Kuma – Bölüm 4

Hasan ile Zarife’nin hoca nikahları kıyıldı nihayet. Şehnaz hanım o kadar mutluydu ki, oğluna  yeni gelinine defalarca sarılıp  sarılıp  öptü.

“Bu günden tezi yok torunuma bir şeyler örmeye başlayayım” dedi sevinçle.

Sema bu defa Zarife’nin olmayışından cesaret alıp, gözlerini iyice dikmişti Hasan’a. Şehnaz hanımın içeri gitmesini bahane edip, yanaştı yanına.

“Helalin oldum ben senin artık” dedi süzülerek.

Hasan ters ters baktı kıza.

“Şehnaz anam bize senin eski odanı hazırladı. Geceleri uyurken seni düşünüyorum”

“Tövbe estağfurlah, kızım bir rahat dur” diye kızı eliyle iterken Şehnaz hanım girdi salona yeniden. Sema  utanmış gibi başını önüne eğdi hemen.

Anlamlı, anlamlı gülümsedi Şehnaz hanım.

“Ben bir Hasibe’ye ineyim de geleyim” diyerek geldiği gibi çıktı salondan. Az sonra sokak kapısının sesi duyuldu.

“Ben de işe döneyim” diye kapıya yöneldi Hasan hemen. Bu kızla evde durusa günaha girecekti anlamıştı.

“Beni bırakıp gidecek misin?” dedi Sema kanepeye uzanarak.

“Akıllı ol!” dedi Hasan ona dönüp ama gözü de kaydı kızın boylu boyunca serilmiş vücuduna. Yeniden tövbeler çekerek giydi ayakkabısını çıktı evden.

Hasan’ın çıktığını camdan gören Hasibe ile Şehnaz hanım, hemen yukarı çıktılar havadisleri almaya.

“Ne oldu kız? Niye gitti hemen oğlan?” dedi Şehnaz hanım mutfakta bulaşıkları yıkayan Sema’ya.

“İşe dönecekmiş, sonra gene gelecek.” dedi Sema.

“Gelecek tabi!” dedi Hasibe de gülerek.

“Kız hadi kahve yap Hasibe teyzenle bana.” diye seslendi Şehnaz hanım salona geçerken.

Aradan on beş gün geçmesine  rağmen Hasan henüz hiç uğramamıştı annesine. Şehnaz hanım oğlanın karısını üzmemek için böyle davrandığını biliyordu. Öğle arasında uğrasa nereden duyacaktı Zarife’nin ruhu sanki? Şu kız bir gebe kalsın ondan sonra ne istiyorsa onu yapardı yine.

Sonunda  Hasibe’nin öğrettiği akılla hasta numarası yapmaya karar verdi. Sabah uyanır uyanmaz sesini mümkün olduğunca kötü çıkartmaya çalışarak aradı Hasan’ı.

“Oğlum ölüyorum yetiş!”

“Anne ne oldu? Neyin var?” dedi Hasan heyecanla.

“Ay ne bileyim tansiyonum mu fırladı nedir? Sen de gelmiyorsun kaç gündür.”

“Anne Sema orada değil  mi, aşağıdaki eczaneye indirsin de ölçtürsün tansiyonunu. Ona göre geleyim ben de.”

“Şimdi böyle mi oldu yani, Sema ölçtürsünmüş? Nası inip çıkacağım ben o merdivenleri bu halde?”

“Tamam anne geliyorum ben!”

Hasan’ın gelmesi yarım saati bulmuştu. Hemen Sema’ya salondaki kanepeye yastık battaniye getirmesini isteyip uzandı Şehnaz hanım. Hasan sorarsa “Geceyi de kötü geçirdi” desin diye tembihledi Sema’yı.

Kapıyı Sema açtı, Hasan hiç onun yüzüne bakmadan içeri girdi. Sema kırıtarak gitti peşinden.

“Ay oğlum ben hiç iyi değilim” diye sızlandı Şehnaz hanım.

“Gece de kötüledi, çok korktum” diye ekledi hemen Sema.

“Sen bu gün burada dursan da bana bir şey olursa diye. Olmaz mı evladım?”

“Anne ben bütün gün burada nasıl durayım? İzin alıp çıktım zaten. Sema burada işte. İstiyorsan bir doktora götüreyim”

Bir yandan da annesinin bileğini tutmuş, nabzını saymaya çalışıyordu ama Şehnaz hanım sürekli konuştuğu için kafası karışıp başa  dönüyordu.

“Ay ben doktora filan gidemem! Hem onlar para alacağız diye bir sürü şey isterler şimdi.”

“Nabzın normal ama? E anacığım ben dursam ne yapacağım, doktor değilim ki?”

“Aman iyi, Sema sana yemek ısıtsın da, yiyip öyle git bari!”

Bu arada Sema’ya da kaş göz ettiği için, kız fırlayıp girmişti mutfağa.

Hasan annesinin sırf oraya gelsin diye numara yaptığını anlamıştı ama şimdi söylese kıyamet kopardı.

“Aç değilim anne! İşe dönmem lazım benim.”

Beklediği kıyametten kurtulamamıştı ne yazık ki Hasan. Şehnaz hanım yemek yemeden gidemezsin diye tutturunca, mecbur dönüp gitti mutfağa.

