Kuma – Bölüm 2

“Ana senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu?” dedi Hasan hayretle.

Annesinin ona haber bile vermeden köyle bir kuma için haber yollamış olmasını aklı almıyordu.

“Oğlum, kızın ailesine söyledim. O kız buraya gelecek!”

“Gelsin senin can yoldaşın olsun o zaman. Ben karımın üzerine gül koklamam!”

“Koklamayıp ne yapacaksın. Bak soyun kuruyacak”

“Anne Allahşkına Muzaffer’in iki oğlu var, niye  soyum kurusun?”

“Senin olmasın mı? Ne olacak sen yaşlanınca söylesene? Kim bakacak sana, o çok koruduğun karına. Bu kız gencecik, hem sana aslan gibi evlatlar doğrurur, hem bana bakar, hem size. Zarife’de rahat eder fena mı?”

“Ana!” diye kükredi Hasan, “Biz kendimize bakıcı aramıyoruz. Bakarız kendimize sen dert etme!”

Böyle ikna edemeyeceğini anlayan Şehnaz hanım bu sefer ağlamaya başladı. Ne yapıp edip Hasan’ı ikna etmesi gerekiyordu.

“Ah! Analık ne zor bilemezsin. Bir evladın olaydı anlardın beni.”

“Ana yapma şimdi böyle!” diyerek gidip sarıldı annesine Hasan. Dediğini yaptıramayınca hep aynı yola başvururdu Şehnaz hanım biliyordu ama yine de anasıydı işte. Onun göz yaşlarını görünce içi dayanmıyordu.

“Getir kalsın sende! Kesinlikle bana  düşünme!” dedi en son evden çıkarken.

En azından getir demişti şimdilik. Nasılsa kızı görünce fikri değişirdi. Hemen Gülnaz’ı aradı yeniden.

“Ne oldu abla ikna ettin mi Hasan’ı?”

“Ettim, kızı yollasınlar söyle. Ben takıları, bohçayı yollarım oraya. Başkaca bir istekleri var mıymış onu da sor. Gönüllerini hoş olsun.”

“Tamam abla konuşurum ben sabaha.” dedi Gülnaz. Hasan’ın ikna olmasını aklı almamıştı ama ablası Sema gelsin dediğine göre olmuştu demek. El kızının gönlüyle oynayacak hali yoktu.

Sema iki gün sonra gelmişti yine. Bu kez kapıdan girer girmez Şehnaz hanımın elini öpmüş, “Hoş bulduk ana!” demişti ardından. Şehnaz hanım pek memnun olmuştu kızın bu tavrına. Biraz hoş beş edip, köyü sorduktan sonra kızı karşısına oturup hazırladığı konuşmasını yaptı Şehnaz hanım.

Semayı buraya getirtmişti ama Hasan tam ikna olmuş değildi. Bu yüzden onun yardımı gerekiyordu. Üç yıllık evliydiler tabi, şehir yerinde öyle kumalık falan olmuyordu ama onlar geleneklerine bağlı bir aileydiler. Arada bir Hasan’ı davet edecekti, Sema’da allem edip, kallem edip, aklına girecekti oğlanın.

“Tamam ana, sen merak etme ana!” dedi Sema gülümseyerek.

Kızın bu kadar hevesli ve cevval olması hoşuna gitmişti Şehnaz hanımın.

“Ben yapamam öyle şey” dememişti. İyi anlaşacaklardı bu kızla hiç şüphesi yoktu. İyi ki Hasibe’yi dinleyip getirtmişti onu köyden. Hasan’ın eski odasını verdi kıza. Oğlu gelipte kalınca yabancılık çekmezdi böylece.

Ertesi gün kızı alıp çarşıya götürdü. Şehirde giymesi için bir kaç elbise aldı ona, bir de parfüm ve iç çamaşırları. Sonuçta gelin oluyordu bu kız, elbet bir bohça yapılacaktı ama bohça önce köye gidecekti adet böyleydi. Sonra isterse kıza yollarlardı onları. Sema seçtikçe aldı Şehnaz hanım. Bir kısmını bohçaya, bir kısmını Hasan’ına.

Sema hayatının en güzel günlerini yaşamıştı bu alışverişte. Hep televizyonlarda gördüğü o büyük alışveriş merkezlerinden birine gitmişlerdi. Şehnaz hanım onu dükkandan dükkana sokmuş ne istediyse almıştı. Elleri kolları dolu döndüler eve. Kıyafet, çamaşırla beraber bir iki de ruj ile kalem almışlardı.

“Hasibe yarın gelsin öğretsin sana boyanmayı” dedi Şehnaz hanım kendini koltuğa atarken, “Haydi bir yorgunluk kahvesi yapta içelim. Sonra da git yerleştir onları odana. Bohça diye aldıklarımızı koyma aman, onları ananlara yollayacağız. Ayrı dursun.”

