Uğursuz – Bölüm 3

Pınar cevap vermedi kadına ama kendini Volkan’ın yerine koydu bir süreliğine. Çocuğun neler hissettiğini anlayabiliyordu. Onu da annesi babası sevememişti. Bu yüzden uğursuz olduğunu düşünüyordu hep. Annesi ve babasının bile sevemediği bir çocuk başka ne olabilirdi ki? O yüzden bırakıp gitmişlerdi onu. Bir dedesi, bir de Utku sevebilmişti onu nasıl olduysa. Utku’da  gitmişti sonunda gerçi kendi isteği ile olmasa da. Onu kimsenin sevemediği ya da yanında kalamadığı bir uğursuzluk vardı üzerinde. Bu yüzden dedesi için korkuyordu bazen. Onun uğursuzluğu yüzünden ondan da ayrılmak zorunda kalmaktan korkuyordu.

Yaşlı kadında susumuştu şimdi. İkisi yan yana kendi yaşamlarına dalmışlardı. Biraz sonra kapı açıldı ve Volkan çıktı dışarıya. Yine ters ters baktı Pınar’a ama gülümsedi Pınar. Bu  tepkiye bir anlam veremeyen oğlan da bir an için affalayıp gülümsedi. Sonra  toparladı yüzünü.

Bir sonraki randevuda yine karşılaştılar bekleme salonunda. Bu kez Volkan’da yalnız gelmişti. Pınar’ı görünce gidip en uzaktaki koltuğa oturdu. Pınar’da yine geçen defaki gibi çantasını orada bırakıp su almaya gitti. Bu defa baştan iki tane aldı. Volkan onun gidişini gözleriyle takip etti. Pınar’ın da onu gözetlediğini farkedince kıpırdamadı yerinden bu kez.

Pınar çantasını bıraktığı yerden aldı ve elindeki su şişesini ona uzatarak hemen yanındaki koltuğa oturdu. Bu kez bir şey söylemeden aldı Volkan suyu.

“Pınar benim adım” dedi gülümseyerek.

“Volkan” dedi oğlan suyun kapağını açarken. Sonra Pınar’ın kendi suyunun kapağını açamadığını görünce alıp, açtı ve geri uzattı. Biraz sonra yine Volkan’ın adı söylendi içeriden.

Devam eden randevularda nasıl olduysa sürekli ikisinin randevusu peşpeşe gelmeye  başladı. Artık birbirleri ile selamlaşmaya başlamışlardı. Volkan arada bir büyükannesi ile gelse de çoğunlukla tek başına geliyordu. Bir gelişinde o  da elindeki çöreklerden birini uzattı Pınar’a. Gülümseyerek aldı Pınar. Hiç konuşmadan yediler yan yana.

İki ay sonraki randevuda Volkan içeri girince, büyükannesi Pınar’ın yanına oturdu gelip.

“Biliyor musun, Volkan randevularını seninkinin olduğu gün almak istiyor sürekli.”

Bunların bir tesadüf olduğunu sanan Pınar şaşırdı bu açıklamaya, gülümsedi yine sadece, bir şey söylemedi.

“Nasıl oldu bilmiyorum ama torunum seni gerçekten çok seviyor. Sana vermek için çörek aldırıyor bana gelirken. Üzümlü seviyormuşsun herhalde?”

Gülümseyerek başını salladı Pınar. Gerçekten son randevulara hep aynı çörekle geliyordu Volkan. Üzümlüsünü sevdiğini söylememişti Pınar ama demek anlamıştı o.

“Bak kızım Volkan burada doktora geliyor diye yalnış bir şeyler düşünmeni istemem. O çok tatlı ve iyi bir çocuktur.”

Pınar yine gülümsedi kadına, gülümserken yüzü kızarmıştı. Kadın bu gülümseyişi anlamıştı bu sefer. Sonuçta Pınar da geliyordu bu doktora.

“Ah haklısın çocuğum patavatsızlığıma ver!” dedi kadıncağız mahçup olmuştu, “Bak ne diyeceğim, görüşseniz Volkan ile arkadaş oldunuz zaten. Şimdi onun yanında söylemem kızar ama inan o da çok istiyor seninle görüşmeyi burası dışında.”

Volkan çıkıp yanlarına geldiği için susmak zorunda kaldı büyükannesi. Pınar’da cevap vermek zorunda kalmadığı için sevinmişti.

“Pınar seni bekleyelim, okula biz bırakalım bu gün. Olur mu büyükanne?” dedi Volkan Pınar’ın adı okunduğu sırada. Pınar cevap vermeden girdi Figen hanımın yanına. Randevusu sona erdiğinde Volkan ve büyükannesi bekliyorlardı onu.

“Ben gidebilirim” dedi utanarak, “siz zahmet etmeyin”

“Ben istiyorum sonra bende okula gideceğim zaten” dedi Volkan.

