Gölge gelin – Bölüm 4

Duyduklarına inanamıyordu Emine . Nereden çıkmıştı bu eski koca da şimdi. Şeytan görsündü onun yüzünü, bir de kazağına mı sarılıp ağlayacaktı yani.

“Bilip bilmeden günahıma girdiğin için sen utan!” dedi Halil’in yüzüne, “Ağabeyimin kazağı o! Kim dedi sana kocamın olduğunu?”

Halil affaladı bu sefer. Onun affalamasından iyice güç alan Emine tutamadı kendini.

“Tüm duvarlarda, dolaplarda eski karının resimleri, eşyaları duruyor diye ağzımı açıp bir laf etmedim, bir tanecik ağabeyimin eskimiş kazağı mı battı size. Yuh!” deyip geçti hışımla yatak odasına. Kapıyı da kilitledi arkadan.

Halil ne diyeceğini bilemeden kalmıştı salonda.

Ertesi sabah, Yiğit’in küçük kolları boynunda uyandı. Çocuk babasının yandaki kanapede uyuduğunu görünce kalkıp girmişti koynuna. Onu uyandırmadan öptü alnından. Odanın kapısı hâlâ kapalıydı. Saat erkendi daha. Annesi gelmeden çıktı hemen evden, doğru annesine gitti.

Mücella hanım sabah  sabah oğlunu kapıda görünce telaşlandı birden. Namazdan yeni çıkmıştı daha.

“Bu saatte hayırdır oğul?” dedi şaşkın şaşkın.

“Ana bak kazak ağabeyininmiş Emine’nin”

“Emine değil Fatma!”

“Ne Fatma’sı anne ya! Kazak kocasının değilmiş diyorum duydun mu?”

“Oğlum öyle diyecek tabi korkusundan ne diyecek?” dedi Mücella hanım gözlerini kocaman açarak.

“Ya sabır!” diyerek döndü gitti eve yeniden Halil annesinin cevabını duyduktan sonra. Döndüğünde Emine uyanmış mutfağa girmişti çoktan. Onun evden çıktığını duymadığı için sıçradı birden kapı açılınca. Onun geldiğini görünce dönüp işine baktı yeniden.

Bir kaç gün surat ettikten sonra normale döndü o da. Bu evde yaşıyorlardı. Oğlunun huzuru için biraz daha dayanmaya karar vermişti kendi kendine. Mücella hanım da bir kaç gündür daha sessizdi. Gelip kızlarla ilgileniyor bir şeye karışmıyordu başka ama sürekli gözüyle takip ediyordu Emine’yi. Ertesi gece kapıyı kilitlemediği için odaya geçebildi Halil.

Annesiyle konuştuğu akşam da kızlara birer bebek, Yiğit’e de gerçek bir oyuncak araba getirdi Halil. Yiğit kırmızı pırıl pırıl arabayı görünce az kalsın sevinçten düşüp bayılacaktı. Bir de kumanda ile idare edilebildiğini öğrenince bütün gece oynadı onunla.

Emine bu eve gelin geleli neredeyse dokuz ay olmuştu. Bu süreç boyunca ne Tuncer ve ailesinden bir haber alabilmiş, ne de kızlarla Mücella hanıma yar olabilmişti. Yine de güler yüzle işlerini yapmaya ve onlarla ilgilenmeye devam ediyordu. Halil beyin kızlardan fırsat buldukça Yiğit’e özel ilgi göstermesi de hoşuna gitmeye başlamıştı. Çocuk gerçekten bir baba bulmuş gibiydi kendisine. Gerçek babasını unutmuştu çoktan.

Kızlar da arada bir onun yanına sokuluyorlar ama babaanneleri gelince kaçıyorlardı hemen. Aslında onun yaptığı her şeyi sevmeye başlamışlardı. Kışın üşümesinler diye ikisine birden renkli atkı ve bereler örmüştü evde bulduğu yünlerden. İkisi de çok mutlu olmuştu bu hediyelere. Babannelerine bahsetmemişlerdi Emine’nin ördüğünden, babam almış demişlerdi ağız birliği edip.

Bir akşam Halil iyice ateşlenmiş geldi eve. Kış iyice bastırdığından herkes hastaydı.

“İş yerinde millet dökülüyor bana da geçti herhalde” diyerek doğru yatak odasına geçti çocuklarla ilgilenemeden. Kızlar hemen peşinden seyirttiler odaya. Emine onun ateşini ölçüyordu o sırada.

“Aman kızları filan sakın öpeyim deme!” dedi dereceyi kontrol ederken.

Bunu duyan kızlar hemen salona babaannelerinin yanına koştular.

“Babaanne Fatma abla, babama sakın kızlarını öpme dedi!”

