Uğursuz – Bölüm 6

Muharrem bey bu beş ayın içinde ikinci bir kriz daha atlatmıştı. Bu sefer ki ilkinden daha şiddetli olduğu için o da bir haftadır hastanade yatıyordu. Okulların açılmış olmasına rağmen, Pınar bütün gününü dedesi ve Volkan’ın yanında hastanede geçiriyordu. Okuldaki kaydını bir yıllığına dondurmuştu.

Artık iyice uğursuz olduğuna kendini inandırmıştı. Hayatının bundan sonraki bölümünde kimseye yakın olmak istemiyordu. Hayatında kimleri sevdiyse ya başlarına bir şey gelmiş ya da onu bırakıp gitmişlerdi. Kendini o kadar kötü hissediyordu ki, eskisinden de sessiz olmuştu artık. Sadece hastanedeyken mutlu görünmeye çalışıyor, onların yanından ayrıldıktan sonra ya sürekli ağlıyor ya da saatlerce hiç  bir şey yapmadan duruyordu. İyice zayıflamıştı, gözlerinin altında yorgunluk, uykusuzluk ve ağlamaktan siyah halkalar oluşmuştu.

Son darbe Muharrem beyin hastanede geçirdiği krizi atlatamamasıyla geldi. Dedesini kaybettiğini öğrendiğinde ikinci bir sinir krizi geçirdiğinden, onuda ayrı bir odaya alıp sakinleştirici yapmak zorunda kaldılar.

Vücudu o kadar dirençsiz kalmıştı ki, doktor bir hafta hastaneden çıkmasına izin vermedi. Dedesinin cenazesine bile katılamayacağını öğrenince iyice bıraktı kendini artık. Bütün gün tavanı seyrederek yatıyordu hastane odasında. Dedesinin bütün cenaze işleriyle, Volkan’ın büyükannesi ilgilendi. Torununa olan tüm üzüntüsüne rağmen bir kez daha onların yanında  olmuştu bu kadıncağız. Onun hakkını nasıl ödeyeceğini bilmiyordu gerçekten Pınar. Onu hayatta tutan bir tek o vardı şimdi. O da olmasa kolaylıkla gidip kendini bir yerlerden atabilirdi. Böylece kimsenin başına onun uğursuzluğu yüzünden bir şey gelmezdi böylece ama şimdi Volkan ve büyükannesinin ona ihtiyaçları vardı. Onlara borçluydu, böylece arkasını dönüp gidemezdi.

Gözlerini kapamış, Volkan ve kendisinin bir an önce toparlanmalarını için dua ediyordu içinden. Onun büyükannesinin de artık çok yaşlı ve yorgun olduğunu biliyordu. Kadıncağız o haliyle hem torunu hem Pınar ile ilgilenmeye çalışıyordu. Dua ederken ilaçlarından etkisi ile içinin geçtiğini farketmedi.

“Pınar, Pınar yavrum” diyen bir kadın sesi duydu önce. O kadar tanıdık bir sesti ki bu, bir süre kime ait olduğunu düşündü.

“Pınar, kızım aç gözlerini. Benim annen!”

Bir anda açtı gözlerini, karşısında duran orta yaşlı sarışın kadın üzerine eğilmiş ona gülümsüyordu. bu gülümseyişi unutması mümkün değildi gerçekten. “Rüya görüyor olmalıyım” diye düşündü kendi kendine. Gözlerini sımsıkı kapatıp yeniden açtı.

“Anne!” dedi sonra rüya olmadığını anlayınca, kadın elini onun saçlarına uzattı

“Ah benim güzel kızıma neler olmuş böyle!” diyerek öptü onu alnından.

Pınar hâlâ gördüklerine inanamıyordu.

“Anne sen misin gerçekten?” dedi ve gözlerinden yaşlar boşaldı bir anda.

“Benim yavrum, dedenin öldüğünü öğrendik. Bak Mustafa’da burada.” diyerek biraz geri çekilip arkasında bekleyen adamı gösterdi. Mustafa ismini hatırladı Pınar, bu annesinin beraber kaçtığı adamdı. Demek hâlâ  birlikteydiler.

“Sana ulaşmayı çok istedim güzel kızım, deden defalarca kapıdan kovdu bizi. Sana yazdığım mektupların hepsini sakladı. Onun öldüğünü duyar duymaz geldim mahalleye, bana senin hastanede olduğunu söylediklerinde koşarak geldim buraya”

“Dedem mi kovdu seni?”

“Evet yavrum, insan evladından ayrı kalabilir mi? Ne acılar çektim yıllarca, deden tehdit etti beni. Gelme o artık senin kızın değil dedi.”

Pınar anlamaya çalışıyordu duyduklarını, yani annesi onu terkedip gitmemiş miydi. Dedesi mi öyle sanmasını istemişti.

“Biz Mustafa ile kaçıp hemen nikahımızı kıydık, bir ay sonra ben senin hasretine dayanamadım geri geldik” dedi annesi gözlerinden yaşlar akarak, “ama o deden olacak adam bizi kapıdan kovaladı.”

“Ben senin beni terkettiğini sanıyordum” dedi ağlayarak Pınar.

