Uğursuz – Bölüm 2

Aslında bir süredir söylemek istiyordu ama adamın “Benim torunum deli mi ki psikoloğa gitsin?” demesinden korktuğu için çekiniyordu. Öyle düşünüyordu pek çok insan. Aslında burada çalışmaya başlamadan önce kendisi de öyle düşünüyordu. Zaman içinde anlamıştı, bunların grip gibi, diğer hastalıklar gibi bir hastalık olabileceğini. Bal gibi de tedavi edilebiliyordu hepsi.

Muharrem bey bir süre sustu Nefise hanımın sözlerinin ardından. Aslında çocuğu bir doktora götürmek daha önce hiç aklına gelmemişti. Öyle ya bu çocuğa kendi çare olamadığına göre yardım alması en doğrusuydu belkide. Adamın sessizliğinden yanlış anladığını düşündü Nefise hanım da, aldığı ekmeğin parasını uzattı başka bir şey söylemeden.

Parayı dalgın dalgın aldı Muharrem bey “Sen bir sorsan Nefise  hanım, anlatsan kızın durumunu. Çare olurum derse götürelim ama Pınar duymasın şimdilik.”

“Elbette konuşurum Muharrem bey, Pınar bizim de kızımınız. Çocuğun şansı gülmedi diye inan çok üzülürüm ben. Konuşur konuşmaz sana haber vereceğim” diye sevinçle çıktı gitti dükkandan Nefise hanım.

Gülmemişti gerçekten çocuğun şansı. Önce babası, sonra anası, şimdi de Utku gitmişti. Bir dedesi kalmıştı hayatında. Lise çağına gelmiş genç bir kızdı o artık. Kimseyle konuşmuyor, hiç bir yere gitmiyor, hiç arkadaş edinmiyordu Normal değildi böylesi de.

Ertesi gün iş çıkışı geldi Nefise hanım yeniden, kapıda oturan Pınar’a gülümseyip girdi içeri. Biliyordu laf atsa bakacaktı kız ses etmeden.

“Muharrem bey konuştum.” dedi fısıltıyla, “Pazartesi günü getir bir bakalım dedi Figen hanım”

“Ücreti ne kadar Nefise hanım, altından kalkabileceğimiz bir şeydir inşallah. Bilmiyoruz böyle işleri.” dedi Muharrem bey de fısıltıyla.

“Sen merak etme, ben konuşurum Figen hanımla, şu çocuk bir gelsin hele. Sen dert etme ben pazartesi alır giderim onu. Okula geç gider biraz. Gelişimini takip edecekmiş doktor dersin sen ona başlangıçta. Figen hanım halleder gerisini.”

“Tamam, Allah razı olsun” dedi Muharrem bey gülümseyerek. Çok istiyordu torununun da diğer yaşıtları gibi  olmasını.

Pınar dedesinin hiç bir söylediğine itiraz etmediği gibi buna da etmedi. Ne için gideceğini anlamamıştı ama önemli de değildi zaten. Onun tek dayanağı dedesinin gözlerinden anlamıştı gitmesini ne kadar istediğini bu da ona yeterdi. Keşke Utku burada olsaydı, ona sorabilirdi belki bu tür doktorların nelere baktığını. O ne güzel anlatırdı ona tane tane hepsini, rahatlatırdı içini.

Muharrem bey pazartesi sabahı kızı Nefise hanıma teslim etti. Okula uzak bir yer olmadığı için, doktordan çıkış Nefise hanım Pınar’ı otobüse bindirip, okuluna gönderecekti.

Beraberce gittiler muayenehaneye, yol boyu Nefise hanım konu açmaya çalışsa da, Pınar sessizce gülümsemekle yetindi her zamanki gibi. Nefise hanımın da bir kızı vardı kendi yaşlarında. Bazen ikisini alışverişten dönerken görürdü. uzun uzun bakardı arkalarından. Ana kız ellerinde poşetler konuşa güle giderlerdi evlerine. Kendi annesini hayal meyal hatırlıyordu. O da bırakıp gitmeseydi belki onlarda Nefise hanım ile kızı gibi alışverişe giderlerdi beraber. Belki onları otobüste beraber görenler de ana kız sanıyordu şimdi.

