Uğursuz – Bölüm 7

Volkanın bilincinin açılmasıyla bir bayram havasına dönmüştü hastane odası. Volkan biraz daha kalacaktı hastanede hemen çıkarmayacaklardı ama artık geri gelmişti ve önemli olan da buydu zaten.

“Bu gece kalır mısın?” demişti Pınar’a hepsi biraz sakinleşince, “Uyandığım ilk geceden yalnız kalmak istemiyorum”

“Elbette kalırım” dedi Pınar büyük bir mutlulukla, annesine ulaşmaya çalıştı telefonla ama cevap alamadı, merak etmemeleri için mesaj attı hemen. Onlar da çok sevineceklerdi Volkan’ın uyandığını duyunca.

Büyükanne ikisini başbaşa bırakmak için evine döndü o gece. Pınar ve Volkan sabaha kadar konuştular. Hem de o güne dek hiç konuşmadıkları kadar çok. Pınar içinde kalan her şeyi anlattı ona, annesini kovduğu için dedesine nasıl gücenmiş hissettiğini, yine de onu çok özlediğini uyurken bile anlatmadığı daha bir sürü şeyi anlattı. Volkan onu ilk kez bu kadar konuşmay ihtiyaç duyarken gördüğü için elini tutup dinledi sadece. Onun anlatacak bir şeyi birikmemişti uyurken, çok uzun konuşmak için de yeterli enerjisi yoktu henüz. Pınar ona anlattıkça içinde kalan tüm sıkıntılarla vedalaşıyor gibi hissediyordu. Nikayet en yakın arkadaşına kavuşmuştu, annesi de yanındaydı.

Ertesi sabah büyükkanne gelince o da dinlenmek için eve gitmeye  karar verdi. Volkan ile vedalaşıp ayrıldı hastaneden. Gecenin yorgunluğu öyle çökmüştü ki üzerine otobüste uyuyup kalmamak için zor tuttu kendini. Saat henüz erken olduğu için evdekileri uyandırmak istemedi, anahtarını bulup açtı  kapıyı. Bir an önce gidip uyumak istiyordu şimdi. Uyanınca annesine her şeyi anlatacak sonra yeniden hastaneye Volkan’ı görmeye gidecekti.

Kapıyı açtığında gördüğü manzara karşısında kalkakaldı önce.

“Anne!” diye seslendi ama  boş evde yankılandı sesi. yerde bir kaç eski eşya ve gazete kağıdından başka bir şey yoktu. Bütün evin eşyaları gitmişti. Hızla odaları dolandı. Eski kırık dökük bir kaç parça dışında bir şey yoktu. Kendi odasında eski bir sandalyenin üzerinde kendi kıyafetleri atılmıştı. Telefonunu çıkarıp annesini aradı hemen. Neler olmuştu böyle. Eve hırsız mı girmişti. Annesi ve Mustafa neredeydi, yoksa hırsız girip onlara bir şey  mi yapmıştı. Yavaş yavaş içinin çekildiğini hissetmeye başladı. Annesi telefonuna cevap vermiyordu yine. Akşam yazdığı mesaja bir cevap gelmiş mi diye kontrol etti yoktu. Tam o sırada kapı zili duyuldu. Koşarak gitti kapıya, tanımadığı bir adamdı gelen.

“Pınar hanım”

“Buyurun benim”

“Ben Çiçek Emlak’dan Şükrü, nasılsınız?” diyerek elini uzattı adam.

“İyiyim” dedi Pınar.

“Anneniz sizin bu gün dönüp kalan eşyalarınızı alacağınızı söylemişti, evin yeni sahipleri aslında hemen taşınacaklardı ama ne yazık ki bir aksilik oldu. Bir kaç hafta sonra gelebilecekler. Ben de biraz daha zamanınız olduğunu söylemeye gelmiştim.”

“Anlamadım, ne sahibi?” dedi Pınar şaşkınlıkla.

Annenizin evi sattığı kişiler daha sonra gelecekler, hemen ayrılmanıza gerek yok” diye tekrarladı adam.

“Annem evi sattı mı?”

“Ah evet, hem dükkanı hem de evi ama inanın çok iyi bir paraya satıldı eviniz, güle güle harcayın.”

Pınar öylece adamın suratına bakıyordu.

“Tadilat olacağını sanıyordum” dedi sayıklar gibi.

“Haklısınız çok eski bir ev ama yeni sahipleri yaparlar artık. Benim şimdi ayrılmam gerek, buyurun size kartımı vereyim” diyerek dönüp gitti adam.

Pınar yavaşça kapattı adamın arkasından kapıyı, dönüp eve baktı yeniden. Annesinin gülümseyen yüzü geldi gözlerinin önüne.

