İlacım sensin – Bölüm 2

Kızının göz yaşları içinde kapıdan girdiğini görünce telaşlandı Makbule hanım;

“Şule ne oldu kızım? Cihat’a mı bir şey oldu yoksa?”

“Anne!” diyerek koşup ona sarıldı Şule. Şimdi buna çok ihtiyacı vardı.

“Şule yavrum konuşsana ne oldu?”

“Anne Cihat’ın sevgilisi hamileymiş!”

Kısacık da olsa, bir cümlenin içindeki bunca şeyi bir anda anlayamadı Makbule hanım;

“Ne sevgilisi? Ne hamilesi?”

Şule oraya vardıktan sonra olanları bir bir anlattı annesine. Makbule hanım gözleri kocaman açılmış dinliyordu kızını. Bu kadar erken yaşta hayat arkadaşını seçmesi başından beri hataydı Şule’nin zaten ama önüne duramamışlardı. Neyseki Cihat’ın maskesi düşmüştü nikah olmadan.

Onlar ana kız ağlaşırlarken girdi İbrahim bey salona;

“Hayırdır birisi mi öldü?” dedi ikisini birden göz yaşları içinde sarmaş dolaş görünce.

“Cihat’ın sevglisi hamileymiş!” diye çıkıverdi Makbule hanımın ağzından kızından duyduğu gibi. Sonra İbrahim beyin yüzünde kendi yüzünde oluşan şaşlınlığı görünce toparladı hemen cümleyi;

“Cihat’ın bir sevgilisi varmış, kız hamileymiş Cihat’dan!”

“Biri iftira atıyordur yahu, her duyduğunuza niye inanıyorsunuz!” dedi İbrahim bey kızının yanına oturarak.

“Ne iftirası baba! Gözlerimle gördüm, kulaklarımla duydum!” diyerek olanları bir kez de babasına anlattı Şule.

“Hey Allahım! Ne olacak şimdi peki?”

“Ay ne olacak İbrahim! Nikah iptal. O Cihat denilen serseriye verilecek kızım yok benim.”

“Tamam Makbule ! Ne sinirleniyorsun. Kasım beye ne diyeceğiz şimdi!”

“Gerçeği!”

İbrahim bey, karısının kızının derdiyle ağlıyormuş gibi gözükse de zaten başından beri onaylamadığı bu evlilik hikayesinin sevindiğini ve kızının onu affetmesini istemediği için böyle davrandığını anlamıştı. Anlamıştı ama şimdi bu iptal yüzünden Kasım bey ile aralarında bir tatsızlık yaşanırsa o zaman borçlar yeniden gündeme gelecekti. Elbette kızı daha önemliydi şirketten. O da başından beri Makbule hanım gibi düşünüyordu. Bunlar daha dünkü çocuktu. Cihat’ı şirkette de görüyordu, yaş farkına rağmen Şule’den bir farkı yoktu. İkisinin de aklı bir karış havadaydı henüz. Çocukluklarından beri beraber oldukları için aralarındakinin aşk olduğunu sanıyorlardı muhtemelen.

“Tamam. Gelsinler ben konuşurum Kasım’la üzülmeyin haydi! Hayat bu oluyor böyle şeyler.” diyerek kalkıp çıktı salondan.

Bu arada Cihat bütün akşam aramış, en son telefonlarına cevap alamayınca Şule’lerin evine gelmişti. Makbule hanım kapıda onu görünce, hiç bir şey söylemeden çarptı kapıyı delikanlının yüzüne. Bu sefer bahçeden bağırmaya başlayan Cihat, İbrahim beyin camı açıp paylamasıyla dönüp evine gitti.

Şule bütün gece kendisini odasına kapatıp ağlamış ve düşünmüştü. Sabah kahvaltısında babasına, kayıt yaptığı üniversitenin İzmir’deki fakültesinde eğitim görmek istediğini söyledi. Okul ile konuşup kaydını oraya aldıracak, bu şehirden uzaklaşacaktı. Üniversiteyi de başarıyla bitirecekti. Bu sefer onları oyalamak için söylemiyordu.

“Kızım İzmir’de hiç tanıdığımız yok ki? Nerede kalacaksın orada?” dedi Makbule hanım.

“Yurtta kalırım anne! Hem böylece Cihat’da gelip beni rahatsız edemez!”

“Kızım emin misin?” dedi İbrahim bey ona bakarak. Şule’nin bir anda karar verip sonra pişmanlık yaşadığı bir seri tecrübeleri vardı bu son evlilik olayı hariç.

“Evet baba eminim. Lütfen!”

“Tamam git konuş önce bir okulla bakalım ne diyecekler!”

Böylece Şule İzmir’e taşınma hazırlıklarına başladı, okulun açılmasına on günden az bir zaman kalmıştı. İbrahim beyin araya giren tanıdıkları sayesinde yurtta kalan son yatağı da Şule için ayırtmayı başarmışlardı.