“Siz onu bana bırakın meleklerim, babanızı sizden soğutmaya çalışıyor yılan ama ben varken asla başaramaz!” dedi onları göğsüne çekerek.

Halil içtiği ıhlamur ve zorla yediği bir kase çorbanın ardından uykuya daldı. Kızlarda erkenden uyudular ertesi gün okul olduğu için. Mücella hanım da oğlu uyuyunca oyalanmadan gitti evine. O akşam uzun süredir ilk kez ev erkenden sessiz bir huzurla doldu.

Ertesi sabah Halil toparlanamayınca kızlar babalarını göremeden gittiler okula. Sabah bir kase daha sıcak çorba içsin diye yanına girdiğinde, Mücella hanım da girdi gelinin peşinden odaya.

Emine oğluna çorbayı içirirken.

“Fatma! Halil’e ‘Bundan böyle kızlara öpmeyeceksin!’ demişsin duymuş yavrucaklar ağlaşıyorlardı dün?” dedi ellerini beline koyarak.

Emine şaşkın şaşkın baktı kayınvalidesinin yüzüne.

“Halil hasta diye  öyle dedim ben, onlara geçmesin diye ana!” dedi. Boşalan kaseyi alıp geçti mutfağa.

“Anne öyle dedi gerçekten!” dedi Halil zaten konuşacak hali yoktu.

“Öyle diyecek tabi ne diyecek, sağır mı çocuklar duymuşlar işte!” dedi Mücella hanım oğluna ters ters.

“Anne ben oradaydım, ben sağır mıyım?”

“Aman sizin karı koynuna girince ne olacağınız belli mi olur, karı ağızlı oldun baksana!” diyip çıktı odadan.

Emine yine de çocukların yanlış anladıklarına üzülmüştü, ertesi sabah okula gitmeden onların saçlarını tararken, “Söyleyin bakalım okuldan geldiğinizde ne görseniz çok mutlu olurdunuz?” dedi gülümseyerek.

“Senin ve oğlunun evimizden gittiğini!” dedi iki kız birden hırsla. Bu cevabı hiç beklemeyen Emine sustu cevap vermedi. Halil’de bugün daha iyi olduğu için işe gitti çocukların okula gitmesinin ardından.

Mücella hanımda eskisi gibi sabahtan değil, çocuklar eve geldikten sonra geliyordu bir süredir.

Kızların söyledikleri öyle kanına dokunmuştu ki, aylardır bu evde olup biten her şeye tuz biber olmuştu. Gözlerinden yaşlar inerek kaldırdı bulaşıkları. Yiğit’i giydirdi ve eski mahallesine gitti o gün. Mücella hanım gelse de nasılsa anahtarı vardı. Eski oturdukları yerde iki kız kardeş vardı onları seven. Onlara haber bırakacaktı. Ona uygun bir iş bulurlarsa haber versinler diye.

Uzun bir aradan sonra yeniden Emine’yi görünce pek mutlu oldu komşuları.

“Kalbin temizmiş daha dün bir arkadaşım aradı, annesinin bakıcısı memleketine gitmiş bir ay. Kadıncağız belinden ameliyat oldu, birazda demansı var. Arkadaşımında çoluğu çocuğu var malum Bir aylık anneme bakacak birini biliyor musunuz dedi.”

“Tamam ben bakarım” diye atıldı Emine, “ama oğlumla gidip kalabilirim arkadaşınız kabul ederse.”

“Eder, eder. Sen eşyalarını al gel yarın, ben de onu ararım, gideriz beraber.”

“Tamam” diyerek Mücella hanımdan önce döndü eve Emine. O gece hiç bir şey belli etmedi evdekilere. Sabah herkes çıktıktan sonra yatağın atından valizi çekti, Yiğit’in sağda solda duran eşyalarını da topladı. Anahtarı masanın üzerine bıraktı. Halil beyin yastığına da küçük bir not bırakıp çıktı evden.

Mücella hanım eve girdiğinde Emine’yi bulamayınca söylendi kendi kendine. İyice azmıştı bu kız, bir yere çıkmıyor derken evin yolunu bulamıyordu şimdi. Hemen arayıp haber verdi oğluna.

“Anne bir yere gitmez o, gelir birazdan” deyip kapattı Halil telefonu.

“Hay salak anahtarı da masanın üzerinde unutmuş, ona bir ders vereyim de görsün!” Diyerek anahtarı koydu cebine. Mutfak masasının üzerinde çocuklar için hazırlanmış kurabiyeler duruyordu. Kendine bir çay demleyip, bir kaçını yedi kızlar gelene kadar.

Kızlar geldiğinde Emine hâlâ dönmeyince yeniden oğlunu aradı, anahtarı almadığını da ekledi bu sefer.  Halil annesinin huyunu bildiği için “Gelir!” dedi uzatmadı ama aslında o da merak etmeye başlamıştı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s