Yürek yemini – Bölüm 6

Nikah işini fazla uzatmamalarını tembihlemişti Sibel hanım. Bu arada Kenan’ın ihaleyi aldığını ve şirketin çok iyi bir duruma geldiğini söylemişti Gaye’ye oğlu yokken. Elbette ihaleyi kazanmalarında Sibel hanımında katkısı olmuştu. Kenan, Gaye ve ona teşekkür borçluydu bu günü için.

Gaye’nin bütün renkleri ve neşesi solmaya devam ediyordu günler geçtikte. Kenan’la ilgili arada bir haberler alsa da neler yaptığına, ne yaşadığına dair gerçek bir fikri yoktu. Onu çok özlüyordu ama yaptığının doğru olduğuna inanıyordu yine de.

Çok uzatılması istenmeyen nikah tarihi gelip çattığında Gaye sade gelinliğinin içinde her an ağlamaya hazırdı. Bu günden sonra hayatı geri dönülmez bir yola doğru gidiyordu. Nedim sanki Gaye’nin ne hisettiğini hiç anlayamıyormuşçasına mutlu görünüyordu. Nasıl olupta evlenmek üzere olduğu kadına karşı bu kadar kör olabilirdi. Evlilik ile ilgili aklında neler vardı gerçekten bilmiyordu bu adamın. Ona göre evlilik sadece Gaye’ye sahip olmaktı herhalde. Hepsi buydu.

Nikah salonuna girdiklerinde salon çok kalabalıktı. Gaye tam da bu noktada her şeyi bırakıp kaçmayı çok isterdi ama yapmadı. Nikah için hazırlanan masaya doğru yürüdü Nedim ile birlikte ve oturdular.  Herkes büyük bir mutluluk ile onları izliyordu. Hayatlarının en mutlu günü olması gereken bir gün yaşıyorlardı ama yanındaki adam neredeyse bir yabancı, yaşadığı her şeyde kabustan öte bir şeye benzemiyordu onun için.

Nikah memuru masaya doğru yaklaşırken salondan yükselen uğultu, gelinin aniden oturduğu sandalyeden yere düşmesiyle olmuştu. Gaye göğsünde hisettiği ani sancıyla bir anda yıkılıvermişti. Büyük bir panikle onu kucaklayıp gelin odasına götürdüler. Bir ambulans çağrıldı.

Kenan ofiste Gaye’nin ona söylediği sözlerden beri kendini sadece işlerine vermişti. Gaye o gece çıkıp gittikten sonra büyükannesinin sözleri çıkmamıştı aklından.

“Bak oğlum biz büyükbabanla ömrümüzce bir mutluluk yaşadık. Bu pirinçleri sadece gerçekten sevdiğin kadına göster. Bizim yaptığımız gibi birbirinize söz vererek yutun. Göreceksin her ne olursa olsun, bu pirinçler ikinizi de size zarar vermek isteyen herkesten koruyacak.”

On tane pirincin bunun nasıl yapacağına dair bir şüphesi yoktu Kenan’ın. Büyükannesine inanıyordu. Gaye o akşam gelip onu terkedene kadar. Onların sihirli olduklarına inanmıştı. Büyükannesi asla yalan söylememişti Kenan’a. Aradan geçen bunca zamana rağmen ne Gaye geri gelmiş, ne de pirinçler bir işe yaramıştı. Onun Nedim ile evleneceğini duyduğunda yüreğine bir hançer saplandığını hissetmişti önce. Yine de içinden bir ses ona sürekli beklemesini ve zamana bırakmasını söylüyordu.

Nikahın bu gün gerçekleşeceğini biliyordu, haber çabuk yayılıyordu bu sektörde. Bu yüzden kendini sürekli dışarılarda oyalıyor ne eve, ne de şirkete dönemiyordu bir türlü. Gereksiz bir sürü yere uğruyor. Uğradığı hiç bir yerde uzun süre oyalanmadığı için çıkıyordu hemen . Sonunda sadece araba sürmeye karar verdi. Gidebildiğince sürecekti. Bu gün şehrin bir başka yerinde sevdiği kadının başkası ile evleniyor olmasını düşünmek istemiyordu.

“Pirinçler” diyordu sürekli içinden, “O kadar inandığım pirinçler neden işe yaramadı.”

Pirinçlerden çok sevdiği kadına inanamıyordu. Kenan’ın yüreği yanılmazdı. Gaye’nin onu sevdiğini biliyordu. O halde neydi tüm bunların nedeni? Neyi doğru yapmamışlardı bir türlü bulamıyordu.

