Yürek yemini – Bölüm 2

Nihayet tüm hazırlıklarını tamamladı ve kuruluş günü balosunun yapılacağı otele ulaştı. Taksiden inip yüksek merdivenlerin sonundaki büyük kapıya baktı. Gerçekten iştihamlı görünüyordu buradan. İnsan merdivenlerin başında durduğunda, bu heybet karşısında küçücük hissediyordu. Topuklarına henüz alışamadığı için ağır ağır çıktı bütün merdivenleri döner kapıya geçip içeri girdi. Zeminin halı olmayan kısmına geldiğinde ayakkabısının kaydığını farkettiği için iyice yavaşladı. Bir yandan da balo salonunun önünde ve lobide duran insanların dikkatini çekmemeye çalışıyordu ama bu kadar tedirgin ve küçük adımlar atan birinin rahat hareketlerle kalabalıkta sohbet edenlerin dikkatini çekmemesi pek kolay değildi.

Göz göze geldiği insanlara gülümseyerek durumu kurtarmaya çalıştı kendince. Dikkatlerin arttığını hissedince adımlarını biraz hızlandırmaya karar verdi ki henüz yeni olan ayakkabıları zeminde kayıverdi birden bire. Daha  ilk hamleden düşüp rezil olacağını hissettiği için yüzü kıpkırmızı olmuş. Bu anı yaşamamak için gözlerini kapamıştı. Az sonra hızla soğuk zemine çarpacağını insanların yardım için koşacağını biliyordu.

Baloya isteyeceği en son haliyle dahil olmuş olacaktı böylece.

Saniyeler içinde aklından geçen bunca düşünceye rağmen hala yere çarpmamış olduğunu  farkedince açtı gözlerini. Smokinin göğsünü görebildiği biri iki kolundan birden yakalamıştı onu ve şimdi başı neredeyse bu smokinin göğsüne  dayalı duruyorlardı öylece. Hafifçe başını kaldırıp onun kim olduğunu görmeye çalıştı.

Küçük kahverengi gözleri ışıldayan bu adamı daha önce gördüğünü hiç sanmıyordu. Adam ona gülümseyerek bakarken, “İyisiniz umarım?” dedi.

Ona öylesine minnettardı ki, bundan daha iyi olamazdı. Yüzünde kocaman bir gülümseme belirdiğini farkedince toparlandı ve vücudunu düzeltti hemen.

“İyiyim çok teşekkür ederim” dedi nazikçe

Adam onun devam ettiğinde aynı şeylerin tekrarlanabileceğini anlamış olacağından kolunu uzattı ona girmesi için.

“Size masanıza kadar eşlik edeyim”

“Öyle minettar olurum ki bilemezsiniz” dedi bu defa.

İkisi birlikte ağır ağır balo salonunun kapısından girdiler. Kapının hemen arkasında şirketin yönetim kurulundan birileri ile sohbet eden Sibel anıp, onu görünce yüzündeki şaşkınlığı gizleyemeden “Yalnız geleceğini sanıyorum” dedi gülümseyerek.

“Böyle güzel bir hanımefendinin baloya yalnız gelmesi doğru olmazdı herhalde” dedi kolundaki adam gülümseyerek.

Az önceki düşme sahnesinin ardından bir rüyanın içine girmiş gibiydi şimdi. Yüzündeki gülümsemeyi koruyarak yürümeye devam etti adamla. Kendi masasını gelince, “Teşekkür ederim, burası” dedi.

Adam sandalyesini çekti nazikçe. O oturduktan sonra elini uzatıp, “Merhaba ben Kenan” dedi.

“Merhaba, ben de Gaye. Size çok teşekkür ederim. Gerçekten beni kurtardınız az önce.”

Kenan yeniden gülümsedi ve nazikçe başıyla selam verip kendi masasına yöneldi. Sibel hanımın bakışlarıyla onları takip ettiğini görmüştü. O tarafa bakmamaya çalışarak etrafı incelemeye başladı ki, yeniden onunla göz  göze geldi. Hemen bir kaç masa ilerisindeki yerine oturmuştu Kenan ve hâlâ gülümseyerek ona bakıyordu. Sibel hanımın işareti gelipte baloyu terketme saati gelene kadar da sık sık tekrarlandı bu gülümseyişler.

Masadakilerden izin isteyip, kapıya doğru yöneldi. Girerken yaşadıkları hala aklında olduğu için acele etmek yerine küçük ve yavaş adımlarla yürümeye çalıştı bu sefer. Otelin dönen kapısına  geldiğinde dışarıdan esen rüzgarın serinliği çarptı bedenine. Yağmur yağıyordu.

Otelin resepsiyonuna dönüp bir taksi çağırmalarını istemeyi düşündü ama şimdi yeniden o küçük adımlarla oraya dönmeyi göze alamadı. Caddeden geçen arabaların birini durdurabilirdi. Burası bilinen bir otel olduğuna göre muhtemelen bekleyen taksiler de vardı dışarıda Merdivenleri daha dikkatli indi bu kez. Çünkü ıslanan merdivenler daha da kaygan olmuşlardı şimdi.