Muayeneye vardıklarında Nefise hanım ona bekleyeceği yeri gösterip, işinin başına gitti. İçeriden adı okunduğunda girecekti karşıdaki kapıdan. Doktorun adı Figen hanımdı. Çantasının sapıyla oynayarak beklemeye başladı. O sırada kapıdan kendi yaşlarında bir erkek çocuğu ile yaşlı bir kadın girip, yanındaki koltuklara oturdular. Onlar girince başını önüne eğip oturmaya başladı Pınar. Bir süre sonra susadığını farketti. Nefise hanımla girerken bu katın girişinde bir içecek makinası olduğunu görmüştü. Çantasının dibindeki bozukluklardan bir kaçını alıp, makinaya doğru yürüdü. Makinadan suyunu alırken, az önce çocukla gelen yaşlı kadının sekretaryada oturan kızla bir şeyler konuştuğunu gördü. Koltuklarda yalnız kalan oğlan ise Pınar’ın çantasını almış karıştırıyordu o gelene kadar içinden bir şeyi alıp cebine koyduğunu da gördü ve adımlarını hiç hızlandırmadan yürüdü ona doğru. Kadın hala sekreter ile bir şey konuşuyordu. Oğlan onun geldiğini görünce kıravatının ucuyla oynamaya başlamıştı. Üzerindeki formadan onunda buradan çıkış okula gideceğini tahmin etmek zor değildi. Pınar çantasını alıp dibinden bir kaç bozukluk daha alıp, yeniden makinaya gitti ve bir su daha alıp geri geldi. Oğlanın karşısına dikilip ona uzattı.

Çocuk şaşırmıştı kızın bu tavrına, “Yabancılardan bir şey almak adetim değil, teşekkür ederim” diyerek yeniden başını eğdi.

Kolay kolay kimseyle konuşmayan Pınar, “Yabancıların çantalarından izinsiz bir şeyler alabiliyorsun ama?” dedi bu sefer.

“Ben senin çantandan bir şey almadan yalancı!” diye diklendi oğlan. Kızın onu gördüğünü farketmemişti.

Oğlanın sesini duyan büyükannesi yanlarına döndü hemen. Tam ne olduğunu soracağı sırada, doktorun kapısı açıldı ve “Volkan Turan” diye isim okununca, çocuk ters ters Pınar’a bakıp kalktı ve odadan içeri girdi.

Pınar bir şey söylemeden oturdu yerine. Yaşlı kadın onun yanına geldi bu sefer.

“Çantanda değerli bir şeyin var mıydı kızım?” diye sordu özür diler gibi.

“Hayır sadece bir kaç kalem, defter” dedi Pınar. Utku giderken kalemlerini ve silgilerini ona bırakmıştı. O da hepsini çantasında taşıyordu.

“Ne olur torunumun kusuruna bakma, o bir kleptoman. Ne olduğunu biliyor musun?”

Başını “Hayır” anlamında iki yana salladı Pınar.

“Yani bir çalma hastalığı var, kendini kontrol edemiyor. Sürekli bir şeyler çalıyor.”

Daha önce hiç böyle bir şey duymamıştı Pınar, çalanlara hırsız denildiğini biliyordu ama bunun bir de hastalık olabileceğini hiç düşünmemişti.

“Yani ihtiyacı olduğundan değil, anlıyor musun?” dedi kadın yeniden özür diler gibi, “Biz o yüzden geliyoruz buraya, iyileşsin diye”

“Anlıyorum” dedi Pınar kısaca. İlgisini çekmişti aslında oğlanın durumu ama soru sorup sohbeti uzatmak istemiyordu.

“Volkan’ın annesi ve babası gözlerinin önünde öldüler, o çok küçüktü” diye anlatmaya devam etti kadın. Torununun hastalığını ikna edici bulmadığını sanmıştı büyük ihtimalle Pınar’ın. Nedenlerini açıklamak istiyordu.

“Araba takla atmış, babası Volkan’ı kucaklayıp çıkarmış önce, annesi kendinden olmadığı için ona beklemesini söyleyip, arabaya koşmuş. Gözlerinin önünde olmuş her şey işte, patlamış araba.”

Kadın susup, çantasından mendilini çıkardı ve gözlerdinden akan yaşları sildi.

“Evladımı ve gelinimi o kazada kaybettim, o günden beri de ben bakıyorum Volkan’a. Atlatamadı yavrucak. İşte böyle sürekli bir şeyler çalıyor. Bir kaç kez de kendini öldürmek istediğini söyledi. Figen hanım kendini suçladığını söylüyor.”

Pınar dayanamayıp “Neden suçluyor ki bir kaza olmuş” diye sordu bu kez.

“Çünkü babası onu beklemesi için ikna etmeye çalışmış bir süre, o kadar korkmuş ki yavrucak gitmesin diye çok ağlamış. O da Volkan’ı susuturana kadar oyalanıp öyle koşmuş annesine. Eğer oyalamasaydım ikisi de yaşayabilirdi diye suçluyor.”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s