Kime güveneyim? – Bölüm 1

Babası köyde bir cenazeye gitmek zorunda kalınca, Gülsüm toplamaya çıkmıştı o gün apartmanın çöpünü. Okuldan gelince önce hızlıca bir şeyler atıştırmış, sonra üzerini değiştirip üst kattan başlamıştı dört katlı apartmanı dolanmaya. Annesi daha dönmemişti işten. Ne zaman Suzan hanımlara gitse geç gelirdi. Kadıncağızın canını çıkarana kadar çalıştırırdı Suzan hanım. Sonra da getirir bırakırdı arabasıyla.

Üç numaradaki İhsan amca yine çöpünü çıkarmıştı erkenden belli ki, daha apartmana girer girmez insanın burnuna doluyordu çöp kokusu. Defalarca uyarmalarına rağmen, yaşından mı, inadından mı bilinmez bir türlü vaktinde çıkarmayı öğrenememişti çöpünü. İlk onun çöpünü attı elindeki büyük siyah torbaya. Pantolonunun  beline sıkıştırdığı oda kokusunu sıktı kata bolca. İyi ki bu kokular vardı. Yoksa İhsan amcanın çöpünün kokusu hiç eksilmeyecekti apartmandan.

Toplaya toplaya indi ilk kata kadar. Tam Feriha ablanın çöpünü alıyodu ki, açtı kapıyı kadın.

“Kız Gülsüm, baban yok mu gene sana kalmış bu işler?”

“Yok abla köye gitti cenazeye, dönecek geceye.”

“İyi annen de Suzan hanımda herhalde. Sabah gördüm, onun arabasına binip gitti.”

“Evet abla.”

“İyi işini bitirdi de gel bir kahve içelim beraber.”

Feriha ablanın kocası Batman’da çalışıtığı için ancak ayda bir kez gelebiliyordu  eve. Çocukları da olmadığından kadıncağızın canı sıkılıyordu tek başına. Eşi dostu vardı epeyce, çıkar çıkar giderdi çoğunlukla ama bazen de böyle Gülsüm’e sarar kahveye çağırırdı. Annesi Feriha ablayı tanıdığı  için ses etmezdi oraya gitmesine ama yine de haber vermeden gitmesine izin vermezdi.

“Anneme söylemedim ya abla!”

“Gel sen ararım ben Suzan’ı söyler o annene.”

Gülsüm topladığı çöpü çıkarıp götürdü sokağın başındaki alana. Eve girip elini yüzünü yıkadı. Üzerindekileri değiştirdi hemen. Çöpün kokusu sinmişti üzerine başına. Aslında yarına da sınavı vardı ama yine de Feriha abla ile bir kahve içmekten bir şey olmazdı nasılsa. Saçını da tarayıp çıktı kadının kapısına.

“Gel Gülsümüm gel, aradım anneni merak  etme”

“Bir şey dedi mi?”

“‘Dersini yapsın o’ dedi ama konuştum ben ‘bir kahve içelim inecek söz Münevver abla’ dedim.”

Gülsüm içi rahatlamış geçti içeriye terliklerini kapıda bırakıp. Apartmanda konuştuğu bir Feriha abla vardı zaten. Annesi de babası da öyle herkesin evine girip çıkmasına, hele ki arkadaşlarına gitmesine kesinlikle izin vermezlerdi. Zorla lise ikiye kadar gelebilmişti. Evdekilerin baskısı olmasa hiç gönlü yoktu okula ama onlar “okuyacaksın” diye tutturuyorlardı. Ağabeyi de evlenince tek başına kalmıştı evde Feriha abla gibi. Zaten böyle başlamıştı Feriha  abla ile sohbetleri.

“Nasıl gidiyo okul anlatsana, var mı aşık olduğun falan?” dedi Feriha abla kahveleri pişirip, Gülsüm’ün karşısına yerleşirken.

“Yok abla, babam bacaklarımı kırar vallahi” dedi Gülsüm kıkırdayarak.

“Aman bunları da hiç anlamam, sanki kendileri hiç genç olmadı bunların. Okul-ev, ev-okul sanki başka bir yer gördüğün mü var?”

“Öyle de abla, işte ne  yapacaksın” dedi Gülsüm iç geçirip kahvesinden koca bir yudum aldı.

“Kız seninde maşallahın var hani! Vardır çokça hayranın da sen bilmiyorsundur. Safsın daha tabi.”

Mahcup bir gülümseme ile bir yudum daha aldı Gülsüm fincanından.

Aslında o da kendini güzel  buluyordu. Bazen annesi gelmeden saçlarını şekilden şekile sokuyordu aynanın karşısında. Feriha ona şampuan verdiğinden beri daha bir güzelleşmişti saçları. “O sek sek taşı gibi koca sabunlar çalı gibi yapıyormuş meğerse” demişti kadına teşekkür ederken.