Bu arada Kasım bey ve Nurten hanım Cihat’ın olanları anlatmasıyla yazlıktan erken dönmüşler. Tam düğün arefesi böyle bir rezillik çıkardığı için Cihat’ı epeyce paylayıp, ilişkisi olan sekreter kızı şirketten kovmuşlardı. İbrahim bey Kasım beye kızının evlenmekten vazgeçtiğini söylemiş, Kasım bey;

“İbrahim! Tamam kadınları anlıyorum ama bak bu çocuk daha evlenmedi. Bekarlığının son günlerinin tadını çıkarmak istemiş işte anlıyorsun sen! Yoksa Şule’yi çok seviyor.”

“İyi de Kasım, hamile bırakmış kızı, üstelik Şule yakalamış ikisini!”

“İbrahim! Şule’yle konuş ikna et! Bak sonra kötü olacağız. Bunca yıllık tadımız kaçmasın! Gönderme  Şule’yi İzmir’e!”

Kasım beyin böyle açıktan savurduğu tehdit iyice moralini bozmuştu İbrahim beyin. Bir şey demedi adamın yüzüne ama içten içe epeyce dertlendi. Borcu var diye güçlü durumda hissediyordu kendini ve aklınca her dediğini yaptıracaktı böyle. Borcu varsa vardı. Bunun  kızının evliliği ile hiç bir ilgisi olamazdı. Şule İzmir’e gidecekti! Baba oğul ne istiyorlarsa yapabilirlerdi artık!

Kasım beyin tavrına da iyice sinirlenen İbrahim bey, karısını ve kızını alıp bir kaç gün içinde İzmir’e gitti. Şule’nin eşyalarını yurda yerleştirdikten sonra, bir kaç gün ailecek dinlendiler. Kasım bey bu günler boyunca iş için bile aramadı İbrahim beyi. İbrahim bey onun mesajı aldığını biliyordu ama bu olaydan hiç bahsetmedi Şule’ye.

Dönecekleri gün Şule’yi yurduna bırakıp, güvenlik ve yurt müdürü ile kendilerinden başka yurda ziyaretçi kabul edilmemesi konusunda görüştüler ve döndüler Ankara’ya.

Henüz okul açılmadığı için yurtta bir kaç kişiden başka kimse yoktu. İki kişilik odalarıdan birine yerleştirmişlerdi Şule’yi. Oda arkadaşı henüz gelmediğinden, geceyi yine uzun uzun düşünerek tek başına geçirdi Şule. Buraya gelirken telefon numarasını da yenilediği için Cihat’ın ona ulaşma şansı kalmamıştı artık.

Okul açılana kadar geçecek zamanda kafasını dinleyip, toparlanabilirdi burada. Yurt okul kampüsünün içinde, ağaçların arasında şehrin gürültüsünden uzak bir yerdeydi. Arasa tek başına kafasını dinleyebileceği böyle bir yer bulamazdı. Bulsa da ailesi oraya tek başına gitmesine izin vermezdi zaten.

Şule’nin yerleşmesinden bir hafta sonra oda arkadaşı Selin bir akşam odaya dalıverdi. Şule kimsenin olmamasının verdiği rahatlıkla, duşunu almış, bornozuyla kitap okuyordu. Kapının aniden açılmasıyla sıçradı yerinden. Kapının ağzında gözleri kocaman açılmış ona bakan kızı daha önce hiç görmemişti. Kız o ani girişin ardından o kadar haraketsiz duruyordu ki, bu haliyle üç boyutlu bir fotoğraf karesine benziyordu.

“Birine mi baktınız?” dedi Şule kızın sesi çıkmayınca.

“Senem ben!” dedi kız yüzünü toparlamaya çalışarak.

“Merhaba ben de Şule! Bu oda benim.”

“Oda arkadaşınızım ben de! Çok özür dilerim tanıdığım birine o kadar benziyorsunuz ki donakaldım kapıda öylece!”

Şule gülümsedi bu tuhaf kıza. Demek onunla kalacakları burada bir yıl boyunca. Her yaz sonunda oda arkadaşları değişiyor muydu bilmiyordu henüz. Hayatında ilk defa ailesinden ayrı kendi başına yaşamaya başlamıştı. Tek başınalığın verdiği rahatlıkla odayı öyle bir dağıtmıştı ki, Senem eşyalarını koyabilsin diye onun yatağının üzerine attığı kıyafetlerini toplamaya başladı tek tek. Annesi görse kesin azarı yemişti çoktan ama yurdun en güzel yanı karışan bir annenin olmamasıydı zaten.

Senem ile iyi anlaşabilirlerse birlikte dağıtmaya devam edebilirlerdi kaldığı yerden. Şimdilik kızın yerleşmesi için biraz toparlanması gerekiyordu sadece.

Senem bir yandan eşyalarını yerleştirirken bir yandan hâlâ hayretle bakıyordu  Şule’nin yüzüne. Şule ise eşyalarını kendi tarafına toparlamış, kitabına dönmüştü yine. O da arada bir yan gözle izliyordu kızın hareketlerini. İçi ısınmıştı ona şimdiden.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s