“Büyükanne bir cevap istiyorum!” diyerek vurdu direksiyona ve o anda karşıdan gelen arabayı son anda farkettiği için hızla kırdı direksiyonu. Son hatırladığı şey yolun kenarında duran arabalardan inenlerin onu takla atan arabasından çıkarma uğraşlarıydı.

İki ambulans durdu hastanenin kapısında aynı anda, acil servistekiler hemen dışarı koşmuşlardı. Kapıdan çıkar çıkmaz iki sedye iki ambulansın kapısının önüne yanaştırıldı. Birinden üzerinde gelinliği ile bir genç kadın, diğerinden ise takım elbisesi ve beyaz gömleği kana bulanmış genç bir adam indirildi. İki sedye aynı anda acil servise doğru itilmeye başladığında bir ses duydu Gaye.

Gözleri hâlâ kapalıydı. Üşüdüğünü hissediyordu ama çevresinde hiç bir şey göremiyordu. Çığlık atmak istiyor atamıyordu. Göğsündeki ağırlık giderek tatlı bir uyuşukluğa dönmeye başlamıştı. Karanlığın aralanmaya başladığı sırada duydu o sesi.

“Pirinçlerin işe yarayacağını biliyordum.”

Bu tanıdığı sesin nereden geldiğini görebilmek için aydınlanmaya başlayan karanlık boşluğa daha dikkatli bakmaya başladı. O sırada etine giren damar yolu açma iğnesini hissetmedi bile. Çoktan acil odasına getirilmiş ve kontrollere başlanmıştı.

“Beni duyduğunu biliyorum” dedi aynı ses yeniden.

“Neredesin?” dedi Gaye heyecanla, “Neredesin seni göremiyorum!”

Kenan kendi karanlığının içinden onu varlığı hissedebiliyordu ambulans hastanenin önünde durduğundan beri. Açık yaralarından sızan kanı temizlemeye uğraşan hemşirelerin farketmediği bir boyutta hissediyordu o kendini şimdi.

Gaye’nin sevdiği kadının kalp atışlarının, o atışların yaydığı enerjinin farkına varmıştı.

“Pirinçlerin işe yarayacağını biliyordum” diye seslendi kendi karanlığına. Sonra duydu Gaye’nin sesini “Neredesin?”

Tül perdelerin ardından gördüler birbirlerini yarı karanlıkta. Bu gördükleri bir tül perde mi, yoksa hayal mi emin olamıyorlardı ikisi de.

O gün yuttukları pirinçler ikisininde avuçlarındaydı şimdi. İkisinin de bağlı olduğu cihazlardaki nabız yükselmesini kontrol altına almaya çalışıyordu doktorlar. Perdenin iki tarafında bilinçleri açık olmayan bu iki genç insanın aralarındaki bağı bilmiyordu hiç biri.

“Pirinçler” dedi Gaye avucuna bakarak şaşkınlıkla.

“Sana onların işe yarayacağını söylemiştim. Onlar bizi birbirimize bağlıyor.”

“Peki şimdi ne yapacağız?”

“Ettiğimiz yemini tutacağız”

“Nasıl? Nerede olduğumuzu bile bilmiyorum. Seni yeniden kaybetmeyi göze alamam. Lütfen Kenan lütfen bırakma beni.”

“Seni asla bırakmayacağım. Bunun için söz verdim.”

“Başımıza gelenlerden nasıl kurtulacağız peki?”

“Birlikte olarak, el ele vererek.”

Hiç kıpırdamadıkları halde aralarındaki mesafenin azaldığını farketti Gaye hayretle. İkisi de tül perdenin hemen önündeydiler şimdi. Onun yüzünü ışıltılı küçük kaherengi gözlerini seçebiliyordu.

Kenan elini uzattı ona, Gaye’de uzattı hemen. Perde yok olmuştu şimdi. İkisinin elleri birleştiğinde. Nabız cihazlarından gelen ses iyice yükselmişti.

“Benimle gel!” dedi Kenan.

“Nereye?”

“İstersen benim cennetime, istersen o herkesin bildiği cennete farketmez.”

“Senin olduğun her yer benim cennetim”

“O halde hikayemize devam edelim. Haydi uyan!”

Sanki boğulmaktan dönmüş gibi derin bir nefes alarak doğruldu ikisinin de bedeni yatırıldıkları sedyede. Doktorlar şalkınlıkla bakıyorlardı iki ayrı bölmede. Hemen gerekli müdahaleleri yapmaya başladılar. Nabızları ve nefesleri normale dönmüştü şimdi. İkisi de nerede olduklarını anlamaya çalıştılar önce.

Hikayenin devam edebilmesi için aralarındaki acil perdesi dışında onları ayıran bir şey kalmamıştı geriye.

SON

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s