“Ben sana alırım sen kullan” demişti Feriha ablası gülümseyerek, sonra en açığından pembe bir de ruj vermişti o gün.

Şampuanı söylese de rujdan hiç bahsetmemişti evdekilere. Daha cesaret edememişti dışarı çıkarken sürmeye zaten. Gizli gizli sürüp bakıyordu sadece aynada kendine.

“Yarın benimkiyle buluşacağım kafede yine” dedi Feriha fincanını kapatırken, “Bir fal  bak bakalım bana neler olacakmış.”

“Abla Hüseyin abi kızmıyor mu senin bu arkadaşına.”

“Ay Hüseyin bilmiyor ki deli kız! Her şey söylenir mi öyle kocaya. Hem napıyoruz sanki oturup bi çay içip geliyoruz işte. Patlayalım mı evde akşama kadar. Füsun’da geliyo zaten. Öyle yalnız gitmiyorum. Bir gören olursa diye. Aptal mıyım o kadar?”

“Ne bileyim abla?”

“Ne demek ne bileyim kız? Aptal mıyım yani?”

“Yok öyle demek istemedim yani Hüseyin abi duyarsa diye..”

“Ağzını sıkı tutarsan bilmez nereden bilecek. Namusuma bir leke de getirmiyorum ki canım. Sende  şimdi insanın sinirini oynatıyosun. Çok iyi bir adam Mesut. Arkadaşız işte. Kakara, kikiri. Kız baksana seni götüreyim mi yarın kafeye. Füsun işim var diyordu zaten. Bir değişiklik olur sana da?”

Gülsüm’ün içi gitti birden, daha önce hiç gitmemişti öyle kafelere falan. Hep görüyordu önünden geçerken, insanlar keyifle oturuyorlardı saatlerce.

“Bırakmazlar bizimkiler” dedi dudaklarını ısırarak.

“Onlar gelmeden geliriz, sen bana bırak” dedi Feriha göz kırparak, “Haydi annen gelmeden git şimdi o zaman. Yarın okuldan gelince giyin, çal kapıyı hemen.”

“Tamam abla!” diyip hemen toparlanıp indi aşağı Gülsüm. Annesi geldiğinde evi toplamış, sofrayı kurmuş, dersinin başındaydı çoktan.

“Aferin benim güzel kızıma” diyerek saçlarını öpüp kokladı annesi onu çalışırken görünce, “İnşallah büyük adamlar olacaksın kurtaracaksın kendini bu hayattan” diye dua ederek geçti üzerini değiştirmeye.

Ertesi gün okuldan gelir gelmez hızla değiştirdi üzerini Gülsüm çıktı Feriha ablanın kapısına. Bu sefer rujunu da sürmeyi ihmal etmemişti.

İkisi apartmanın camlarını kollayarak yürüdüler sokaktan hızlıca. Kafe zaten yürüyüş mesafesindeydi. Kapıdan girince herkes ona bakıyormuş gibi geldi Gülsüm’e. Eteğini çekiştirip düzeltti. Eliyle saçını arkaya atayım derken, yüzüğü dolandı saçlarına. Hırsla çekip kurtardı.

“Napıyosun kız öyle?” dedi Feriha abla gülerek, “Elin ayağına karıştı resmen. Rahat ol, otur haydi!”

Gülsüm iyice utandı Feriha haline gülünce. Başkaları da gülüyor mu diye göz ucuyla etrafına bakındı. Herkes sohbetine dalmış kendi halinde takılıyordu. Hemen oturdu Feriha ablanın karşısındaki sandalyeye.

“Halil gel  canım” diye seslendi Feriha abla bir delikanlıya.

Delikanlı da delikanlıydı hani. Yemyeşil gözleri, arkaya yapıştırılmış saçlarıyla deldi geçti Gülsüm’ün yüreğini görür görmez.

“Halilcim bak bu benim arkadaşım Gülsüm. İlk kez geliyor buraya, sen o güzel filtre kahvenden getir hadi ablam ikimize”

“Tamam Feriha abla getiriyorum” dedi Halil Gülsüm’e gülümseyerek.

Sanki Halil gülümsemedi de cennetin kapıları açıldı gibi kesildi ayakları yerden Gülsüm’ün.

“Nasıl çocuk ama yakıyor değil mi?” dedi Feriha fısıldayarak Gülsüm’e. Kızın suratına yayılan baygın ifadeyi çoktan farketmişti.

“Kız yaşım tutsa ben asılacağım da küçük kereta” dedi bir kahkaha atarak.

Bir şey demedi Gülsüm.

Birazdan Mesut denilen arkadaşı geldi Feriha ablanın. İkisi kendi aralarında neşe dolu bir sohbete başlayınca, Gülsüm’de yan gözle Halil’i izledi durdu.

Feriha saatine bakıp, “Haydi Gülsüm, geç kalmayalım” diyene kadar hiç sıkılmadı ona bakmaktan.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s