Kime güveneyim? – Bölüm 3

Hemen iki gün sonrası için haberleştiler Halil ile bu sefer başka yerde buluşacaklardı. Kafe de hem zaman dar olduğu için hem de Halil’in izin de alsa tanıdıkları veya işleri olduğu için bir şey anlamıyorlardı. Halil iki sokak yukarıdan alacaktı onu sabah. Gülsüm sabah okula gidiyormuş gibi çıkacak, sonra akşam da okuldan geliyormuş gibi gelecekti eve.

İkisi ilk kez başbaşa bu kadar uzun zaman geçireceklerdi sevgilisiyle. Halil’in gözlerine doya doya bakabilecekti böylece. Onun içine  işleyen sözlerini de daha çok duyma şansı olacaktı. Koşa koşa gitti buluşma yerine.  Halil onu görünce sigarasını yere atıp söndürdü. Sarıldı önce ama Gülsüm hâlâ mahallede olduklarından tedirgin olunca geri çekildi. Elini tuttu bu kez. Oracıkta düşüp bayılacaktı Gülsüm heyecandan. Onları kimsenin görmeyeceği parklarda, kafelerde gezip dolaştılar bütün gün. Aşk ne harika bir şeydi.

Artık Feriha ablayla kafeye gitmediği için, yine arada bir kahveye çıkıyor olanı biteni anlatıyordu ona. Halil’i çok seviyordu, tabi Halil’de onu çok seviyordu. Öyle mutluydu ki, nazar değecek diye ödü kopuyordu.

“Gördün mü ne efendi çocuk dört aydır çıkıyorsunuz, hiç suistimal etmedi seni değil mi?”

“Nasıl suistimal yani?”

“Yani işte eve filan götürmedi, oranı buranı ellemedi diyorum anlasana!”

Kıpkırmızı oldu Gülsüm. Allah var ele ele tutuşmaktan öteye gitmemişlerdi hiç Bir kerecik sadece yanağından öperken dudağının ucuna değmişti dudakları Halil’in hepsi o kadardı. Seviyordu demek gerçekten Gülsüm’ü. Öyle diyordu Feriha abla. Bu yaşta erkeklere güven olmazdı yoksa. Eğlenmekten başka işe çalışmazdı kafaları. Sonra da bırakır giderlerdi kızları. Halil öyle biri olmadığını ispatlamıştı. O yüzden soruyordu ne yaptınız diye Feriha abla. Gülsüm’e de bir zarar gelsin istemezdi tabi. Ne iyi kadındı bu Feriha abla böyle. Keşke sahiden ablası olsaydı.

O gün okuldan gelince gördü kapıya iliştirilmiş kağıdı. Kapıcı dairesinde oturdukları için ayrıca bir posta kutuları yoktu. Devamsızlığı sınıra gelmişti. Bir kaç gün daha devamsızlık ederse okuldan atılacaktı. Notları da iyice düşmüştü zaten. Okullar kapandığında karneyi eve nasıl getireceğini kara kara düşünüyordu bazen. Sonra Halil aklına gelince unutuyordu hemen. Kağıdı kaptığı gibi Feriha ablaya çıktı. O çok akıllı bir kadındı elbet buna da bir çözüm bulurdu.

“Abla sorma!” dedi kapıdan girer girmez.

“Ne oldu kız, aklımı çıkardın?”

“Okuldan atılacağım biraz daha gitmezsem. Babamla annem duyarsa var ya beni yaşatmazlar yemin olsun.”

“Ver bakayım şu kağıdı” dedi Feriha abla aldı baktı uzun uzun, “Aman ne dert ediyorsun, kaçarsınız Halil ile sizde!” dedi göz kırparak.

“Nasıl kaçarız yani?”

“Nasıl olacak canım, sen bu kağıdı yırtar atarsın şimdi. Okulun kapanmasına yakın plan yaparsınız, kaçar evlenirsiniz fena mı? Zaten sen şimdi Halil ile evlenmek istesen de vermez ki baban okuyosun diye.”

“Doğru diyosun vermez” dedi Gülsüm. Oysa Halil ona bir kez evlenmekten bahsetmişti geçenlerde. Bekle beni dese bekler miydi okul bitene kadar. Öyle yakışıklıydı ki kapıverirlerdi mutlaka elinden.

“Ben Halil ile bir konuşayım kafede durumu anlatayım. Sonra da ikiniz konuşursunuz. O zamana kadar sen okulu kırma ki, iyice sorun olmasın.”

“Tamam abla”

O hafta hiç devamsızlık yapmadı Gülsüm. Halil ile Feriha abla konuşacaktı nasılsa. “En kötü annenin Suzan hanıma gittiği güne döneriz yine. Bir saat görüşürsünüz” demişti ayrılırken. Halil ile konuşunca hemen haber verecekti Gülsüm’e ki, kocası çıktı geldi o hafta.