“Yavrum nasıl olur böyle bir şey, ben senin annenim” diyerek sıkıca sarıldı kızına kadın.

Pınar’ın içinden sıcacık bir şeyler aktı gitti bir anda, demek annesi onu terkedip gitmemişti, sevmekten hiç vazgememişti. Oysa o yıllarca uğursuz olduğuna inanmıştı sırf bu yüzden. Annesinin kokusunu çekti içine, tıpkı hatırlatığı gibiydi. Bıraktı kendini bu büyülü ana.

Bir kaç gün içinde hızla toparlandı Pınar, annesi her gün geldi onu görmeye. Tam her şeyi kaybettiğini düşündüğü anda yeniden annesine kavuşmak tam bir mucize gibiydi. Utku’yu, Volkan’ı hepsini bir bir anlattı annesine. Annesi sevgiyle bağrına bastı onu.

“Ah benim miniğim neler yaşamışsın, hepsini atlatacağız beraber”

Hastaneden çıkıp eve dönmeden Volkan’ın büyükannesi ile tanıştırdı annesini Pınar. Kızı yeniden hayata bağlayacak bu gelişmeye çok sevindi kadıncağız. Pınar hastaneden çıkar çıkmaz birlikte gittiler Volkan’ı ziyarete.

Bu arada dedesinin ölümünün ardından dükkan ve evle ilgili halledilmesi gereken bir sürü evrak işi çıkmıştı ama Pınar hastanede olduğundan hepsini bekletmişlerdi. Henüz onların peşinde koşacak gücü olmadığından ve bulmuşken annesi ile vakit geçirmek ve Volkan’ı da ziyaret etmek istediğinden annesi ona bir çözüm önerisinde bulundu.

Eğer isterse bu evde artık birlikte yaşayabilirlerdi. Mustafa’da bakkalı çekip çevirebilirdi. Böylece Pınar’ın yaşantısında hiç bir şey değişmezdi. Onlar ikisi birlikte olurlar, Volkan’a ve büyükannesine ikisi destek olurlardı.

Pınar büyük bir sevinçle kabul etti bu teklifi. Onlar annesi ile birlikte olurlarken Mustafa her şeyi halledecekti. Annesi dedesinden pek haz etmediği için evde bir kaç şeyi değiştirmek istiyordu ama bunun için Pınar’ın onayı gerekiyordu.

Pınar annesine yeniden kavuşmaktan ve terkedilmemiş olduğunu öğrenmekten öyle mutluydu ki, “Ne istiyorsan onu yapabilirsin” dedi annesine mutlulukla. Böylece evde yapmayı düşündükleri tadilatları da planladılar. Bu arada ikisi her gün Volkan’ı ziyaret ediyorlar. Mustafa’da dükkanı açıyordu.

Yirmi gün sonra tadilatlar için malzeme seçmek gerekince, Pınar Volkan’ın yanına tek başına gitti. O gün Mustafa  ile annesi gidip ustalarla konuşacaklar evde ve  dükkanda kullanılmasını istedikleri malzemeleri seçeceklerdi. Oluşacak bütün masrafı da Mustafa karşılayacaktı. Bundan sonra harika bir hayatları olacaktı beraber.

Pınar neşeyle anlatıyordu bunları Volkan’a. Eğer o da gözlerini açarsa dünyanın en mutlu insanı olacaktı. Bütün bu mutluluğu onunla paylaşmak ve  yaşamak istiyordu. Çok acı çekmişlerdi. Biraz mutuluk paylaşmaya ikisinin de ihtiyacı vardı.

Volkan’ın tuttuğu elinin parmaklarının oynadığını farketti anlatırken ama bunun bir hayal olabileceğini düşünüp dikkatle parmaklarına baktı yeniden. Biraz sonra Volkan yeniden oynattı parmaklarını. Az kalsın sevinçten düşüp bayılacaktı.

“Volkan!” diye seslendi ona doğru eğilip, “Geri geliyorsun değil mi? Geliyorsun”

Volkan gözlerini açtı zorlukla ama tutamadı hemen kapandı yeniden.

“Doktor! Geri geldi Volkan geri geldi!” diye koridora fırladı sevinçla, o sırada kafetaryadan dönen Volkan’ın büyükannesi Pınar’ın çığlığını duyunca az kalsın düşecekti. Hızlı adımlarla odaya geldi, birlikte girdiler içeri.

Volkan gözlerini açmış onlara bakıyordu şimdi.

“Volkan!” diye çığlık atıp yanına gittiler hemen.

Pınar’ı çığlığını duyan doktorlarda gelmişti odaya, hemen muayenelerini yaptılar Volkan’nın. Gerçekten uyanmıştı, bilinci açıktı ve vücudunda ilk muayene de görülen bir araz gözükmüyordu.

Bu kez birbirlerine sarılıp sevinçten ağladılar büyükanne ve Pınar. Volkan’ında gözlerinden yaşlar iniyordu. Doktorlar odadan çıkınca hemen gidip ellerini tuttular onun.

“Her şey için çok üzgünüm” dedi Volkan fısıldar gibi, “Anlattığın her şeyi duydum”.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s