Gölge gelin – Bölüm 2

Üç gün sonra Mücella hanımdan haber geldi. Emine’ye bohçasını ve başlık parasını hemen yollayacaklardı. Sonra bir iki gün içinde oda nikahı yapılacak Emine yeni hayatına oğlunun evinde başlayacaktı.

Tuncer kardeşinin bu ani kararına anlam veremedi ama karısı ve çocukların sevincini görünce o da sevindi. Emine’de mutlu görünüyordu. Ne ara çıkmıştı bu damat ne ara anlaşmışlardı adamla bilmiyordu ama madem kardeşi böyle mutlu olacaktı, ona da ağabey olarak bunu paylaşmak düşerdi. Adetten ailenin büyüğü o olduğu için başlık parası ve bohça ona teslim edildi.

Başlık parasının içinden Emine’ye “yok parası” vermek istese de almadı Emine.

Ağabeyinin ellerini tutup “Sen bununla borçları kapat. Sonra da kalanını al köyde lazım olur” dedi sevgiyle. İki kardeş sarılıp ağladılar uzun uzun. Emine Tuncer’e bir daha görüşememe ihtimalleri olduğundan bahsetmemişti kabul etmez diye. O yüzden sıkı sıkı sarılıp kokladı ağabeyini. Onun işe giydiği eski kazaklarından birini ayırdı kendi valizine. Satı’dan da hepsinin olduğu bir fotoğraf istedi. Özledikçe bakardı hepsine.

“Emine abla bütün albümü al istersen, kazakları da şurada Tuncer’in hiç birini götürmeyeceğim köye zaten bu eskilerin. Hangisini istiyorsan seç al içlerinden, kalanı atacağım kapının önüne.”

Satı köye göçmenin heyecanıyla evi toparlarken, çıktılar evden Emine ile Yiğit yeni hayatlarına. Onlar da işleri toparlayıp, evi kapatıp gideceklerdi.

“Sana yeni baba aldı dayın” dedi Yiğit’e de. Nasıl olduysa inandı çocuk bu söze.

“Eskisi gelmiyordu zaten değil mi anne?” dedi gözlerini kocaman açarak.

Yiğit ve Emine’nin bilmediği onlara yeni baba ile birlikte iki de abla alındığıydı. Ne Mücella hanım ne de Satı, kırk yaşını henüz doldurmuş Halil beyin iki kız evladı olduğundan bahsetmemişlerdi Emine’ye.

Nikahın ardından eve gelince. Komşuya bırakılan iki kızı görünce çok şaşırsa da bir şey diyemedi. Bir Yiğit çok sevindi iki kızı görünce. Eski evlerinde üç oğlan hep eziyorlardı onu. Oysa şimdi bu ablalar belki onunla oynardı.

“Merhaba ben yeni kardeşinizim” dedi gülümseyerek.

“Ne kardeşi be!” dedi Meliha, üçüncü sınıfa gidiyordu. Henüz bire giden kardeşi Hülya’da onun arkasına saklandı hemen.

“Evet ne kardeşi?”

Yiğit’in suratı asıldı hemen o da annesinina arkasına saklandı. O sırada çocuklara baktığı için komşuya teşekkür eden Halil bey duymadı bu konuşulanları. Dönüp kendi dairelerinin kapısını açtı yeni ailesine.

İki odalı küçük bir apartman dairesiydi burası. İçeri girmelerinin üzerine beş dakika geçmeden Mücella hanımda geldi. Belli ki onunda anahtarı vardı. Kızlar sedirin üzerine babaannelerinin hemen yanına oturdular.

Halil odaları gösterdi Emine’ye. Kızların odasında iki yatak vardı ikisi için, Yiğit için de buraya bir yatak koysalar sığmazdı.

“Salonda yatar o küçük daha!” dedi Mücella hanım Halil’den önce.

Sonra kendi odalarının kapısını açtı Halil.

“Eşyalarını koy istersen!” deyip geçti annesinin yanına.

Emine odanın duvarlarında fotoğrafları asılı olan kadının Halil beyin eski karısı olduğunu anlamıştı. Tuvalet masasının üzerinde de onun eşyaları ve bir fotoğrafı vardı. Tuhafına gitti ama bir şey dememeye karar verdi. Böyle istiyordu demek. Gardırobun kapağını açtı eşyalarını yerleştirmek için. Gardırop ağzına kadar kadın elbiseleri ile doluydu. Fotoğrafta gördüğü elbiselerden birini askıda görünce bunlarında eski karısına ait olduğunu anlayıp kapattı kapıyı yeniden. Zaten küçük olan valizi itti yatağın altına doğru. Gerekince oradan alırdı.

