Kime güveneyim? – Bölüm 6

Gülsüm’ün babası kızının başına gelenleri duyunca hemen yumuşamış Engin hanım ne derse yapmıştı. Bir çift söz de Feriha’ya etmişlerdi o arada.

“Abla vallahi ben azmettirmedim Gülsüm’ü!” dediyse de, bir hafta sonra, evi kapatıp kocasının yanına taşınmıştı Feriha korkusundan.

Engin hanım “Bir daha seni bu kızın etrafında görürsem, polisleri senin kapına dayarım” diye tehdit savurmuştu ona en son.

Bir hafta hastanede yatıp, dört ayda psikoloğa gitti geldi Gülsüm. Ağabeyi de çıkıp geldi olanları duyunca. Sonunda hepsi birden ağabeyinin yanına Samsun’a taşınmaya karar verdiler. Gülsüm yeniden okula başlayacaktı orada.

Engin hanımın aile ile bağı da hiç kopmadı o günden sonra. Samsun’a sık sık  ziyarete geldi onları. O da Gülsüm’ü davet etse de, o bir daha hiç ayrılmak istemedi anne ve babasının yanından.

Dört elle sarıldı derslerine, okuluna, ailesine sonrasında. Geceleri çığlık atarak uyandı çoğu zaman. Düşüp giden o bebeğin yeşil gözleri çıktı karşısına rüyasında. Doğsa Halil’e benzeyecekti belki diye düşündü ara sıra. İçinde, bedeninde derin yaralar kaldı hep Gülsüm’ün.

Okulunu bitirdi avukat oldu sonunda Engin hanım gibi, bir çok kadın derneğine üye oldu ardından. Gencecik kızlar kendisi gibi olmasın diye uğraştı ömrü boyunca. O yine ruhu yaralı da olsa kurtulmuştu Engin hanım sayesinde. Karanlık kuyularda, sesi, izi kalmadan kaybolup giden nice genç kız kadın vardı daha.

“Kocanı, paranı, çocuğunu kimseye emanet etmeyeceksin derdi anneannem biliyor musun Gülsüm.” dedi Engin hanım onu son ziyaret ettiğinde.

Bebeğin acısı içinde hiç dinmediği için bir daha  evlenemedi Gülsüm. Herkes onu affetti ama o kendisini affedemedi ömrü boyunca. Kendine ve doğmamış minik cana yaptıkları, bir güzel saç, bir pembe ruj, bir çift yeşil göze kurban etmişti hepsini göz göre göre.

Halil ve ailesinden hiç haber almadılar sonrasında da, peşine de düşmediler zaten. Annesi babası yaşlanıp ölene değin hiç yanlarından ayrılmadı Gülsüm. Onları bırakıp gittiği o ayların hasretini bitiremedi bir türlü içinde.

Öyle çok şey eksilip gitmişti ki gencecik hayatından birden bire, o ruju sürüp o yeşil gözlere aldanmasaydı nasıl bir hayatı olacağını bile hayal edecek bir tazelik bırakmamıştı geriye.

Meslek hayatı ve aldığı sosyal sorumluluk görevleri boyunca, korku dolu kadın gözleri, dayak yemiş bedenler, hırpalanmış ruhlar hatta cansız kadınlar gördü. Her birinde kendi yaraları kanadı, içi sızladı, düşen o bebek hıçkırarak ağladı.

SON

” İçimizdeki bu olumsuz duyguları yenebilir, çocuklarımıza birazcık savaş karşıtı ve eşitliğe inanmış olarak yetiştirebilir miyiz acaba? Yoksa bu acımasız rekabet dünyasında, ayakta kalabilmeleri için acımasız olmalarını mı öğütleyeceğiz hâlâ? Oysa, dünyada herkese yer var, paylaşmasını bilebilirsek ve yetinebilirsek barış içinde yaşayabiliriz!”

TÜRKAN SAYLAN

“Pozitif Ayrımcılık: Her alanda kadınla erkek eşitlenene kadar kadınlara öncelik tanımak, siyasal yaşamda, işe girişlerde belli oranlarda kota koymak gerekir. Dünyanın barış ortamına gerçekten kavuşabilmesi için kadınların olaya yalnızca el koymaları değil, kendi kadınsı bakış açılarıyla el koymaları gerekiyor, çünkü ülkemizde de, dünyada da o kadar erkek modelinde kadın var ki, onlar kadın bedenindeki erkek ruhlar gibi, hareketleri, sözleri bile erkeksi, kadınsı oldukları zaman bile erkek modelindeler çünkü dişilikleri erkeklerin onlardan istedikleri gibi, yaşamak ve yükselmek için böyle olmak zorundalar. “erkek gibi kadın” deyimi bir övgü olarak kullanılır. En kızdığım kadın tipi ise , bu ülkenin olanaklarını kullanarak eğitim gördüğü bir meslek edindiği halde, “hali vakti yerinde” türünden bir koca bulduğunda diplomasını anı diye duvara asıp ” ay kardeş ne yapayım kocam beni çalıştırmıyor” diye övünüp canını dişine takmış çalışan diğer kadınlarla alay edenlerdir.Bu durumun erkek tarafı ise şöyle: ” O benim vitrimindir, ben çalışır ona bakarım,onu giydiririm takılar alırım, koluma takar, onunla övünürüm, o da benimle övünür…”

” Eskiden beri, evliliklerde karı kocanın birbirini değiştirme ve kendine benzetme çabasının yanlış olduğunu düşünürüm, iki insan kendi kimlikleriyle bir arada olabiliyorlarsa olmalı, olamıyorsa olmamalılar.Bu yüzden birlikte olduğum kimseyi değiştirme gibi bir iddiada bulunmadım hiçbir zaman, ama iki evliliğimde de ben ne kadar fedakarlık edebilirim diye düşündüm, insanlar evlenmeden önce ve evlendikten sonra aynı kişi olmuyorlar gibi geliyor bana. Aşk ile evlilik farklı şeyler ve genellikle bir arada olamıyorlar, Aşık olmak insanın içinden gelen bir duygu, hiç bir cinsel yada fiziksel ilişki olmadan, platonik olarak da yaşanabilir, beraberliklerde bu % 100 ölüyor, başlangıçta birlikte olduğunuzda paylaştığınız ve hep karşınızdakinin ruhunuzu okşayan yanlarını görerek oluşturduğunuz mutluluk, güzellik bozulmaya başlıyor, bu güzellikleri koruyamıyorsunuz çünkü hayat size saldırılarda bulunuyor. Evliliği güzel, saygılı, onurlu bir biçimde sürdürebilen çok az insana rastladım ve bunlara çok saygı duyuyorum..”

Güneş Umuttan Şimdi Doğar Kitabı
Türkan Saylan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s