“Tamam ana!” diyerek sevinçle mutfağa gitti Sema.

Hasan’ın resimlerini görmüştü televizyonun üzerinde, “Biraz da Şehnaz anadan bilgi aldım mı, ikna oluyor mu, olmuyor mu göreceğiz” dedi kendi kendine.

“Bana bak kız!” dedi Şehnaz hanım kahveleri içerken, “Eğer oğlumu ikna edemezsen hepsini geri alırım bu aldıklarımızın, seni de yallah babanın evine ona göre!”

“Yok ana, sen bana bırak.”

“E hadi bakalım göreceğiz” dedi Şehnaz hanım gülerek, “Şimdi çok yoruldum bir ara sana Hasan’ın ne sever, ne sevmez anlatırım”

Hasan karısına bahsedememişti anasının niyetinden ama kızı da getir demişti bir kere, Şehnaz hanım kızı getirdikten sonra illa ki yumurtlayacaktı Zarife’nin yanında bu konuyu. O yüzden bir an önce konuşması lazımdı ama “Anam senin üzerine kuma alacakmış bana” da denmezdi ki öyle birden bire.

Hasan’ın annesine gittiğinden beri düşünceli halinin farkındaydı Zarife ama soramıyordu o söylemeden. Denilecek bir şey olsa, elbet derdi kocası ama belki yapabileceği bir şeyler olurdu onunda. Anlatmasa ne bilecek, nasıl yardım edecekti.

Sonunda dayanamadı, o gece uyumadan önce yanaştı kocasına, “Hasanım bir derdin mi var senin kaç gündür yüzün yerden kalkmıyor. Ben mi bir kusur ettim yoksa?”

Hasan karısından saklayamayacağını biliyordu sıkıntısını, hazır o sormuşken şimdi konuyu açmak en iyisiydi belkide. “Yok bir şey” deyip arkasını dönse, hem kız alınacaktı üzerine hem de anası yumurtlayacaktı ondan önce.

Yatağın içinde doğruldu Hasan, karısının yüzünü avuçlarının içine aldı, “Sana nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum Zarifim” dedi gözlerine bakarak.

Zarife’nin içini bir korku kapladı birden bire, ne söyleyecek olabilirdiki Hasan bu kadar zor.

“Söyle Hasanım biz karı koca değil miyiz? Derdimiz ortak bizim”

“Anam” dedi Hasan derin bir iç geçirdi.

“Hasta mı yoksa?” diye atıldı Zarife.

“Değil ama beni hasta edecek yakında”

“Allah korusun o nasıl söz?”

“Anam bir torun ister durur biliyorsun. Sonunda bir kuma getirmeye karar vermiş köyden.”

Zarife panikle ellerini ağzına götürdü. Tam da doğum kontrol hapını bıraktığı ay olacak şey miydi bu? Az daha sabretse Şehnaz hanım torun görecekti zaten.

“Dur telaş etme hemen, kabul etmedim elbette ama anam kızın ailesine haber vermiş. Mecbur gelecek kız buraya.”

“Ne olacak ya gelince?”

“Bilmiyorum, benim de aklımda bu soru günlerdir. Ne olacak ya gelince?”

Kendini yastığa bırakıp tavanı seyretmeye başladı Hasan. Kızın ailesine ne diyeceklerdi?

Zarife’de uzandı sessizce. Zoruna gitmişti. İki damla yaş süzüldü yanaklarından.

“Dur be Zarifim! Bulacağız bir çare, anamı bilmez misin? Yapmış işte!”

“Anan haklı Hasan’ım baksana üç yıldır gebe kalmıyorum” dedi Zarife kocasının ne düşündüğünü öğrenmek istiyordu.

“Kalırsın elbet, bir acelemiz yok ki. Bak fena mı oldu hem. Kendimizi toparladık.”

“Evet ben de onun için” diyecek oldu, zor tuttu kendini Zarife. Şimdi senden habersiz doğum kontrol hapı içtim diye nasıl desindi kocasına. Köyün adetlerini de bilirdi. O kız geldi mi dönmezdi daha. Döndürülmezdi zaten.

Sabaha kadar birbirlerine uyur pozu yaparak döndüler yatağın içinde ikisi de.

Ettesi gün Hasan gidince çaldı evin telefonu. Arayan Şehnaz hanımdı.

“Şehnaz kızım, köyden bir misafirim geldi. Yemek koyduk beraber, Hasanımın en sevdikleri. Sen çık gel, akşam da kocan gelsin kızım. Ana kız bir oturuz hem, epeydir kısmet olmadı.”

Zarife anlamıştı misafirin kim olduğunu, Şehnaz hanımın onu neden çağırdığını da anlamıştı. Hasan’ı ikna edemeyince onunla konuşacaktı. Hem de kumasının yanında.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s