“Haydi bakalım gelin, bir kahve yap içelim!” dedi Mücella hanım. O gün yatma saati gelene kadar ayrılmadı yanlarından. İki torununu yanına iliştirip, dik dik baktı Yiğit’e bütün gün. Çocuk makaralardan arabasını çıkarmış dürüyordu halının üzerinde yine. Zaten alışıktı kendi başına oynamaya.

Bir ara başını kaldırıp Halil’e “Sen de oynar mısın baba?” deyince kızlarin ikisi de ağlamaya başladı.

Halil’in ağzından “Sonra!” diye çıkıverince, bu sefer anasından sert bir bakış yedi. Emine başını önüne eğip oturdu.

Yiğit olanların farkında bile değildi, “Tamam” diyerek başını eğip oynamaya devam etti. Mücella hanım kızları alıp kendi odalarına götürdü.

“Çocukların halini görüyorsun” dedi Halil, “Yeni bir anne fikri için hazır değiller, kardeş için de öyle.” dedi Yiğit’i işaret ederek.

“İki kızla, erkek olmuyor başlarına bir kadın lazımdı. Yoksa evlenmeye meraklı olduğumu sanma. Benden kocalıkta bekleme, çocuklara eve  bak yeter”

Zaten duvarlarda eski karısının resimlerini ve dolaptaki eşyaları görünce onun hayaline bile ihanet edeceğini düşünmemişti Emine, Halil beyin. Böylesi kendisi içinde daha iyiydi. Başlarını sokacak bir evleri vardı işte iyi kötü Yiğit’le. Kızlar için de elinden geleni yapar kendi evladından ayırdetmezdi. Geçinip giderlerdi bu evde.

“Tamam” dedi Emine.

Mücella hanım çocukları uyutup çıkmıştı odadan.

Annesi gelince, Halil kalkıp odaya geçti, “Yorucu bir gün oldu ben de yatıyorum, iyi geceler anne!” dedi Mücella hanıma dönüp “Sen de oğlanı yatırıp gelirsin” dedi Emine’ye.

Mücella hanım hemen yan binada oturuyordu. Evi uzakta değildi. Oğlu odaya çekilir çekilmez tuttu Emine’nin kolundan.

“Kız bana bak, söylemeyi unuttum. Bundan sonra senin adın Emine değil Fatma tamam mı?” dedi fısıldayarak.

“Anlamadım niye?” dedi Emine şaşırarak.

“Ne diyorsam o. Rahmetli gelinimin adı. Herkes sana Fatma diyecek bundan sonra. Emine yok öldü. İşte o kadar.” diyerek çıkıp gitti evine.

Ertesi sabah ve ondan sonraki her sabah, daha onlar uyanmadan geliyordu yine. Evdekilere de onun adının Fatma olduğunu öğretiyordu Emine diyen olmasın diye.

“Babaanne ya! Fatma benim annemin adı niye ona öyle diyoruz?”

“Sen karışma kızım büyüklerin işine”

Böylece yeni hayat Emine’likten Fatma’ya dönerek başladı evde. Mücella hanım Satı’nın gitmeden son bir kez görme talebine izin vermişti her nasıl olduysa. Ne de olsa ara bulucusu oydu. Ağabeyi zinhar gelemezdi eve ama.

Satı kapının ağzından gördü Emine’yi yarım saat. Akşama yola çıkacaklardı.

“Son bir teşekküre geldim abla! Allah bin kere razı olsun”

“Senden de olsun, ağabeyimle çocuklara iyi bak!”

“O abla bilezikleri de dizmişsin koluna vallahi bak sen de bana dua edeceksin ne güzel yere gelin gittin. Hiç olmadı benim şöyle bir bileziğim.”

Emine şaşkınlıkla kolundaki bileziklere baktı. Mücella hanım konu komşu görsün diye nikahta takılan bilezikleri kolundan çıkarmaması için uyarmıştı onu.

“Abla kız, birini versen de bana köyde bir havam olsa şehirde kazandık aldık diye, hem çocuklarımın yok parası olur olmaz mı?”

“Kız nasıl vereyim, Mücella hanım her gün bakıyor kolumdalar mı diye?”

“Ya abla aşkolsun! Bak bu kapıyı sana ben buldum, o kadarcık hatırımız da yok. Düşmüş bulamadım dersin ne olacak ki? Tuncer’de çok mutlu olur hem.”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s