Feriha ablanın kocası Batman’a dönene kadar beklediler mecbur. Feriha abla internetten haber uçurmuştu zaten Halil’e o yüzden merak etmesine gerek yoktu Gülsüm’ün. Kocası döner dönmez de gidip konuşacaktı zaten. O da Mesut’u göremiyordu böyle.

Adam Batman’a döndüğü günün ertesi günü gitti Feriha abla kafeye. Halil ile Suzan hanımın gününde görüştürecekti ikisini. Halil çok sevinmişti bu habere.

“Ondan saniye ayrı kalamıyorum ben zaten abla” demişti duyar duymaz, “Ben anamlara haber ederim, bahar bitmeden gideriz Kırıkkale’ye. Orada bizi kimse bulamaz.”

Gülsüm sevinçten ağlayacaktı neredeyse. Bu konuşma aynı zamanda Halil’in onu gerçektens sevip sevmediğinin de ispatıydı aynı zamanda. Eğer yan çizip, mızıldasaydı çok üzülecekti sahiden. Öyle olmamıştı ama Halil heyecandan havalara zıplamıştı. Halil’in ailesi yaşayacakları yeri hazır edene kadar bekleyeceklerdi burada. O vakte kadar da Gülsüm istediği kadar okulu asabilirdi artık. Aslında hiç gitmese de olurdu belki ama o zaman ailesini çağırırlar diye korktuğundan cesaret edemedi o kadarına. İki ay böylece çabucak geldi geçti.

Gülsüm o sabah okul eşyaları yerine seçtiği bir kaç parça eşyasını koydu çantasına. Annesiyle babası erkenden çıkıp gitmişlerdi işlerine. İçi sızlamıştı biraz sabah onların yüzüne bakınca ama Feriha abla bir süre sonra gelir ellerini öpersiniz affederler nasıl olsa demişti. Bu arada onunla da görüşemeyeceklerdi tabi. Feriha ablanın bu işin içinde olduğu ortaya çıkarsa ortalık fena karışırdı. O yüzden o bilmiyormuş gibi yapacaktı. İnternetten falan bir şekilde ulaşırlardı nasılsa ona.  O da burada olan biteni anlatırdı Gülsüm’e. Gözünün arkada kalacağı bir durum olmazdı.

Dönüp son bir kez baktı eve sonra çıkıp gitti kapıdan. Halil onu her zaman ki yerlerinde iki sokak yukarıda bekleyecekti. Onu görür görmez içi rahatladı biraz. Hemen koşup gitti yanına, Halil aldı çantasını sırtından.

“Hazır mısın?” dedi elini tutarak.

“Hazırım ya!” dedi Gülsüm heyecandan nefesi kesilmişti artık.

Hemen bir dolmuşa binip otogara gittiler. Otobüs biletlerini Halil almıştı önceden. Demek şimdi karı koca olacaklar, o yeşil gözlere bir ömür bakabilecekti Gülsüm doya doya. Annesi ve babasından böyle ayrılmanın verdiği hüzün olmasa, kanat takmış uçuyor olduğunu sanacaktı. Bir fotoğraflarını almıştı yanına. Çok özleyince ona bakardı. Zaten Feriha abla da haberdar edecekti durumlarından. İnşallah hemen affedelerlerdi onları.

Kırıkkale Otogarında Halil’in abileri karşıladı onları. Küçük kardeşlerinin kız kaçırmış olması  heyecanlandırmıştı hepsini.

“Hoş geldin yenge!” diye birer birer sıktılar Gülsüm’ün elini. Sonra geldikleri arabalara binip Halil’in annesinin evine gittiler. Nikah hemen yarın kıyılacaktı. O yüzden bu güne kına planlamışlardı. Halil’in annesinin elini öper öpmez akşamın hazırlıkları konuşulmaya başladı yeniden. Zaten kaç gündür başka konuları yoktu. Bu akşam kına yapılacaktı. Kız kınasını kız ailesi yapardı ama kızı kaçırdıkları için onu da kendileri hallediyordu. Yarın nikah kıyılacak, akşamına bahçede düğün yapılacaktı. Gülsüm’e Halil’in yengelerinden birinin gelinliğini giydireceklerdi. Abilerin hepsi evli olduğu  için yenge de çoktu, gelinlikte.

“Aman zaten bir kere giyeceksin boş ver” demişti Feriha abla. Yoksa Gülsüm kendi seçtiği bir gelinlik giymek isterdi.

Düğün sona erene kadar ne oluyor, ne bitiyor anlamadı Gülsüm. Giydirdiler, süslediler, oynadılar, oynattılar, yediler. içtiler.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s