Kuma – Bölüm 1

Şehnaz hanım komşularına dert yanıyordu. Büyük gelini üç yıllık evli olmalarına rağmen hâlâ bir çocuk verememişti oğluna. Küçük oğlundan iki torunu vardı elbet ama Hasan’ın da evladını koklamak istiyordu tabi ana olarak. Hasan’da isterdi, istemez miydi bir evladı olsun.

“Şehnaz teyze işine  karışmak gibi olmasın ama bir kuma mı alsan acaba?” dedi alt komşusu Hasibe yan gözle kadının tepkisini ölçmeye çalışarak.

“Düşünmedim mi sanıyorsun Hasibe? Hasan’ın tepkisinden korkuyorum. Yoksa köy yerinde olsaydık, sorar mıydım acaba ben ona. ”

“Yine sorma Şehnaz teyze, getir sen ne diyecek sanki.”

“Ne bileyim kızım. Allah nasip ettiyse ağzı dili bağlanır gerçi sen de haklısın. Dur bakalım.” diyerek düşüncelere daldı Şehnaz hanım.

Evlendiği günden çocuk sahibi olmak istemiyordu Zarife. Hasan’a dese “Olsun,” derdi mutlaka, “kendimize baktığımız gibi ona da bakarız.”

Çocukluk arkadaşı Sevtap söylemişti. O evlendikten sonra kocasına sormadan doğum kontrol hapı içmişti iki yıl. Evlenir evlenmez çocuk olunca karı koca tanıyamıyordu birbirini. Hem zaten Hasan’ında maddi durumu çok parlak değildi evlendiklerinde. Zaten günde on iki saat çalışıyordu. Arada bir de anası yardım ediyordu. Bir de çocuk olsa şimdi, biter miydi onun ihtiyacı Daha ne kadar çalışacaktı bu adam. Biraz para biriktiriler, evliliklerini yola koyarlar diye düşünüp uymuştu Sevtap’ın aklına. Kayınvalidesinin her karşılaştıklarında gözünün içine baktığını biliyordu ama devam ediyordu içmeye. Daha yaşları gençti, üç yıl olmuştu evleneli. Biraz daha geçsin de diyordu, biraz daha geçsin bırakırım hapları nur topu gibi bir evlat veririm Hasan’ıma.

Şehnaz hanımın planlarını bilmiyordu elbette Zarife, bilse devam etmezdi o haplara. Şehnaz hanım Hasibe’nin de gazıyla köydeki kardeşini aramıştı aynı akşam. “Hasan’a bir kız bakıver” demişti çoktan. Vardı Gülnaz hanımın aklında biri ama “Hasan’a sordun mu abla?” dedi önce temkinli davranarak.

“Ne soracakmışım? Üç yıl geçti Gülnaz. Bak küçük gelin ikinciyi büyütüyor. Bir kuma fena mı olur hem. Ben alırım yanıma, koymam oraya gitsin. Hasan buraya gelir hem. Ev ev üstüne de olmaz. Bana da yoldaş olur.”

“Sen bilirsin abla var aklımda biri ama sormak lazım tabi. Benden haber bekle” dedi kapattı Gülnaz hanım.

Sema on sekizine yeni girmişti. Ailesinin durumu iyi olmadığı için büyük şehire yollamak istiyorlardı kızı. Orada bir akrabaları vardı. Onun yanında kalır, bir işe de koyarlardı belki. Biraz para biriktirirdi. Yokluktan kıza çeyiz koyacak halleri bile olmamıştı. Sekiz çocuğun en küçüğüydü Sema. Ona gelene kadar tükenmişti ne var, ne yoksa. Köy yerinde on sekizine gelen kız çok durmazdı ama el içine çıkacak çeyiz olmayınca çareyi şehire yollamakta bulmuşlardı.

Gülnaz hanım tam bu arayışın üzerine sundu teklifini. Şehirde yaşayan ablası Şehnaz’ın gelini kısırdı. Torun istiyordu kadın haliyle. Kumalık gelenekti, illa köye yerinde olacak değildi. Öyle çeyiz meyiz de aramıyorlardı. Hatta Şehnaz ablası gelinine ne  gerekiyorsa takacaktı. Şehirde el evinde çalışacağına, Gülnaz’ın ablasına gelin olacaktı. .Bundan iyi kapıyı başka da bulamazdı zaten.

Sema kapı aralığından dinlemişti konuşulanları. Eksik gelini tamamlamaya gidecekti demek şehire. En büyük hayaliydi bu köyün sınırlarından  çıkmak. Gülnaz hanımı da severdi. Ablası da onun gibiyse bu Sema için bulunmaz fırsat olurdu hakikaten. Hem de gelin gidecekti şehire.

