi ama özel operasyonlarda görev yapıyordu. Babasının da içinde bulunduğu çetenin yurt dışındaki ayağı da dahil olmak üzere geniş bir operasyon yapılıyordu. Lale o mektupları bulmasa bile emniyetin kış köşküne yapacağı baskından önce onu kaçırmak zaten planları arasındaydı. Kızın gerçeği öğrendiğini duyunca beklemek için bir neden kalmadığında karar verdi sadece. Çünkü o mektupların ardından Lale’nin orada kalmak istemeyeceğini biliyordu.

İki ay boyunca Lale ve Tevfik’in ailesi dağ evinde yaşadılar. Zeynep çalıştığı yerden rapor almıştı. Bir kaç ay boyunca eşinin görevi nedeniyle yurt dışında olacaklarını söylemişlerdi herkese. Kimse onların Bolu’daki evde olduklarını bilmiyordu. Levent’in de verdiği ifadelerle iki ayn sonunda babasının da içinde bulunduğu çete çökertilip hepsi hapse atıldı. Kış köşküne yapılan baskın sırasında babası evraklara ulaşmamaları için köşkü ateşe verdirtmişti. Yangın rüzgar nedeniye arkadaki ağaçlığa sıçramış, oradan da Lale’nin yaşadığı tarafa geçmişti. Operasyon sona erdiğinde kocaman arazide ne ayakta bir ağaç ne de bir ev kalmıştı geriye. Hepsi siyah küllerin altına gömülüp gitmişti. Operasyonun yurt dışı ayağı olduğundan babaları önce yurt dışında yargılanacak oradaki cezasını tamamlamasının ardından burada hapis yatacaktı.

Tevfik alacağı cezanın ömrünün sonuna kadar devam edeceğini bu nedenle bir daha asla peşlerine düşemeyeceğini açıklamıştı Lale’ye.

Levent ağabey, kış köşkü yerine hep Lale ile olduğundan ve operasyonun ilerlemesi için önemli bilgiler verip şahitlik yaptığından serbest kalmıştı. Lale o Bolu’daki dağ evine geldiğine boynuna sarılıp uzun uzun ağlamıştı.

“İşte şimdi aile olduk, benim babam keşke sen olsaydın.” demişti göz yaşları içinde.

O gece Lale’ye bütün gerçekleri anlatmıştı Levent ağabey. Annesinin babasının ortağı ile bir ilişkisi hiç olmamıştı. Tayfun bey kirli işlere bulaşıp, ortağı Nedim’i de bulaştırmak isteyince, Nedim ortaklıktan ayrılmak istemişti. Bu arada içki ve uyuştırucu kullanmaya başlayan Tayfun hızlı ve  kolay yoldan para kazanmaya da başlayınca, karısı ve çocuklara eziyet edip bir kaç kez şiddet uygulamıştı. Kocasının artık iflah olmayacağını düşünen kadıncağız, Nedim beyden onları kurtarması için yardım istemişti. Nedim bey bekardı, payını Tayfun’a devredip yurt dışında yaşamaya karar vermişti. Tayfun’a bulaştığı pis işlerden kimseye bahsetmeyeceğine söz vermişti. Son imzaları atmak için şirkete geldiği gün Tayfun adamlarına onun  icabına bakmalarını söylemişti çünkü sırrı saklayamayacağını düşünüyordu. Nedim ise o gün imzaları attıktan sonra, Lale’yi de alıp, Tevfik’ okuldan alacak olan zavallı kadıncağızla buluşacak ve onları da kurtaracaktı.

Tevfik’i okuldan aldıktan sonra arabada Tayfun’un karısı ve çocuklarının bulunduğunu bilmeyen adamlar peşine  düşüp Nedim’in aracının yoldan çıkıp takla atmasına neden oldular. Adamların şirketten çıkıp Nedim’in peşine düşmesinden sonra, kimseye güvenmeyen Tayfun olanları doğrulaması için Levent’i yollamıştı peşlerinden. Aracın içindekilerin kim olduğunu anlayan Levent müdahale edemeden kaza gerçekleşmişti. Nedim’in öldüğünden emin olan   Tayfun’un adamları, araçtaki baygın kadın ve çocukları tanımamışlardı. Küçük kızın ağlaması üzerine bir tanesi onu da kucağına alıp şirkete dönmüştü sadece. Kızını kanlar içinde adamının kucağında gören Tayfun deliye dönmüş, hemen Levent’i aramıştı.

Levent adamlar gittikten sonra Tevfik ve annesini araçtan çıkarmış, üzerlerindeki kimlikleri alıp, bir kaç kilometre ilerideki bir hastaneye bırakmıştı. Acildeki doktorlara onları  yolun ortasında bulduğunu söyleyip, onlar baygın ve yaralı hastalarla ilgilenirken sıvışıp kaçmıştı hastaneden. Dönüş yolunda Tayfun arayınca da karısı ve oğlunun araçta öldüklerini kendisinin gidip kontrol ettiğini söylemişti.

Böylece Tayfun karısının ortağı ile bir ilişkisi olduğunu sonucuna varmış, bunun sonucunda kazada öldüklerini sanmıştı. Levent onların hastanede süreçlerini takip etmiş. İyi oldukları zaman kendi memleketinde güvendiği insanların yanına yerleştirmişti ikisini birden. Böylece bir yandan Lale’ye göz kulak olurken, bir yandan da onlarla bağını hiç koparmamıştı. Bu arada Tayfun’a ve görevine sadık kalmaya devam etmişti yıllar boyunca.

“Gerçekten babamız olsaydın ancak bu kadar fedakar olurdun bizim için” dedi Tevfik’te Levent’e sarılarak.

“Artık kış köşkü kalmadı hayatımızda, bundan sonra güneşli günler göreceğiz hep birlikte” diye ekledi gözleri dolarak.

SON

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s