Kuma – Bölüm 3

Hasibe camdan görmüştü Zarife’nin geçtiğini, katta ayak seslerini duyunca açtı kapıyı hemen çöp boşaltıyormuş gibi.

“A Zarife, nasılsın güzel  kızım?”

“İyiyim Hasibe teyze sağol, sen nasılsın?”

“Aman yaşlı kadının iyiliğinden ne olacak işte. Kayınvalidendeydim bu sabah. Bir kahve içtik. Şu yeni kız Sema, tanışmış mıydın sen? Maşallah elinden zehir olsa içiliyor öyle bereketli, ballı eli.”

“Yok tanışmadım Hasine teyze” dedi Zarife içini çekerek.  Kadının laf aradığını anlamıştı.

“E iyi tanışırsın şimdi, selam söyle benden de” deyip kapattı kapıyı Hasibe hanım. Birazdan görecekti bu soğuk nevale kumasını.

“Hoşgeldin kızım” dedi Şehnaz hanım gelinini görünce ağzı kulaklarında. Bütün apartman pek memnundu bu gün anlaşılan.

“Merhaba ana, sana kek getirdim. Hasana döktüydüm sabah yesin diye.”

“Ay ne zahmet ettin kızım. Sema’da börek açtı dün geleceksiniz diye. Hasan sever biliyorsun.”

“Sever evet” diye yan gözle Şehnaz hanımın arkasından gülümseyen Sema’ya baktı. Kız hem  yüzüne kondurduğu gülümsemesini korumaya çalışıyor, hem de baştan aşağı süzüyordu Zarife’yi.

“Bak bu Sema.” dedi Şehnaz hanım sanki kızı unutmuş gibi, döndü arkasını eliyle gel işareti yaptı kıza.

Sema hemen koştu sarıldı eline Zarife’nin. Zarife çekti elini, bu yaşta ne el öpmesiydi bu böyle.

“Olur mu kızım saygıdan.” dedi Şehnaz hanım gevrek gevrek gülerek.

Köy yerinde ilk gelin daima saygı görürdü kumalarından. Evin hanımı o olurdu. Burası ne köydü, ne de bu kız Zarife’nin kumasıydı. Üstelik aralarında en çok yedi sekiz yaş vardı ikisinin. Zarife elini vermeyince, Sema çekildi sessiz bir kedi gibi geçti yine Şehnaz hanımın arkasına.

Onlar salona geçerken Şehnaz hanım kaş göz etti Sema’ya, “Kızım git bize okkalı bir kahve yap, gelinimle şöyle karşılıklı içelim.”

Sema başıyla anladım işareti yapıp kayboldu koridorda. Şehnaz hanım “Ben Zarife ile konuşurken sen gelme salona ben çağırana kadar.” diye tembihlemişti kızı gelini gelmeden.

“Ben kahve almayım Şehnaz ana, mideme dokunuyor.” dedi Zarife otururken.

“Hayırdır kızım, bir durum mu var yoksa?” dedi Şehnaz hanım imalı imalı. Her görüştüklerinde bir laf itelerdi mutlaka bebek konusuyla ilgili ama bu gün farklı olacağını biliyordu Zarife.

“Yokta, dokunuyo işte” deyip önüne baktı.

“Bak kızım” dedi Şehnaz hanım boğazını temizleyerek “Hasanıma varalı tam üç yıl oldu. Oğlanın koynuna girdiği geceden gebe kalır bizim oranın kızları. Sen de ne hâl olduysa bilmiyorum bir torun veremediniz bana.”

“O da olacak inşallah!”

“Olacakta ne zaman olacak? Dede mi diyecek bu çocuk size? O da olusa tabi.” derin bir iç geçirerek devam etti konuşmasına, “Köyde adettir biliyorsun, bir ailede gebelik olmuyorsa, kuma alınır”

Sessizce başını önüne eğdi Zarife.

“Sema’yı gördün. Onu köyden özel seçtim. Seni de üzmek istemem, severim bilirsin. Sema benim evimde kalacak. Sen kapını kapayıp mahremine yine kimseyi sokmazsın.”

Zarife’nin gözleri dolmaya başlasa da, sıktı kendini belli etmemek için. Onun sessizliğini onaylama olarak algılayan Şehnaz hanım devam etti konuşmasına.

“Hasan arada gelir kalır burada, artık o kadarına da ses etmezsin. Bak evine sokmuyorum kızı. Çocuk doğunca da burada büyür, sana yük olmaz. Biz Sema ile bakarız torunuma. Ne diyosun?”

“Hasan bilir Şehnaz ana.”

“Hasan’la da konuşacağım yeniden. Bunda itiraz edecek bir şey yok. Kız geldiğinden beri elim ayağım oldu benimde. Saygılı, terbiyeli, hamarat. Senden iyi olmasın tabi. Ben bu meseleyi halloldu gözüyle bakıyorum. Sema! Kızım ne oldu bizim kahveler?”

