Gölge gelin – Bölüm 5

Halil akşam eve geldiğinde Emine’den hâlâ haber yoktu. Mücella hanımda öfkelenmeyi bırakıp, endişelenmeye başlamıştı. Kızın başına bir iş mi gelmişti acaba dışarıda? Oğlan da ortalarda yoktu. Bu saate kalmayacaklarını o da biliyordu bal gibi.

“Anne gelmedi mi Emine?” dedi Halil girer girmez. Bu defa “Fatma!” diye düzeltmeye cesaret edemedi Mücella hanım.

Cebinden anahtarı çıkarıp oğluna verdi endişeyle. Halil anahtarı görür görmez hemen yatak odasına gidip yatağın altını kontrol etti. Tam korktuğu gibiydi valiz yoktu. Anahtarları bırakıp gitmişti Emine. Tam annesine sesleneceği sırada yatağın üzerindeki notu gördü.

“Halil bey,

Aylardır evinizde bir gölge gibi yaşadım Ben hiç bir zaman rahmetli karınızın yerine geçmek istemedim, ne kızlarınız ne de sizin için. Ancak onun gölgesi olmaktan da öteye gidemediğim gibi, evinizde bir huzursuzluk yarattığımı her geçen gün sızıyla hissettim.

Oğlumu evlatlarınızdan ayırmadan sevgi verdiniz. Size müteşekkirim.

Bundan sonra kızlarınız, anneniz ve size mutlu bir hayat dilerim.

Not : Ağabeyimin yanına gitmedim. Lütfen onu da arayıp telaşlandırmayın.

Emine”

Halila kağıdı alıp salona geçti ve annesine uzattı. Mücella hanım hemen gözlüklerini takıp okudu notu.

“Eyvah! Eyvah!” dedi oğluna bakarak.

“Beğendin mi yaptığını anne?” dedi Halil öfkeyle, kızı barındırmadın bu evde, Fatma’nın eşyaları, resimleri ile doldurdun her yeri. Yetmedi anne babasını getirdin bu eve ağırlattın Emine’ye. Kız giysisini koyacak bir delik bulamadı evde yatağın altında valizinden giyindi soyundu her gün. Doğru söylemiş. Adını bile değiştirdin Fatma’nın gölgesi yapmaya çalıştın sen onu. Ne ben ne de çocuklar unutamadık Fatma’yı senin yüzünden. Toprağı bol olsun ama hayatımıza devam etmemize izin vermedin. Bırak Fatma’nın gölgesi olmayı, kendi gölgesine yer bulamadı Emine bu evin içinde sennin yüzünden.”

Babalarının babaannelerine bağırdığını ilk kez gören kızlar ağlamaya başladılar hemen. Meliha babasına sarılıp, sabah aralarında geçen konuşmayı anlattı göz yaşları içinde.

“Kızım siz de hiç güzel davranmadınız.” dedi Halil onun saçını okşayarak, “Ne Yiğit’i kardeşiniz bellediniz. Ne kadıncağız sizin için didindikçe mutlu oldunuz.  Bak siz mutlu olun diye çekip gitmiş işte!”

Bu sefer Hülya sarıldı babasına ağlayarak, “Babannem bize dedi ki, eğer onu seversek annemiz cennete çok üzülürmüş. Onu anne yaptık sanırmış, o yüzden annemiz üzülmesin diye biz öyle davrandık!”

Halil kızının söylediklerini duyunca hayrete kapıldı iyice, “Anne bunu mu söyledin çocuklara?” dedi iyice sinirlenerek.

“Oğlum ben analarını unutmasınlar diye..”

“Tamam anne tamam, şimdi onları bulmamız lazım. Kimi kimsesi yok bu kadının nereye gider?”

“Baba biz de yardım edeceğiz sana, bulacağız söz!” dedi kızlar bir ağızdan.

Halil diz çöküp sarıldı kızlarında.

“Anneniz cennette size kendisi kadar özenle bakan biri olduğu için mutlu olur meleklerim. Emine sizin anneniz olmaya çalışmadı ama kendi oğlundan ayırmadan annelik etti size.”

“Baba bak kardeşim arabasını unutmuş giderken!” dedi Hülya halının üzerinde duran kırmızı arabayı gösterip. Yiğit temelli gittiklerini bilmediğinden, çok sevdiği arabasını alamamıştı yanına.

“Ben de ararım oğlum, sen dert etme!” dedi Mücella hanım, suçlunun kendisi olduğunu biliyordu. Oğlunun tepkisinden korkunca sinmişti kedi gibi. Aslında o da beklemiyordu Emine’nin böyle çekip gideceğini. Biraz göz dağı vereyim demişti gelinine ama kantarın topuzu kaçmıştı bir kere. Kız sessiz durup alttan aldıkça binmişti tepesine o da. Pişmanlık hissediyordu şimdi yalan değildi, vicdanı da rahatsız olmuştu. Sahipsiz ana oğulu sokaklara bırakacak kadar kötü biri değildi o. Biraz da konu komşunun gazına gelmişti belki. Dul gelin diye kıymetsiz saymış, sahipsiz diye ezerim sanmıştı.

Gelinimiz kaçtı diye kimseye de bir şey söylemediler günlerce, Emine’den hiç haber çıkmadı. Aradan yirmi yirmi beş gün geçtikten sonra bir gün çaldı Halil’in telefonu. Karısı gittiğinden beri kendini toparlayamayan Halil, her telefon bir haber diye açıyordu numaraları tanımasa da.