Yağmur ince ama hızlı yağıyordu. Çıkarken yanına bir şemsiye almadığına  pişman olmuştu. O bir taksiye binene kadar yeni elbisesi ve saçları sırılsıklam olacaktı muhtemelen. Dikkatlice kaldırımın kenarına geldi. Etrafta bekleyen bir taksi görünmüyordu. Bir araba hızla geçip gitti önünde. Yağmurun hızından kaldırımla yolun kenarında birikmeye başlayan gölete yakın geçmedi neyseki.

Bir elini yüzüne siper ederek etrafa bakınmaya başladı. Uzaktan bir arabanın yaklaştığını seçebildi ve kaldırımdan indi. Araba bu kez giderek büyüyen göletin üzerinden geçti hızla. Şimdi yağmurun suyu ile birlikte asfaltın çamuru da eklenmişti ıslaklığına. Böyle devam ederse düşündüğü gibi şirkette sabahlamak yerine işi bitince dönüp bir duş alması gerekecekti.

Eliyle eteğindeki çamurlu suyu silkelerken bir araba yavaşça durdu önünde.  Ön cam açıldı ve şoför koltuğunda Kenan’ı gördü.

“Bırakayım mı?” dedi gülümseyerek.

“Çok teşekkür ederim ama  taksi bekliyorum”

“Biraz daha beklerseniz hasta olacaksınız, haydi bırakabilirim.”

“Bu gün ikinci kez kurtarıyorsunuz beni” dedi arabaya binerken.

“Bunu daha  sık yapmak isterim” dedi Kenan yine o güzel gülümsemesiyle.

Çok yakışıklı bir adam değildi ama bir çekiciliği vardı Kenan’ın. Koyu renk saçları özenle geriye taranmıştı. Yüzüne göre küçük olan kahverengi gözleri daima ışıldıyor gibiydi ya da gece yüzünden öyle gelmişti Gaye’ye. Gülümsediği zaman daha çekici oluyordu. Kırk yıldır tanışıyorlarmış gibi garip bir his bırakıyordu ayrıca insanda. Öyle de davranıyordu zaten.

Kenan, Gaye’nin şirkete döneceğini duyunca şaşırdı biraz. Gaye ona nedenini açıklamak zorunda kaldı.

“Böyle ıslak mı döneceksin oraya?”

“Hayır, orada kıyafetlerim var.”

“Senin gibi çalışkan bir elamanları olduğu için şanslılar, kimse bu saatte ofise dönüp çalışmayı kabul etmezdi.”

“Sorun değil halledebilirim”

Onu şirketin kapısının önüne kadar getirdi Kenan.

“Bu akşam gerçekten çok yardımcı oldunuz bana teşekkür ederim” dedi Gaye inerken.

“Sabah  görüşürüz” diye yanıtladı Kenan onu. Sonra yüzündeki soran ifadeyi görünce, “Toplantı var unuttun mu?” dedi gülerek.

Sibel hanımın bahsettiği yöneticiler toplantısı vardı elbette. Bir an için unutmuştu Gaye. Demek  Kenan yöneticiydi burada. Onu daha önce gördüğünü hatırlamıyordu.

“Tamam, iyi geceler” diyerek döndü şirketin kapısına doğru.

Ofise çıkar çıkmaz hemen tuvalete gidip üzerini değiştirdi. Her  şey gündüz olduğundan çok farklı görünüyordu gece burada. Çok sessizdi. Bir kaç aydınlatmanın dışında ışıklar yanmıyordu. Elbette güvenlik vardı binanın içinde bu nedenle korkmuyordu. Makyajını temizleyip, üzerini değiştirdi. Saçlarını tuvaletteki el kurutma makinasının altına eğerek kurutmaya çalıştı biraz. Böylece en azından sular damlamayacaktı kuru kıyafetlerine.

Sonra masasına geçip çalışmaya başladı. Sibel hanımın istediği evrakları hazır etmesi için bir kaç saat geçmesi gerekmişti. Hepsini dosyalarına koyup, onun masasına bıraktı. Gece yarısını geçmişti, aslında  hâlâ eve gidebilirdi ama yağmur kesilmemişti. Şimdi yeniden dışarı çıkıp taksi aramak istemiyordu. Ofisteli iki kişilik kanepeye hazırladığı örtüyü serip uzandı. telefonunun saatini erkene  ayarladı. Ofise kimse girmeden uyanıp, yeniden iş kıyafetlerini giymesi gerekiyordu.

Sabah ofis yeniden canlanmaya başladığında o çoktan giyinmiş ve hazırlanmıştı. Kendine bir kahve yapıp masasında çalışıyordu. Sibel hanım odasına girince masanın üzerindeki dosyaları görünce, el salladı ona gördüm der gibi.

Toplantı onların katındaki toplantı salonunda olacaktı. Katılımcıların bir kısmı erkenden gelmişlerdi. Bilgisayarına dönüp işlerine konsantre olmaya çalıştı. Biraz sonra masasına bırakılan küçük kese kağıdını görüp çevirdi başını. Gelen Kenan’dı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s