Akide şekerleri – Bölüm 1

“Babamı kaybettiğimizde kardeşim ve ben henüz yedi yaşındaydık. Babamın küçük bir esnaf lokantası vardı. Yüzünün çizgilerini hayal meyal hatırlasamda, Her akşam iş  çıkışı ikimize de en sevdiğimiz şeyleri alıp getirdiğini ve kapıdan girer girmez “Nerede benim meleklerim?” diyerek bize seslendiğini hâlâ dün gibi hatırlıyorum

Aynı rahmi paylaşmış olmamıza rağmen Nihal ne babamı ne de sahip olduğu hiç bir şeyi benimle paylaşmayı sevmediğinden anne ve babamız  bize ne alırlarsa aslınlar mutlaka bir tatsızlık çıkarırdı. Aynı şeyi aldıklarında “Ben Betül ile aynı şeyi istemem!” diye bağırır. Ayrı ayrı şeyler aldıklarında “Betül’e aldıklarınız daha  güzel!” diye ağlardı.  Bu yüzden babamda her akşam bize ne almış olursa olsun, yine bir bağrışmanın çıkacağını bilirdi.

Nihal ile aramızdaki tek fark bu da değildi. Ben çok çabuk hasta olurdum. Zavallı annem ben hasta olduğumda kardeşimi evde tek başına bırakamadığı için ikimizi birden alıp sürekli doktora gitmek zorunda kalırdı. Nihal böyle zamanlarda daha da çok öfkelenirdi. Arkadaşları ile oynayabileceği zamanda benim yüzümden doktorda olması gerekirdi ve hasta olduğum için annem ve babam benimle daha fazla ilgilenmek zorunda kalırlardı. ”

“Kardeş olmak her zamam aynı karakterde olmayı da sağlamıyor elbette” dedi Mediha hanım gözlüklerinin altından Betül’e bakarak. Kızın anlattığı hikayeyi dikkatle dinliyordu.

“Evet korkarım öyle” dedi Betül içini çekerek. Bunları anlatmak zorunda kalmaktan hi ç hoşlanmamıştı ama mecbur kalmıştı.

“Babamı kaybettiğimiz gün, ben yine hastalanmıştım. Babam evi arayıp hasta olduğumu öğrenince benimle konuşmak istemiş ve “Akşam gelirken ne getireyim?” diye sormuştu. Nereden aklıma geldiyse ‘akide şekeri’ isteyivermiştim. O anda canım onu istemişti herhalde. Babam aradığı sırada Nihal oyun oynadığı için telefona gelmemiş, ona ne istediği sorulmamıştı. Ben yine hasta olduğum için bütün hırçınlığı üzerindeydi.

Babam iş çıkışı her zaman uğradığı kuruyemişçide akide şekeri bulamayınca ikimize de naneli şeker getirmişti. Zaten ona ne istediği hiç sorulmayan Nihal naneli şekerleri alıp fırlatınca, benimde hastalıktan iyice bozulan sinirlerim yüzümden ağlamaya başlamıştım.

Zavallı babam ikimizin birden ağlamasıyla  baş edemeyince  bizi  mutlu edecek başka  bir şeyler bulmak  için yeniden dışarı çıkmak zorunda kalmıştı. O son çıkışı oldu evden. Aceleyle karşıdan karşıya geçerken bir araba çarptı.”

Betül’ün gözleri dolmuştu anlatırken.

“Ve Nihal’de hayatı boyu seni suçladı babanın ölümünden öyle mi?” diye söze girdi Mediha hanım yeniden.

“Evet efendim. Nihal eğer o gece ben ağlamamış olsaydım, babamın onun istediği için dışarı çıkmayacağını söyledi bana yıllar boyunca. Ona göre babam benim yüzümden ölmüştü ve yaşasaydı bizi ulaştıracağı refahlık seviyesinden hepimiz mahrum kaldık bu yüzden.