O gün ve sonraki randevu günlerinde Pınar’ı okula bırakmaya başladılar böylece. Bir gün okuldan çıkıp eve giderken, Volkan’ın bahçenin kapısında beklediğini gördü Pınar. Bu çocuğa anlayamadığı bir şekilde güven ve sevgi duymaya başlamıştı. Belki de kader ortakları olduğunu düşünüyordu  ama güveniyordu ona. Utku’dan sonra ilk kez bir arkadaşı olmuştu.

Volkan elleri cebinde yüzü kızardı Pınar’ı gördüğünde.

“Belki eve kadar yürürüz birlikte” diye düşündüm dedi yere bakarak. Gülümseyerek başını salladı Pınar. Volkan artık onun ne kadar az konuştuğunu öğrenmişti. Bu yüzden çoğunlukla kendisi anlatıyordu. Ona yine üzümlü bir çörek getirmişti.

Pınar okul çıkışı eve değil dedesinin yanına gittiği için, dedesi ile de tanıştırmıştı Volkan’ı. Nefise hanım çocuğu zaten muayenehaneden tanıdığı için Muharrem beye anlatmıştı ikisinin arkadaşlıklarını ve çocuğun çok iyi bir aileden geldiğini. Bu nedenle hiç tepki vermeden  güler yüzle karşıladı Muharrem bey Volkan’ı. Kasanın önündeki sakızlardan cebine atışını görse de sesini çıkarmadı hatta. Çocuk adamla göz göze gelip yakalandığını  anlayınca kıpkırmızı oldu ve o başka bir yere bakarken, bıraktı sakızları yerine. Muharrem bey önündeki kamera ekranında bu davranışı da görmüştü Volkan’ın haberi olmadan.

Hafta da iki gün Pınar’ın okul çıkışlarına gelmeye başladı böylece Volkan. Her seferinde beraber yürüyorlardı. Pınar’ın çözülen bağcıklarına basa basa yürüdüğünü görünce sonunda dayanamayıp sordu Volkan.

“Yere düşeceksin, neden bağlamıyorsun onları?”

“Çünkü yapamıyorum, sabahları dedem bağlıyor.”

“Ciddi msin?” diye güldü Volkan ona bakıp. Gerçekten çok değişik bir kızdı Pınar. Sessizdi, uysaldı. Aşırı derece de saftı ama pırlanta gibi bir kalbi vardı. İlk görüşte sessizliği kibirinden gibi anlaşılıyordu gerçekten ama vakit geçirdikçe öyle olmadığını anlıyordu insan. Yeryüzüne inmiş bir melek kadar iyi kalpliydi.

Pınar bağcıklar konusunda ciddi olduğunu anladı yüzündeki ifadeden.

“Dur o zaman” diye eğilip bağladı kızın bağcıklarını, “Bir ara sana öğreteyim” diyerek yürümeye devam etti sonra.

Pınar ve Volkan’ın dostlukları gün geçtiktçe ilerlemeye başlamıştı. Artık Pınar’da Utku ile konuştuğu gibi konuşup gülmeye başlamıştı Volkan ile beraber. Volkan’ın büyükannesi kızın torunu üzerindeki olumlu etkilerini farkedince, gelip Muharrem bey ile tanışmış, Pınar ve Volkan’ın arkadaşlıklarına ses çıkarmamasını rica etmişti. O uzaktan izliyordu ikisini her zaman. O yüzden aklının kalmasını istemiyordu kızın dedesinin. Muharrem bet Utku’dan sonra ilk kez Pınar’ın biriyle arkadaşlık etmesinden mutluydu, bu yüzden memnuniyetle karşıladı Volkan’ın büyükannesinin söylediklerini. Dostlukları ilerledikçe çocuklarının ikisinde de olumlu gelişmeler olduğunu Figen hanım da onaylamıştı. İkisininde mutluluk okunuyordu gözlerinden birbirlerinin adı geçtiğinde.

Büyükanne bir sonraki ziyaretinde işi bir adım daha ileriye götürerek, Pınar’ın Volkan ile aynı okula gitmesini tekif etti Muharrem beye. Volkan özel bir kolejde eğitim görüyordu. Muharrem bey o okulun masrafını karşılayacak kadar çok kazanmıyordu. Nihayet gece kondu mahallesinde küçük bir bakkalı vardı. Bir de oturdukları ev. Kolej parasını karşılayabilecek olsa zaten Pınar’ı gönderirdi kendisi de.

Yaşlı kadın torunundaki düzelmeden öylesine memnundu ki, “Pınar’a bahsetmeyin okul masraflarını ben karşılayacağım. O siz karşılıyorsunuz sansın. Bunu bir burs gibi düşünün lütfen. O başarılı bir öğrenci. Daha iyi bir okulda eğitim almayı hak ediyor. Bu geleceği için de çok faydalı olacak ayrıca” diyerek ikna etti Muharrem beyi.

Gerçekten de Pınar’ın dedesinden başka kimsesi yoktu. Ona bir şey olsa, çocuk eğitimini bile tamamlayamazdı. Volkan ve büyükannesi ona harika bir fırsat sunuyorlardı gerçekten.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s