“Zarife ablam ne yapıyor?” dedi Sema, Hasan’ın tabağına çorbayı boşaltırken. Bir yandan da dirseğini onun omuzuna değdiriyor, arkasını dönünce de çarpmış gibi yapıp “Özür dilerim” diyordu.

Hasan kızın hareketlerini görmeze gelerek hızla içti çorbasını. Bir an önce çıkıp gitmek istiyordu şimdi. Boş yere izin alıp gelmişti buraya kadar.

Tam “Eline sağlık!” deyip masadan kalkacağı sırada, sokuldu iyice Sema yanına. Kızın saçlarının kokusu içine doldu Hasan’ın. Koyu renk alev gibi gözleri vardı sahiden.

“Bir daha ne zaman geleceksin kocacığım?” dedi cilveli bir sesle.

Bir an için kendini kızın havasına kaptıran Hasan, “Anneme iyi bak, bir şey olursa ararsın!” deyip geçti salona. Annesinin nabzını yine sayıp, çıkıp gitti işine.

Şehnaz hanım anlamıştı oğlunun numaralarını yutmadığını. Ne yapıp edip, bu kızın koynuna sokacaktı Hasan’ı. Eninde sonunda pes edecekti oğlan. Erkek değil miydi neticede.

“Kız söylediklerimi yaptın mı mutfakta?”

“Yaptım Şehnaz ana!”

“Ne demeye gitti bu oğlan o zaman?”

Sema omuz silkip geçti mutfağa yeniden. Onun keyfi yerindeydi. Hasan’da eninde sonunda gelecekti nasılsa. Artık nikah kıyıldığına göre, onu geri de gönderemezlerdi .

Hasibe “Bir gece mi arasanız acaba?” dedi planın işe yaramadığını anlayınca.

“Kız Hasibe şimdi üst üste yutar mı benim oğlan bunu? Salak değil herhalde!”

“Canım biraz geçsin hele. Hemen olmaz tabi.”

Hasan, Zarife’yi ikna edip on güne bir karısı ile bir çaya gelmeye başladı annesine. Yoksa gelmiyorsun diye bahane edip, iş yerinden çıkartmaya çalışacaktı Şehnaz hanım onu belli ki. Böyle karısı yanında sık sık giderlerse bahanesi kalmazdı. Zarife ses çıkarmadı bu duruma. O da üç güne bir gebelik testi yapıyordu Hasan’dan gizli. Hapı bırakalı bir buçuk ay olmasına karşılık henüz bir şey değişmemişti. Hasan yatakta ona ardını dönüp yatmasın diye de hoş tutuyordu kocasını. Bir an önce gebe kalıp dersini verecekti Şehnaz annenin de, o Sema denen kızın da. Gerçi kızın bir günahı yoktu. Onu alıp gelmişlerdi köyden ama eğer Zarife  gebe kalırsa, onun gelme amacı boşa çıkmış olacaktı. Kocasının o kıza el sürmeyeceğinden adı gibi emindi zaten.

Yemekten sonra bir iki bardak çay içiyorlar, hâl hatır soruyorlar hemen kalkıp gidiyorlardı. Artık evde Sema olduğu için Zarife’de hizmete kalkmıyordu. Bir tek kocasının bardağını gözetliyor, Sema’dan önce fırlayıp alıyordu eline.

Bir akşam Hasan’ın bardağı elinde mutfağa gidince, Sema’da gitti peşinden.

“Zarife abla, sana bir diyeceğim var!”

Gözünü çay doldurduğu bardaktan ayırmadan cevapladı Zarife, “Ne diyeceksin?”

“Ben biliyorum senin için zor oldu. Yani benim gelmem, işte bu torun konusu falan. Bilmeni isterim ki benim bir günahım yoktur. Ailem çok fakir Zarife abla benim. Onlara yardımcı olmak için başka çarem yoktu.” diyerek ağlamaya başladı Sema.

Kız ağlayınca yüreği dayanmadı Zarife’nin, döndü sarıldı. Ne olacak çocuktu işte bu kız daha. O ister miydi kuma olsun başkasının üzerine. Telli duvaklı gelin olmak isterdi elbette. Kim bilir ne hayalleri vardı yavrucağızın. Burada Şehnaz’ın evinde besleme gibi kalakalmıştı şimdi.

“Ne yapacaksın Sema’cığım, kader bizi böyle bir oyunun içine attı işte. Köyde bir sevdiğin falan var mıydı?”

“Yoktu Zarife abla. Ben  evlenmek hiç istemiyordum zaten. Dedim ya mecbur kaldım.”

“Sen içini ferah tut, Hasanım çok iyi insandır. Sana  elini bile sürmez. Hem bende yakında gebe kalacağım Allah izin verirse. O zaman kız oğlan kız dönersin köyüne belki. Sen de kurtulursun bu eziyetten biz de.”

“Sahi mi gebe mi kalacaksın Zarife abla?” dedi merakla Sema.

“İnşallah!” diyerek Hasan’ın çayını alıp döndü salona Zarife. Şimdi ona daha fazlasını diyemezdi ama kurtulacağını bilirse belki mutlu olur yavrucak diye düşünmüştü. Kim bilir belki sahiden köyde bir sevdiği vardı garibin, utancından diyemiyordu. Ah hep Şehnaz annenin başının altından çıkıyordu bunlar.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s