O geceden sonra beni hiç affetmedi bu gerekçeyle. Babamın ölümünden sonra var olan hırçınlıkları iyice artmaya başladı. Annem ne onun isteklerine yetişebiliyor, ne de kaprisleriyle baş edebiliyordu.

İkimiz de büyüyüp genç kız olduğumuzda üniversiteye gitmeyeceğini, zengin bir koca bulup evleneceğini ve böylece benimle artık aynı çatı altında sıkıntı içinde yaşamak zorunda kalmayacağını söyledi. Benim de üniversite okumama karşıydı çünkü babamı öldürerek verdiğim zararı bir an önce çalışıp onlara bakarak tazmin etmemi istiyordu.

Babamdan sonra anneme bağlanan maaş ile ancak geçinebiliyorduk gerçekten. Annem babamın lokantasını devretmiş, aldığı parayı da ikimizin  eğitimi için bankaya yatırmıştı. Dükkanı devaralanlar babamın arkadaşları olduğundan, arada bir annemden gelip mutfakta yardımcı olmalarını istiyorlardı. Böylece eline fazladan üç beş kuruş geçsede Nihal’in ardı arkası kesilmeyen isteklerine yetişemiyordu.

Nihal babamdan sonra maddi gücümüzün düşmesini her zaman bir ayıp ve eksiklik olarak gördü. Bunun baş suçlusu olarakta beni gördüğü için her şeyin onun hakkı olduğunu düşünüyordu.”

“Peki sen hiç tepki vermedin mi kardeşinin bu tavırlarına?”

“Vermedim. Annem çok üzülüyordu zaten onun haline. Bir de ben onunla savaşmaya başlarsam ikimizin arasında kalacak daha fazla yıpranacaktı. O daha fazla üzülmesin diye ben hep sessiz kaldım. Annemin eline geçen üç beş kuruşu da ona harcamasına ses çıkarmadım. O hep çevresindeki zengin arkadaşları gibi yaşamak istedi.

Onu dinlemeyip üniversiteye girdiğimde bana çok öfkelendi. Sürekli kıyafetlerime, kitap ve defterlerime zarar veriyordu. Okulda harcayacağım vakti, çalışıp onun isteklerini karşılamak için harcamam gerekiyordu. Bu karmaşanın içinde birinci sınıfta epeyce bocaladım ve çok başarılı bir sene geçiremedim.

Nihal için olmasa bile anneme destek olmam gerektiğini düşünüyordum bende. Zaten bir devlet üniversitesinde okuyordum. Benim bir masrafım yoktu. Yine de bir işe girmeye karar verdim. İkinci sınıfa başlayacağım zaman hem okulumda başarılı olmak hem de çalışıp aileme destek olmak için kendi kendime söz verdim.

Sonrasını biliyorsunuz zaten. Burada muhasebe  bölümünde  başladım.”

Mediha hanım Betül’ün anlatırken göz yaşları içinde kalmış olmasına üzülmüştü. Ancak bu konuşmayı yapmak zorundaydılar.

Nihal bir kaç gün önce Betül’ün izinli olduğu gün şirkete gelmiş, Muhasebe müdürüne anesinin çok rahatsızlandığını ve acilen ameliyet olması gerektiğini söylemişti. Bu yüzden acil olarak yüklüca bir paraya  ihtiyacı olduğundan avans istiyordu. Naci bey kızın Betül olmadığından hiç şüphe duymamış, Mediha hanım şirket dışında olduğundan yeğeni Mustafa ve Can’a haber vermişti. Betül sandığı Nihal’in istediği miktar onun yetki sınırlarını aşıyordu. Eğer Nihal aç gözlülük yapmayıp daha az bir miktara razı olmuş olsaydı istediği parayı Naci beyden kolayca almış olacaktı.

