İlacım sensin – Bölüm 5

Bir akşam Senem ile ders çalışırlarken Saadet hanım aradı yeniden. Akşamın bu saatinde aramasından bir şeyler olduğunu hemen anladı Şule ve telaşla açtı telefonu. Babası ufak bir kalp spazmı geçirmiş, hastanedeydi. Korkulacak bir durumu yoktu ama Saadet hanım karı kocanın tüm ikazlarına rağmen, Şule’nin bunu bilmesi gerektiğine karar vermişti . Kendi babası hastaneye kalıdırılıp ardından hemen öldüğünde ona haber vermedikleri için kardeşleri ile hâlâ konuşmuyordu. Bu yüzden Şule’nin babasının sağlık durumunu bilmeye hakkı vardı.

Şule telefonu kapatıp hemen otobüs firmalarını aramaya başladı. Aksi gibi hiç birinde bu akşam için bilet yoktu. Bir kaç saat sonra yurt güvenliği Murat’ın geldiğini haber verdi Senem’e.

“Allah, Allah ağabeyim akşamın bu saatinde niye geldi ki?” diye baktı Senem Şule’nin yüzüne. İkisi de şaşırmışlardı. Senem’i anons ettiridiğine göre Murat onu görmeye gelmiş olamazdı. Zaten Senem yurttayken hiç Şule’yi ziyaret etmemişti.

“Sen de gelsene!” dedi Senem ona bakarak. Yani ters bir şey duyacaksam tek başıma olmak istemiyorum.”

“Allah korusun nereden çıkardın? Geleyim ama çok kalamam bilet bulmam lazım.”

“Tamam.”

İkisi birden indiler aşağıya, Murat gülümsedi ikisini birden görünce.

“Hayıdır ağabey bu saatte?” dedi Senem.

“Benim bir işim çıktı aslında Ankara’ya gidiyorum. Sana da uğrayıp bir hoşçakal diyeyim istedim ufakılık.” dedi Murat Senem’in kıvırcık saçlarını karışırtırarak.

“Ya aklımı çıkardın! Deminde Şule babasının rahatsızlandığını öğrendi. Sende üzerine gelince evdekilereden birine bir şey oldu sandım.”

“Geçmiş olsun!” dedi Murat Şule’ye dönerek. Şule samimiyetlerini Senem anlamasın diye geride duruyordu.

“Ya şansa bak, Şule’de Ankara’ya bilet bulamıyordu, aslında tam zamanında geldin. Neden sen götürmüyorsun onu da?”

“Elbette götürüm” dedi Murat Şule’ye bakmaya devam ederek.

Şule ikisininde yüzündeki yapmacık ifadelerden bunu planladıklarını anlamıştı ama sesini çıkarmadı. Muhtemelen Senem’in ders saatlerinde Murat’ın yurda gelmesi de ikisinin işiydi. O da  şaşkın gibi saklıyordu bir de Senem’den. Aslında teşekkür etmeliydi belki de. Ankara’ya Murat ile gidecek olmakta harika bir fikirdi gerçekten. Döner dönmez ağzını arayacaktı Senem’in, hatta yolda Murat’ında ağzını arayabilirdi. Şimdi babasını düşünmeliydi öncelikle.

“Tamam o zaman gidip eşyalarımı alıp, ineyim” dedi ve yurdun içinde kayboldu Şule.

“Sence anladı mı?” dedi Senem kıkırdayarak.

“Anlasa da kabul etti. Aferin sana ufaklık” dedi Murat’da gülümseyerek.

“İyi de sen ne yapacaksın şimdi Ankara’da tek başına?”

“Gezerim fena mı, yoruldum zaten çalışmaktan, bana da tatil olur.”

“Ay keşke ben de gelsem!”

“Haydi odana sen, Engin gelince gidersiniz”

Şule hemen bir kaç eşyasını çantasına itip, indi aşağıya. Yurdun güvenliğine ailesinin yanına gideceğini bildirdi.

“Haydi dikkatli gidin, birbirinize iyi bakın!” diyerek el salladı Senem arkalarından ve döndü odalarına.

“Anladın değil mi?” dedi Murat yola çıktıklarında.

“Evet” dedi Şule.

“Kızdın mı peki?”

“Hayır kızmadım ama senin Ankara’da işin var mı gerçekten”

“Hayır yok”

“Ne yapacaksın peki?”

“Senin dönmeni bekleyeceğim”

Şule Murat’ın hâlâ onu Burcuya benzettiğini düşünse de bu ilgiden çok memnundu. Yol boyunca uzun uzun sohbet ettiler yine. Bu defa konuşacak oldukça geniş zamanları olmuştu. Ankara’ya yaklaştıklarında yemek yemek için mola verdiler. Arabadan inip bir masaya oturur oturmaz;

“Benimle evlenir misin?” dedi Murat pat diye.

“Nasıl yani?”

“Evlenmek işte, yüzük, nikah bilirsin.”

Hiç böyle bir şey beklemeyen Şule ciddileşti birden.

