Zehirli yılan – Bölüm 1

“Güldürme beni.” dedi kahkahasını bastırmaya çalışarak Perihan kızına, “Ben o aşk dediğin duygunun yalan olduğunu çok acı bir şekilde öğrendim. Neyse ki üç kuruş aklım vardı da, hayatımı daha da mahvetmesine izin vermeden kurtardım ikimizin de hayatını.”

Zehra okuduğu hikayede ki kadın ve adamı düşünüyordu hâlâ. Gelecek yıl üniversiteye başlayacaktı. Yaz için gelmişti eve. Arkadaşının verdiği, kitabı sabaha kadar nefessiz okumuş, sabah olur olmaz da heyecanla anlatmıştı annesine hikayeyi. Çocukluğundan beri annesinin aşk denilince ifadesinin zehirli bir yılandan söz ediyormuşcasına değiştiğine şahit olmuştu.

Son sınıftaki arkadaşı Meltem’de dönem sonuna kadar ağlamıştı sevdiği çocuk onu reddedince. Hikayeler dışında mutlu bir aşk olmuyordu belki de gerçekten. Masallardaki prenses ve prensesler kadar yalandı o da.

Cüneyt’in sırasına bıraktığı mektupları düşündü.

“Sabahlara kadar gözüme uyku girmiyor seni düşünmekten.” diye başlayan satırlar yazmıştı Zehra’ya. Hiç bir şey hissetmemişti okurken.

“İnsanın kendini kandırmasından, karşısındakini hayal ettiği gibi sanmasından başka bir değil aşk.” diyordu annesi, “Karnın toksa, sağlığın yerindeyse mutlusundur.”

“Yine de evlisin ama?” diye sormuyordu annesine bunları söylediğinde, Nejdet amca ile nasıl evlendiklerini defalarca anlatmıştı zaten.

Çok güzel bir kadındı Perihan, güzel ve saftı da ne yazık ki. Yan apartmandaki berberin çırağı ona aşk sözcükleri döktürmeye başladığında on yedi yaşındaydı henüz. Sırf onu görmek için evde bakkala hep o giderdi. Onun kumral saçları, bembeyaz tenindeki bal rengi gözlerini ne zaman görse kalbi yerinden  çıkacak gibi oluyordu. Hele bir de geçerken yaklaşıp kulağına fısıldadığı o kelimeler yok muydu? Başı döner, eve kadar ayakları dolaşarak giderdi.

Sonra bir gün bir kağıt tutuşturmuştu eline, “Kaçıracağım seni!”

O zamanlar ne diye gelip babamdan istemiyorsun da kaçırısıyorsun diye sormak aklına gelmemişti tabi. Sanki evlenmelerine bir engel varmış gibi bir heyecana kapılmıştı. Aşktı bu işte, adam sevgisinden ne yapacağını şaşırmış, sonunda onu kaçırmaya karar vermişti. Başka bir yerlerde, mutlu bir aile kuracaklardı beraber. Ömür boyu birbirlerini sevecekleri bir yuvaları olacaktı.

Bir hafta sonra, eline yeniden tutuşturduğu kağıtta “Bu gün akşam üzeri, çamlıkta bekle!” yazmıştı. Kimse görmesin diye kağıdı ağzına atıvermişti apartmana girerken. Annesi ve babası bütün gün çalışıyorlardı zaten. Kardeşleri de akşama kadar sokakta oynadıklarından evde ondan başka kimse yoktu.

Eline geçirdiği bir torbanın içine bir kaç parça eşyasını doldurdu aceleyle. Yüzünde toparlayamadığı bir gülümseme ile bekledi akşam olmasını. Kahramanı ile mutlu bir hayata başlayacaklardı bir kaç saat sonra.

Vakit gelince, torbayı alıp çıktı evden.

Üç ay dil dökmesi yetmişti berberin çırağının. On yedi yaşın masumiyeti ile hiç sorgulamadan inanmıştı sözlerine. Ondan sonra yaşamayı beklediği büyük aşk, hayatının en acı tecrübesi olarak işlemişti zihnine.

Oğlan onu alıp başka şehirdeki kuzeninin evine götürmüştü önce, sözde en kısa zamanda nikah yapacaktı. Haftalar geçmesine rağmen ne bir nikah yapmış, ne de o güzal satırlara döktüğü kelimelerden birini almıştı ağzına.

Sonunda hamile kalınca da orada bırakıp gitmişti onu. O gidince kuzeni ve ailesi de sığıntı muamelesi yapmaya başlamışlar, dayanamayıp kızını da alıp ayrılmıştı yanlarından. Gene de acıyıp eline tutuşturdukları üç beş kuruşla bir oda tutmuş. Mahalledeki pis lokantanın bulaşık işine girmişti önce. Orada tanıştığı Salih amca haline acımış, yeğeninin bürosunda bir iş ayarlamıştı sonra. Eli biraz para görünce, o pis odadan küçük bir daireye geçmiş. Bir yıl sonra da ofise gelip giden Nejdet bey ile tanışmıştı.