Can, hoşlandığı kızın annesinin rahatsızlığını öğrenince abisinden önce muhasebeye gelmiş ama Nihal’i görür görmez bir tuhaflık olduğunu anlamıştı. Betül ona bir ikizi olduğundan ve aralarındaki sorunlardan kısaca bahsetmişti. İkisi hiç anlaşamıyorlar ve Betül pek çok şeyi ondan saklıyordu.Elbette iş yeri saklaması gereken bir bilgi değildi. Bu nedenle Nihal Betül’ün izin gününde onun yerine geçebileceğini sanarak bu planı yapmış olmalıydı. Can onu görür görmez Betül olmadığını anlasada hiç bir şey belli etmeden parayı hazırladığını ve onunla hastaneye geleceğini söyleyince, Nihal buna gerek olmadığı konusunda ısrar etmiş Can’ın vazgeçmeyeceğini anlayınca da, avanstan vazgeçtiğini söyleyip çıkıp gitmişti.

Mediha hanım olayda Betül’ün bir suçu veya ortaklığı olduğunu düşünmese de, hikayeyi bir de kızın ağzından dinlemek için onu odasına çağırmıştı. Yaşı insanlara güvenmemeyi öğrenecek kadar ileriydi Mediha hanımın. Bu nedenle Can’ın tüm itirazlarına rağmen bu işi Betül ve Nihal’in birlikte planlamamış olduklarından emin olmak istiyordu.

“Tamam Betülcüğüm” dedi Mediha hanım sevgiyle. Kızın hayat hikayesini anlatırken ruh halinin nasıl fırtınalarla dolu olduğunu anlamıştı, “Bana hikayeni bütün samimiyetinle anlattığın için teşekkür ederim. Yeğenimle görüşmeye başladığınızdan beri, seni dilinden düşürmüyor. Ancak ben hikayeyi bir de senden dinlemek  istedim.”

Betül kıpkırmızı olmuştu, Mediha hanımın sözlerinin ardından. Can ile olan beraberliklerini Mediha hanımın bildiğini bilmiyordu. Ayrıca Nihal yüzünden bu insanlara karşı düştüğü durum için utanç hissediyordu. Mediha hanımın bu soygun girişiminin içinde olup olmadığını anlamak için onunla konuştuğunu biliyordu. Nihal’i durdurmak gerçekten imkansızdı. Daha önce de bir kaç kez Betül’üm yerine geçerek arkadaşları ile arasını bozmaya kalkmıştı ama bu denli büyük ve tehlikeli bir girişimi ilk kez oluyordu.

Can ile burada tanışmışlardı. Şirketin avukatlarından biriydi. Mediha hanımın yeğeni olduğunu sonradan öğrenmişti. Şirketin işleri nedeniyle muhasebe raporlarına sıklıkla ihtiyaç duyduğundan sıklıkla onların bölümüne geliyordu. Bu gelişler sırasında Betül ile ilgilenmeye başlamış, zaman içinde iyi arkadaş olmuşlardı. Aslında aralarındaki ilişki arkadaşlıktan çok öteye geçmemişti ama ikisinin de duygularının aşka yelken açtığını inkar edemezlerdi.

Birlikte zaman geçiriyor olmaları Mediha hanımın dikkatini çekmiş, Can’ı sıkıştırmıştı Betül hakkında. O da kızdan çok hoşlandığını ve evlenmeyi düşündüğünü söyleyince Mediha hanım Betül’ü yakında tanımak istemişti. Nihal tam bu sırada harekete geçince, Mediha hanım bunu Betül’ü de yakından tanımak için bir fırsat olduğunu düşünmüştü. Aslında kızın hikayesinde bu kadar fırtına olmasını beklemiyordu ama yine de sevmişti onun dürüstlüğünü.

Geçmişlerinde bu kadar acı bir hikaye olmasa da Can’da hırçın bir çocuktu. Erkek kardeşi ve karısı yurt dışına yerleştiğinden, şirketin ve çocukların sorumluluğu Mediha hanımdaydı. Babalarından kalan bu şirketi yeğenleri Can ve ağabeyi Mustafa  ile birlikte yürütüyorlardı. Mustafa Can’a göre daha oturaklı bir çocuktu. Aslında Betül’ü dinlerken onun belki de Mustafa için daha uygun olabileceğini geçirmişti aklından Mediha hanım.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s