Zarife Hasan gelene kadar Sema’nın göz  hapsinde oturdu kayınvalidesiyle. Hasan geldikten sonra yemekler yendi. Şehnaz hanım Sema’yı öve öve bitiremedi bütün gece. Bütün yemekleri o yapmıştı, elini bile sürmemişti kendisi. O da çok rahattı böyle. Yaşlanıyordu, yarın bir gün hasta olsa nasıl yeteceklerdi ona. Sema vardı artık ikisinin de gözünün arkasında kalmasına gerek yoktu.

Hasan karısının yanında bir şey dememek için gözlerini devirerek dinledi annesini sadece cevap vermedi.

“Eline sağlık” dedi Sema’ya da bakmamaya çalışarak. Annesinin onu düşürdüğü bu tuhaf durumdan hiç hoşlanmamıştı. Sema ağzının içine bakmıştı bütün gece. Suyu, tuzu karısından istemişti, kız rahat dursun diye.

Nihayet kalkma vakti geldiğinde sarılıp, öpüştüler. Şehnaz hanım oğlunun sırtını sıvazladı gururla, “Artık daha sık gelirsin buraya da, şu hoca nikahını halledelim.”

“Anne!” diye hırladı Hasan dişlerinin arasından. Eğildi ayakkabısını giymeye ki, ayakkabının  içindeki kağıt ilişti gözüne. Belli etmeden alıp gömleğinin cebine koydu.

Eve döndüklerinde Zarife’nin ağzını bıçak açmıyordu. Hasan’da bir duş almak için banyoya girdi. Kapıyı kilitleyince çıkardı kağıdı. Kargacık burgacık bir yazı ile yazılmış bir nottu bu.

“Beni beğendiğini gözlerinden okuyabiliyorum. Benim de ilk görüşte gönlüm aktı sana. Kaderimde senin gibi yiğit, yakışıklı bir adamın olacağını hep rüyalarımda görürdüm. Bu gün seni görünce rüyalarımdaki o güçlü erkeğin sen olduğunu anladım. Senin çocuklarını doğurmaktan çok mutlu olacağım. Yakında görüşeceğimizi biliyorum.

Sema”

Yüzü kıpkırmızı oldu Hasan’ın kağıdı hemen buruşturup klozete attı ve çekti sifonu. Bu kız anasından da beterdi demek. Köyden dün gelmişti ama cesareti ve özgüveni yerindeydi.

“Tövbe estağfurlah!” diyerek girdi duşa.

Çıktığında Zarife yatağa girmiş gözlerini de kapamıştı. Uyumadığını biliyordu ama ses etmedi yine de. O da pijamasını giyip kıvrıldı yanına. Bütün bu olanlarla nasıl başa çıkacağını kara kara düşünmeye başladı.

İki gün sonra aradı Şehnaz hanım oğlunu iş yerinden. Hocayı ayarlamıştı. Kızı alıp gelin diye getirmişlerdi artık bir nikah kıymak lazımdı. Bohça, mohça ne lazımsa köye yollamıştı zaten o. Nikahı da kıydıktan  sonra geriye bir şey kalmıyordu. Ailesinin yüzüne bakamazlardı bu nikah olmazsa. Hem Gülnaz teyzesi aracı olmuştu. Köy yerinde  rezil mi olsundu kadın Hasan’ın inadı yüzünden. Hayatta olmazdı. Nikah hele bir kıyılsın. Hasan gene düşünebilirdi istediği kadar.

Şehnaz hanım nefes almadan öyle net sıralamıştı ki her şeyi, “Tamam anne, tamam!” dedi Hasan.

Aslında doğru söylüyordu Şehnaz hanım. Nikahı yaparlardı. Annesi ile kızın  ailesi rahat ederdi. Sonrası Hasan’a kalmıştı zaten. Kıza elini sürmedikten sonra kumalık mı olurdu? Annesi ile yaşarlardı işte. Şehnaz hanıma can yoldaşı olurdu. Zarife’ye de durumu böyle açıklayacaktı. Aksi takdirde annesinin dilinden kurtulmanın imkanı yoktu zaten.

O akşam tüm düşüncelerini anlattı karısına.

“Sen nasıl  istersen Hasan, ben ne diyeyim” dedi Zarife.

“Öyle deme Zarifem. Sen benim ilk göz ağrımsın, can parçamsın. Bak günlerdir yüzün hiç gülmedi. Anamın ettiğini ben çekiyorum. Gel böyle halledelim, rıza ver sende. Sonra yine eskisi gibi devam edelim hayatımıza. Ben seni seviyorum, çocuğumuz olmasa da olur. Sen bakma anama, bildiğin eski kafa işte o. Köyden getiremedi aklını buraya.”

“Tamam” dedi Zarife kocasına bu  sefer gülümseyerek. Zaten bundan iyi de çözüm yoktu ellerinde. Kızın  ailesi Sema’ya elini sürmüyormuş diye bir şey diyemezlerdi zaten, demezlerdi. Ayıptı böyle şeyler. Zaten hapıda bırakmıştı Zarife on beş gün olmuştu. Allah kısmet ederse gebe de kalırdı yakında. Hasan’ı da böyle söylüyorsa dert edecek bir şey kalmamıştı çok şükür.

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s