“Baba beni özledin mi?” dedi Yiğit’in sesi, birden gözlerinden yaşlar boşandı Halil’in, “Ben seni çok özledim baba. Numarayı çok zor hatırladım o yüzden arayamadım”

“Özlemez olur muyum oğlum, neredesin?” diye ağlamaya başladı Halil. Her akşam kaybolur ya da başlarına bir şey gelirse diye kızlara ev adresi ile telefon numarasını ezberletiyordu. Demek kırmızı arabasına dalmış gibi görünen Yiğit’de ezberlemişti o arada numarayı.

“Allahım sana bin şükürler olsun!” dedi içinden.

“Bir kadının evindeyiz yaşlı ve hasta olduğu için annem ona bakıyor. O iyileşince ve döneceğiz değil mi baba?”

“Döneceksiniz yavrum gelip alacağım ben sizi. Anneni versene telefona”

“Veremem annem kadına yemek yediriyor. Bu o teyzenin telefonu zaten. Annemin telefonu kapandı. Burdan aradığımı duyarsa bana kızar. ”

“Tamam oğlum ben bulacağım sizi merak etme.”

“Baba!”

“Söyle oğlum, canım!”

“Gelirken kırmızı arabamı da getirir misin?”

“Tabi getirim aslanım, daha ne arabalar alacağım ben sana.”

“Annem çağırıyor görüşürüz baba” diyerek kapattı Yiğit telefonu.

Halil’in heyecandan elleri titriyordu. El kadar çocuk adresi söylememişti ama orayı bulmanın bir yolu olmalıydı mutlaka. Numarayı telefonuna kaydetti. Yarım saat  ne yapacağını düşündükten sonra, numara elindeyken doğrudan arayıp sormaya karar verdi.

Telefonu açan bayana Emine’nin kocası olduğunu ve oğluyla onu almak için adrese ihtiyacı olduğunu söyledi.

Kadın “Annemin bakıcısı da yarın geliyor zaten, ben de Emine’ye şimdi onu söylüyordum. Tekrar ihtiyacımız olursa ararım sizi yeniden çok teşekkürler. Adresi yazın diyerek tam adresi verdi. ”

Emine ev sahibin işin sona erdiğini söylemesi ile ne yapacağını bilememişti. Ona bu işi bulan komşuları gelip onlarda bir süre kalabileceğini ve ona yeni işler bulabileceklerini söyledikleri için. Kendine bir göz yer bulana kadar oraya gitmeyi planlamıştı. Ev sahibi ile telefonda konuşanın Halil olduğunu öğrenince bir şey diyemedi iş verenlerinin yanında.

“Bir saate burada olacakmış kocanız” dedi kadın parayı ona uzatırken.

“Yaşasın babam geliyor, kırmızı arabamı da getirecek!” diye hoplamaya başladı Yiğit salonun ortasında. O zaman anladı Emine haber verenin oğlu olduğunu. Kaç gündür kendi kendine numaralar tekrarlayıp duruyordu. Bu numaraların Halil’in cep telefonu olduğu hiç aklına gelmemiş, oğlu sayıları öğreniyor diye seviniyordu kendi kendine.

Halil hemen annesini aramış kızları hazrlamasını, Yiğit’in kırmızı arabasını da alıp aşağıda onu beklemelerini söylemişti. Emine’yi bulmuştu. Bu arada geçen yirmi gün içinde artık annesine yakın oturmak istemediği için başka bir ev tutmuştu. Mücella hanım buna çok bozulsa da olanlardan sonra sesini çıkaramamıştı. Ertesi günü evden son alacaklarını alıp yeni evlerine  geçmeyi planlamışlardı. Yiğit’in telefonu harika bir zamanda gelmişti bu yüzden.

Emine ve Yiğit’i almaya yukarı Halil tek başına çıktı. Yiğit elinde kırmızı arabayla onu bekleyen babasını görünce hemen atıldı boynuna. Ev sahibinin bile gözleri doldu bu sahneye.

“Çocuklar özlüyorlar babalarını tabi” dedi burnunu çekerek. Emine’nin de dolmuştu gözleri oğlunun haline. Aşağı indiklerinde Mücella hanım ve kızlar arabadan inmiş onları bekliyordu. Meliha ile Hülya koşup sarıldılar Emine’ye. Emine’de özlemişti çocukları. sarıldı ikisinede. Arkalarına sakladıkları çiçekleri verdiler ona.

Mücella hanımda sessizce yanaştı yanlarına.

“Affet kızım cahillik ettim” dedi gözleri yere bakarak. Emine eğilip öptü kadının elini, o da sarıldı sıkıca.

Hepsi birden arabaya bindiler.

Emine başka yoldan gitmelerine şaşırsada bir şey demedi artık. Böyle bir karşılamaya yeni bir başlangıcı hakketmişlerdi hepsi . Yeni bir eve taşındıklarını öğrenince iyice şaşırdı. Halil onu ilk gün olduğu gibi odaları gezdirdi önce. Her çocuğun ayrı bir odası vardı artık. Hepsi birbirinden güzeldi odaların. Yiğit yatağın üzerinde zıplayıp, yeni oyuncaklara atlamıştı hemen. .Çığlık çığlığaydı şimdi. En son kendi odalarına götürdü Emine’yi. Duvarlarda hiç resim yoktu. Koca bir gardırop yapılmıştı boydan boya. Kapısını açıp içini gösterdi Halil. Boştu.

Emine’nin gözlerinden yaşlar boşalırken açtı karısının çantasını, Tuncer’in kazağını çıkarıp yerleştirdi rafa.

“Affet!” dedi sonra ona bakıp, “Bir haftasonu hep beraber gideriz köye ağabeyinin yanına ne dersin? Çocuklara da değişiklik olur.”

SON

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s