“Bak Murat!”

“Tamam biliyorum başından kötü bir tecrübe geçtiğini, babanın borçlarını anlatacaksın.”

“Bizim odada yayın yapan bir radyo var sanırım” dedi Şule kaşlarını çatarak.

Murat uzandı ve onun elini tuttu.

“Şimdi sen bana bak! Seninle Burcu’ya benzediğin için görüştüğümü sandığını biliyorum ama bu doğru değil. Evet ilk bakışta benziyorsun ama onunla hiç alaksı yok karakterinin. O daha uysal bir kızdı.”

Ters ters baktı Şule Murat’ın yüzüne.

“Gördün mü?” diyerek güldü Murat, Şule’de güldü o gülünce. Aslında Burcu’ya benzediği için değil de kendi olduğu için ilgilendildiğini duymak hoşuna gitmişti.

“Sende beni çeken çok özel bir şeyler var, bu dış görünüşünle ilgili değil inan bana. O yüzden bu bahaneni yok sayıyorum baştan. Gelelim yaşadığın tecrübeye. İşte benimkini biliyorsun daha ağırı olabilir mi? Ben aştığıma göre seninkinin esamesi okunmaz kusura bakma, bunu da geçiyorum. Son olarak babanın borçları yüzünden eski nişanlına dönmek zorunda değilsin, çünkü ben o işi halledeceğim. Başka bahanen var mı?”

Şule hayretle dinlemişti onu.

“Babamın borçlarını mı ödeyeceksin?”

“Ben zengin bir adamım Şule hanım”

“Evet ama buna mecbur değilsin ki”

“Elbette değilim, hatta banane aslında ama seni seviyorum ve seni üzen her konuyu ortadan kaldırmak istiyorum.”

“İnan ne söyleyeceğimi bilmiyorum ben şu an. ”

“Evet”  diyeceksin çok basit.

Şule hiç düşünmeden “Evet” deyiverdi bir anda. Kendi bile bilmiyordu neden dediğini ama bunu söyledikten sonra kendini çok daha iyi hissetmişti. Özellikle babasının borçlarının ödeneceğini bilmek rahatlatmıştı onu.

“Bak ama borçları ödeyeceksin diye evet dediğimi düşünmedin değil mi?” dedi Murat’a dönüp

“O yüzden mi dedin?”

“Hayır ama neden evet dediğimi sorma çünkü bende bilmiyorum”

Evin önüne geldiklerinde “Her şey için teşekkür ederim, sen olmasaydın ben hâlâ bilet arıyordum” dedi sevgiyle.

“Buralardayım ve işim yok, bir şey olursa hemen haber ver.” dedi Murat.

Şule anahtarıyla açıp girdi içeri, eğer eve döndülerse gürültü yapmak istemiyordu. Evin sessizliğinden dönmediklerini anlayınca, Saadet hanımı arayıp hastaneyi öğrendi ve hemen oraya gitti.

Makbule hanım ve İbrahim bey çok şaşırmışlardı Şule’yi görünce. İbrahim beyi yeni odaya almışlardı. Kontrol altında olması için bir kaç gün kalacaktı hastanede. Şule onlara sımsıkı sarıldıktan sonra babasından artık hisselerini devredip şirketten ayrılmasını istediğini söyledi.

“İyi de kızım hisseler borcu karşılamıyor” dedi İbrahim bey üzüntüyle

.”Borçların ödenecek, hisselerini de parasını alarak devredeceksin. Sonra annemle hep hayal ettiğiniz gibi deniz kenarında bir yere yerleşirsiniz” dedi gülümseyerek.

“Kızım nerede o günler” dedi Makbule hanım.

“Burada, ben evleniyorum. Yeni damadınız tüm borçlarınızı ödeyecek.”

“Gene mi?” diye çıkıverdi İbrahim beyin ağzından.

“Baba!” dedi Şule, “Bu defa ki harika biri, Cihat gibi asla değil. Onu tanıyınca ne söylediğimi anlayacaksınız”

“Babanın borçlarını mı ödeyecek bu çocuk? İki milyon olduğunu biliyor mu?”

“Evet biliyor ve ödeyecek, üstelik kendi söyledi.  Beni o getrdi Ankara’ya, arayayım gelsin mi?”

“Kızım babam daha yeni bir kriz atlattı yavaş ol biraz şimdi bende kriz geçireceğim yoksa” diyerek koltuğa oturdu Makbule hanım.

“Ah anneciğim haklısın, çok özür dilerim” diyerek tuttu annesinin ellerini Şule, “Bu sıkıntıdan kurtulacaksınız diye o kadar heyecanlandım ki. Peş peşe sıralayıverdim her şeyi.”

“Çağır gelsin!” dedi İbrahim bey büyük bir ciddiyetle. Onca borcun ödeyerek kızıyla evlenecek bir adamın pek aklı başında biri olabileceğine inanamıştı. Bir an önce tanısalar iyi olacaktı delikanlıyı.

Şule heyecanla aradı Murat’ı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s