Uğursuz – Bölüm 5

Utku giderken dağdan arayamayacağını ama sahil kenarına geçer geçmez ona haber vereceğini söylemişti. Anne ve babası mahallede eski evlerinde kalmaya devam ediyorlardı. Dedesi ve Utku’nun babası dükkanda eski günleri yad edip, birlikte vakit geçirmeye başlamışlardı. Artık ne de olsa dünürdüler.

Bir kaç gün sonra bir akşam, Utku’nun anne va babası geldiler yine yemek yerlerken ancak bu defa ikisinin de gözlerinden yaşlar akıyordu. Kapıyı açıp onları o halde gören Pınar yine büyük bir şaşkınlık yaşadı. Utku’nun annesi sıkıca sarıldı Pınar’a. Kapıdaki ağlaşma seslerini duyan Muharrem bey de gelmişti yanlarına.

“Hayır olsun ne oldu?” dedi endişeyle.

“Sormayın Muharrem bey, Utku ve arkadaşlarının başına dağda bir kaza gelmiş.”

Pınar bayılacak gibi oldu bunu duyunca.

“Ne olmuş?” dedi Muharrem bey panikle, “Utku iyi mi?”

“Bilmiyoruz, ona ulaşamıyorlar. Üç arkadaşını buldular canlı olarak, birinin de cesedini buldular ama Utku’dan hiç haber yok” diye ağamaya başladı babası ve bayılacak gibi oldu kapıda.Hemen kucaklayıp içeri taşıdılar hep birlikte.

Pınar’ın gözlerinden yaşlar iniyordu. Şimdi salonda hepsi birden oturmuş göz yaşları içinde susuyorlardı.

“Durun bakalım Allah’tan umut kesilmez” dedi Muharrem bey ama bir arkadaşının cesedini bulmuşlar sözünü duyar duymaz onunda göğsüne bir sancı saplanmıştı.

Pınar bütün gece ağladı, Utku’nun sağ salim geri dönmesi için dua etti sürekli. Ancak ne  sonraki gün ne de takip eden günlerde Utku’dan bir haber alamadılar. Bütün  arama kurtarma çalışmalarına rağman hiç bir yerde izine rastlanmamıştı.

“Yaşıyor demek ki, yoksa çoktan bulurlardı” diyordu Muharrem bey sürekli. Hem Utku’nun  ailesini hem Pınar’ı teselli etmeye çalışıyordu. Tam torununun mutluluğunu görmek üzereyken yaşanılan bu talihsiz olay yaşlı adamın kalbini iyice yormuştu.

Pınar Volkan’ın ulaşamassın demesine karşılık yine de bir kaç kez onu aramayı denedi. telefonu sürekli kapalı sinyali veriyordu. Gideli neredeyse on gün olmuştu. Kısa bir tatil olacağını söylemişti ama ne kadar kalacaklarından bahsetmemişti. Döndüğünde arayacağını düşünerek sadece mesaj bıraktı.

Aradan bir ay geçmiş ve artık arama çalışmalarına son verilmişti. Utku’nun anne ve babası ne  yapacaklarını bilemiyorlardı. Babası bir araç ayarlamış, çocukların kayboldukları yere ulaşıp kendisi de günlerce aramıştı oğlunu. Ulaşılamadığı için öldüğünü de düşünmek istemiyorlardı ama Utku sanki yer yarılıp içine girmişti.

Bu arada Volkan’dan da bir haber gelmiyor olması Pınar’ın sinirlerini iyice alt üst etmişti. Muharrem bey de üzüntüden bir kez kalp spazmı geçirmiş ve iki gün hastanede yatmıştı. Doktor stresli ortamlardan uzak kalmasını öğütlemişti ama bu şartlar altında bu nasıl mümkün olabilirdi ki? Pınar kriz tekrarlanacak diye dedesini bir an olsun yalnız bırakmıyordu. Bir yandan da Utku’nun anne ve babasına onun döneceğine dair telkinde bulunmaya çalışıyordu.

Utku’nun kaybolduğu haberinin ardından kırk beş gün sonra Volkan’ın büyükannesi Pınar’ı görmeye geldi. Pınar onları o kadar merak etmişti ki, kadını görünce hemen koşup boynuna sarıldı.

“Ah Pınarcığım sorma başımıza gelenleri” dedi yaşlı kadın ve ağlamaya başladı. Pınar henüz kendi yaşadıklarını anlatamadan, nefesini tutarak onu dinlemeye başladı. Artık göğüs kafesinin yırtılıp, çatlayacak gibi olduğunu hissetmeye başlamıştı.