“Önce bana gelsin Sema kalsın bir kaç gün, ben de  tanıyayım” demişti Şehnaz hanım kardeşine, “Hasan’a sonra söyleriz.”

“Abla Zarife’ye sor istersen önce” dedi yine de Gülnaz. Zarife çok iyi kızdı bilirdi çocukluğundan beri. Kızın da kalbi kırılsın istemiyordu. Onun da gönlü olsundu ki, mutlu olabilsinler.

“Sen karışma!” dedi Şehnaz kardeşine öfkeyle, “Gönder kızı gelsin ben bir tanışayım”

Bir hafta sonra Sema şehir için en uygun bulduğu kıyafetlerinden bir bohça hazırlamış Şehnaz hanımın evine gelmişti. Şehnaz hanım daha ilk görüşte beğenmişti kızı. genç irisi, esmer bir kızdı Sema. Siyah dalgalı saçları yemenisini çıkarınca beline kadar uzanıyordu. Tarlada çalışmaktan yanan yüzünde iki siyah kömür gibiydi gözleri. Hasan’ın bu kızı beğenmeme şansı yoktu.

Pekte çalışkandı daha  geldiğinin üçüncü günü, ısraretmiş evin bütün camlarını silmiş, perdelerini yıkayıp asmıştı bile. Mutfağı da çabucak çözmüşe benziyordu. Hem güzeldi, hem zehir gibiydi. Bir haftanın sonunda Şehnaz hanım Sema’yı köye geri gönderip, kardeşini aradı.

“Tam aradığım gelin. Şimdiki aklım olsaydı ne Hasan’ı, ne Muzaffer’i şehirden aldığım kızlarla evlendirmezdim. Ailesine söyle  benden haber beklesinler. Oldu bu iş.”

“Abla, konuştun mu Hasan ve Zarife ile bak sonra çocukların arası bozulmasın!” dedi Gülnaz ablasının huyunu bildiği için. O bir şeye “Tamam” dedi mi illa olsun isterdi. Belli ki Sema’yı da çok beğenmişti.

“Gülnaz kardeşim, karışma benim işime, sen ne diyorsam onun yap ablacığım!” diyerek kapattı telefonu Şehnaz hanım.

Sema’nın sabah yolcu olduğunu bilen Hasibe damlamıştı hemen kapıya.

“Şehnaz abla, vallahi kız muhteşem. Sen ne diyorsun?”

“Sorma Hasibe, ben de bu kadar iyisini beklemiyordum doğrusu. Gel bir kahve yapayım da konuşalım etraflıca.”

“Tabi Şehnaz abla, gözü açılmamış kütür kütür kız. Ne istersen o kalıba sokarsın. Hem seninle de kalacak nasılsa.”

“Ya! Maşallah, evi kalaylı tasa çevirdi bir haftanın içinde.”

“Hasan ile ne zaman konuşacaksın?” diye merakla sordu Hasibe.

“Çağırdım bu gün iş çıkışı gelecek, Zarife’ye söyleme dedim. Onun bilmesi lazım değil!”

“Değil tabi canım, eksikliğinden utansın o. Haydi geliyor torun o zaman desene.”

“Ay dur kız Hasibe. Hasan bir “He” desin önce.”

“Der abla! Anası değil misin? Ne diyecek? Ben istiyorum de kes at!”

“Doğru diyosun!”

Hasan annesinin “Acil mutlaka gelmen lazım!” demesinden bir şey anlamamıştı. Önce sağlıkla ilgili bir mesele sansa da “Değil, değil, gel konuşalım” deyip kapattı annesi.

Zarife’yi arayıp annesine uğrayacağını haber verdi. Şehnaz hanım söyleme demişti ama o karısından habersiz hiç bir şey yapmazdı. Kaçta çıktığını biliyordu kızcağız hem, geç kalırsa merak ederdi.

“Tamam” dedi Zarife, “Demek ki önemli bir meselesi var ananın.”

“Varmış. Gideyim de söylesin, merak etme ben anamda yer gelirim yemeğimi.” dedi Hasan sevgiyle.

Hasibe gider gitmez Şehnaz hanım oğlunun en sevdiği yemekleri hazırladı. Sema’ya gitmeden bir gün önceden de onun en sevdiği tatlıyı yaptırmıştı. Bayılacaktı Hasan bu tatlıya biliyordu. İşte o zaman deyiverecekti kızı. Konuşmanın en tatlı yerinde.

Hasan işten çıkınca oyalanmadan geldi annesinin evine. Yemeklerin kokusu apartmanı sarmıştı. Güldü kendi kendine.

“Şehnaz hanımın gene bir karın ağrısı var anlaşılan” dedi merdivenleri çıkarken.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s