Çok güzel kadındı hala, gençti. Biraz da giyinince dikkat çekmemesi imkansız oluyordu. Nejdet beyin yaşı ondan büyük olmasına rağmen ilgi göstermişti Perihan’a. Önce babacan bir tavır olduğunu sandığı bu ilginin farkını bir akşam yemeğe çıkma daveti alınca anlamıştı.

Nejdet bey aileden zengin bir adamdı. Eşi erken yaşta öldüğü için çocukları olmamıştı. Namazında niyazında iyi biriydi. Ailesinden kalan şirketin tek varisi olduğu için işlerden başını kaldıracak zamanı da pek olmuyordu.

Perihan’ın hikayesini öğrenmişti patronundan, tek kişilik hayatında kızına da ona da yer olduğunu söyledi Perihan’a. O da hiç ikiletmeden kabul etti bu teklifi. Güzelliği hem şansızlığı, hem şansı olmuştu.

Küçücük bir çocukla sefil olacağına, yaşlı da olsa bu adamın soyadını taşıyarak düzgün bir hayat kurabilirdi. Adamın öyle güzel sözleri yoktu zaten. Görmemişti. Perihan’ın da güzel sözlere karnı toktu. İyi adamdı, zengindi. Ötesi de gerekmiyordu zaten.

Nejdet bey aynı söylediği gibi Zehra’ya babalık yapmıştı büyüyene kadar. Hatta kız annesinden yakın olmuştu ona. Perihan Nejdet beyin şirketinde bir göreve başlamış ardından işleri çabucak kavrayınca, kocası onu yönetim kuruluna almıştı. Onun sayesinde şirkette büyüme sağlanmış, bir süre sonra Perihan yönetmeye başlamıştı her şeyi.

Başladığı noktadan geldiği noktaya kadar her şeyi hırsı sayesinde kazanmıştı. Şans Nejdet beyi karşısına çıkararak ona yardım etmişti. Güzel bir kadın olmasaydı belki o da olmazdı ama neyse ki öyleydi.

Zehra’yı Nejdet beyin çevresinden  uzak tutmayı seçmişti yine de. Okul çağına geldiğinde  onu hep yatılı okullara göndermişti. Kendisi gibi aptal ve duygusal bir kız olarak başlamasını istemiyordu hayata. Bu evde her şeye sahip olursa, hayatı asla öğrenemezdi. Bu yüzden uzakta ve kendi ayakları üzerinde  durabilen bir kız olarak büyümeliydi Zehra.

Bulduğu en zor ve disiplinli okullara gönderdi onu, sadece yaz tatillerinde eve geldi çocuk. İşte şimdi lise bitmiş, üniversiteye başlamak üzereydi. Yine aynı şehirde bir okul yazmasına izin vermemişti annesi. Yaşadıkları yere üç dört saat mesafede bir okulu kazanmıştı. Yine yatılı okuyacaktı ama artık yurt odalarında bunalan Zehra, hiç değilse üniversite de bir ev  tutmak istediğini söyledi Nejdet beye. Nejdet bey ikiletmedi kızı. Karısının itirazlarına rağmen onunla gidip beğendiği evi tuttu ve tüm ihtiyacını da alıp yerleştirdi içine.

Adam Perihan’ın kızı çok zorladığını düşünüyordu. Kendi başına gelenler onun da başına gelecek değildi elbette. Üstelik hayat ona da yardım etmiş başına çok fazla kötü bir şey gelmeden elinden tutup kaldırmıştı ayağa. Nejdet bey bir kez olsun üzmemişti karısını. Geçmişini yüzüne vurmamış, Zehra’yı doğrudan nüfusuna aldırmıştı.

Yine de anlatmıştı Perihan kızına gerçekleri. Nejdet beyin ısrarına rağmen onu gerçek babası bilerek büyümesini istemiyordu. Nejdet bey kötü olduğu için değil, hayatın ne kadar acımasız olduğunu bilmesi için. Asla duygularıyla hareket etmesini istemiyordu onun. Duygular insanı bu hayatta sadece dibe çekiyorlardı. Şimdi her şeyleri vardı ve Zehra annesinin bu noktaya getirdiği hayatlarını, bir aptallık ederek ziyan etmemeliydi.

O kızı için yapmıştı hepsini. Şimdi kızına da düşen bayrağı ondan teslim alıp devam etmesiydi.

Zehra henüz annesi kadar sert bakmıyordu hayata. Yatılı okularda büyümüş  olsa bile annesi ondan sevgisini esirgememişti. Onu sık sık ziyaret etmiş, sohbet etmiş. Tek başına bırakmamıştı. Nejdet bey annesinden gizli hediyeler yollamıştı ona çoğu zaman, bazen de harçlıklar. İyi arkadaşları ve öğretmenleri olmuştu hep gittiği okullarda. Belki çok başarılı bir öğrenci olamamıştı ama yine de güzel geçmişti okul hayatı da. Bu yüzden belki annesinin hayal ettiği kadar dik duruşlu ve sert değildi. Sadece duygularını kontrol etme ihtiyacı duyuyordu sürekli. Yaşı büyüdükçe bu konuda da iyi olmaya başladığını hissediyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s