Pınar’ın nişanının ardından Volkan hiç yapmadığı kadar içki içmeye başlamıştı. Gittikleri yerde de sürekli büyükannesini bırakıyor ve gecenin bir yarısı sarhoş geliyordu. Kadıncağız ne yaptıysa oğlanı zaptedememişti. Dönmelerine bir kaç gün kala bir gece arayıp “Büyükanne ben böyle yaşayamam” diye ağlamaya başlamıştı. Sesi o kadar kötü geliyor dili öylesine dolaşıyordu ki, yaşlı kadın gecenin bir yarısı torununun söylediklerini anlamaya çalışmıştı telefonda. Tam nerede olduğunu, gelip onu alacağını söylediği sırada, çığlığını duymuştu son olarak.

Volkan kiraladıkları arabaya içki şişelerini doldurup, sahilden epey yüksek bir tepede içmişti bütün gün. Büyük annesini aradığı sırada, tepenin kenarına fazla yaklaştığı için ayağı kaymış ve uçuruma yuvarlanmıştı. Yirmi gündür bilinci kapalı olarak hastanede yatıyordu. Kadıncağız üzüntüsünden torununun başından ayrılamamış ve Pınar’a haber vermeyi akıl edememişti. Sonra böyle bir haberi telefonda vermeyi uygun bulmadığı için buraya kadar gelmişti.

Pınar’ın gözleri karardı duyduklarından sonra, midesi bulanıyor, başı dönüyordu. Eliyle duvara tutunup son anda düşmekten kurtardı kendini. Pınar birden fenalaşınca kadıncağızın iyice eli ayağına dolaştı. Hemen mutfaktan bir su getirip onu sakinleştirmeye çalıştı. Pınar kendine biraz gelince ona Utku’nun ve dedesinin başına gelenleri anlattı ağlayarak. Bu süreç içinde onlara ulaşmayı çok denemiş ama başaramamıştı. Elbette o sırada Volkan ve büyükannesinin yaşadıklarından haberi yoktu. Nasıl bunca kötü şey aynı anda  olabilmişti böyle? Uğursuzluk geri gelmişti belki de, yaşamına girdiği herkese uğursuzluk getiriyordu o. Bir yandan bunları anlatıp bir yanadna çırpınarak ağlayan kızı sakinleştirmek için sımsıkı sarıldı büyükanne. O da duyduklarınından şoka girmişti..

“Dur yavrum, dur yapma asıl şimdi birbirimize ihtiyacımız var. Seninle benim ayakta kalmamız lazım. Lütfen bırakma kendini” diye yalvardı Pınar’a.

Pınar kadının ağlayarak söylediği cümleleri duyunca toparlandı biraz. Zaten torunu için acı çekiyordu bu zavallı kadın. O da artık yaşadıklarına dayanamamış bir sinir krizi geçirmişti ama o haklıydı. Şimdi birbirlerine destek olmaları gerekiyordu.

İyice sakinleştikten sonra, “Üzerimi değişeyim beraber gidelim hastaneye” demeyi akıl etti. Zaten bu amaçla gelen büyükanne hemen onayladı bu düşünceyi. Zaten buraya Pınar’ı alıp torununa götürmek için gelmişti. Onun sesini duymanın Volkan’a iyi geleceğini biliyordu.

Pınar Volkan’ın yattığı odaya girince göz yaşlarına hakim olamadı yine. Baş ucunda bir sürü ses çıkaran makina vardı. Makinalardan çıkan kablo ve hortumlar vücudunun farklı bölgelerine kadar uzanıyordu. Doktorlar uyanıp uyanmayacağından emin değillerdi. Şimdilik yaşam desteği ile onu hayata bağlıyorlardı. Bir gün bilincinin geri gelip gelmeyeceğini kimse bilemezdi.

Ertesi gün dedesi ile birlikte geldiler hastaneye. Muharrem bey Volkan’ın başına gelenlere çok üzülmüştü. Pınar dedesinin yeniden kriz geçirmesinden korkuyordu ama bu durumu ondan saklayamayacağı için söylemek zorunda kalmıştı. Adamcağız o hasta haliyle en büyük desteği gördükleri bu güzel insanların yanında olmak istemiş, hastaneye gelmişti Pınar ile birlikte.

Sonraki günler her gün uğradı Pınar hastaneye, her gün gelip Volkan ile hiç konuşmadığı kadar çok konuştu. Ona geçmişte beraber yaptıklarını anlattı yeniden, kurdukları hayalleri hatırlattı. O hayattaki en yakın dostuydu. Böyle bir zamanda ona o kadar ihtiyacı vardı ki, bir an önce gözlerini açıp yanında olması için yalvarıyordu ona.

Aradan beş ay geçmiş olmasına karşılık ne Utku’dan bir haber çıkmış, ne de Volkan gözlerini açmıştı. Yapacak bir şey olmayınca Utku’nun ailesi evlerini kapatıp yeniden dönmüşlerdi Almanya’ya. Giderken Pınar’a her zaman onların gelini olacağını ve ne zaman isterse Almanya’ya onların yanına gelebileceğini söylediler göz yaşları içinde. Bunca ay haber alınamayınca artık hepsi Utku’nun öldüğüne inanmaya başlamıştı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s