“Mustafa bütün işleri bizim için halleder” deyişini hatırladı sevgiyle ve ondan aldıkları imzaları.

“Aman Allahım” diyerek çöktü olduğu  yere.

Gözlerini açtığında ne kadar süre geçtiğini bilmiyordu. Etrafına bakındı, ev hâlâ bomboş ve soğuktu. Yaşadığı şok ve uykusuzluk yüzünden epeyce yatmış olmalıydı yerde. Zorla doğruldu. Odasına gidip eşyalarına baktı. Yerde duran küçük torbaların içlerine sokuşturdu hepsini, zaten çok fazla değildiler. İçinde kocaman bir  boşluk hisssediyordu, öyle şaşkındı ki ağlayamıyordu bile. Aylardır o kadar çok şeye  şoka girmiş ve ağlamıştı ki zaten, tepki bile veremediğini hissetti artık.

“Uğursuz” diye çınladı kulaklarında bir ses, “Uğursuzsun sen!”

Bir ruh gibi çıktı evden biraz yürüdükten sonra, Volkan’ın yanına gitmeye karar verdi. Zaten  şu andan itibaren gidecek başka bir yeri de yoktu.

Volkan ve büyükannesi elinde torbalar, ruh gibi odaya girince “Ne oldu?” dediler hemen. Olanları onlara anlattı sayıklar gibi. Kadıncağız hemen gidip sarıldı ona “Canım kızım, sakın merak etme, seni bize götürürüm, sen sahipsiz değilsin, sakın merak etme!”

Volkan sabah neşe ile yolladığı Pınar’ın halini görünce kendi halini unutmuş ayağa kalkmaya çalışmıştı ama gücü yetmedi. Bir süre birlikte hastanede durduktan sonra büyükannes onu alıp kendi evlerine götürdü. Pınar o kadar boş bakıyordu ki, kadıncağız bir krizin geleceğinden korkmuştu. Zavallı kızın başına bir insanın kaldırabileceğinden çok fazlası gelmişti gerçekten.

Ona güzel bir banyo yaptırıp, Volkan’ın odasına yatırdı. Ağrı kesici diyerek Volkan’ın önceden kullandığı sakinleştiriclerden birini içirdi. Ertesi gün akşama kadar uyudu Pınar.

Uyandığında önce nerede olduğunu anlayamadı. Hastaneye gidişini sonra büyükanne ile buraya gelişlerini hatırladı sonra yavaş yavaş. Uyumadan büyükannenin burasının Volkan’ın odası olduğunu söylediğini hatırladı. Duvarlara ve  odaya baktı. Çalışma masasının üzerinde kendi resmini görünce şaşırdı. Başı çatlayacak gibi ağrıyordu ama garip bir şekilde hiç bir şey hissetmiyordu. Sanki bir gün önce yaşanılanlar başkasının başına gelen şeyler gibiydi şimdi. Zaten annesinin birden bire ortaya çıkışı bir rüya gibi gelmişti ona. Kim bilir belki de her  şey bir rüyaydı gerçekten. O hayal etmişti belki olanları. Kapıyı açıp içeri geçti, mutfaktan yemek kokuları geliyordu. Oraya dığru yürüdü. Büyükanne onu görünce gülümsedi hemen.

“Nasılsın güzel kızım?” diye sordu.

“İyiyim sanırım” dedi Pınar.

“Bak sana sıcacık bir çorba yaptım, hadi otur da beraber içelim” dedi hazırladığı masayaı göstererek. Daha  önce Volkan’a da aynı ilaçlardan verdiği için Pınar’ın ne kadar sonra uyanacağını tahmin etmişti.

“Volkan nasıl?” diye sordu Pınar. Onun kendine gelişinin de bir rüya olmasını istemiyordu.

“Gayet iyi, sen uyurken gittim yanına. O da seni merak ediyor”

“Çok şükür” dedi kendi kendine, demek Volkanın uyanması rüya değildi en azından.

Sessizce içti çorbasını, büyükanne gözlerini ondan ayırmıyordu. Kızın ne halde olduğunu tam anlayamamıştı henüz. İlaçların verdiği sersemliğin devam ettiğinin farkındaydı bir tek.

“Elinize sağlık, ben artık giyineyim de eve gideyim” dedi Pınar.

Sonra kadının yüzündeki ifadeyi görünce anladı rüya görmediğini, annesi gerçekten gelmiş, ona ait ne varsa satıp kaçmıştı yeniden. Bir anda hıçkırarak ağlamaya başladı, kendini kontrol edemiyordu. Büyükanne yine kalkıp sıkıca sarıldı ona, “Bunu da atlatacağız kızım” dedi saçlarını okşayarak.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s