Baktığın ben miyim? – Bölüm 6

“Senin ağzın ne söylüyor Ali?” dedi masadan kaptığı bir tabakla mutfağa giderken, “Oğlum tamam yakınsın makınsın ama gencecik kız karşındaki. Emanet bir de? Şu ‘lan’larda hiç olmuyor kızla konuşurken. Afet mafet ol dedik bir de iyi mi? Tüü senin kalıbına!”

Bütün gün Selin’e belli etmese de düşündü durdu. Yüreğini vermişti zaten bu kıza o erkekken bile. Tamam kardeşçeydi, ağabey gibiydi belki ama ruhunu yüreğini sevmişti. Ona açmıştı yüreğini kimseye açtığı kadar. Ne istediğini kendi ağzıyla söylemişti ona kimseye söylemediği gibi.

“Varsın saçı başı, dağınık olsun. Varsın kire pasa bulansın. Sonunda bana bulaşmayacak mı onun dağınığı, teri pisliği. Bir ağacın kökünde düzen arar mısın söylesene, dağların dizilişinde var mı bir düzen. Toprağı temiz diye mi seversin, yağmur değdiğinde kokusunu içine çek. Çamura bulaşıyor mu nefesin o zaman.”

Kapı komşusu bir oğlan çocuğuna aşık olacağı yoktu elbet. İnsanın ruhu tutardı bazen, yüreği tutardı. Hemcinsinse dostun, kardeşin olurdu bundan doğal ne vardı ki. Aradığını kendi cinsinde bulmazdı ki insan bir tek. Haşa fiziksel değildi elbette söylediği. Ruhunu paylaşacak, dilini anlayacak. Sonunda dek dinleyecek en önemlisi de paylaşacak biriydi insanın aradığı. O Selim’de bulmuştu o dostluğu, güveni. Onun narin bedeni içinde taşıdığı kocaman yüreği görmüştü. Yine de dostuydu her şeyden önce. Yine Selim’e hissettiğini hissediyordu ona da. Ha Selim, ha Selin değerini değiştirmiyordu gönlünde.

İşin garibi bir de mutluydu onunlayken.

“Allah tependen baksın Ali!” dedi kendi kendine, “İyice yaktın oğlum sen balatayı!”

Ertesi gün ev aramaya başladı uzak bir mahalleden. Kızın bu mahallede kendini bulabileceğini ya da acılarından sıyrılabileceğini sanmıyordu. Önce onu bir toparlamak lazımdı, sonra enine boyuna konuşurlardı ikisi.

Afet dükkana iki güne bir gelmeye devam ediyordu. Sonunda bir kağıt koyup gidiverdi masaya.

“Ara beni.” yazan notun altında bir de telefon numarası vardı. Tam buruşturup atacakken durdu Ali. Vazgeçti atmaktan. Kafasındaki bu karışıklıktan kurtulmasının tek yolu, başkasına ilgi göstermekti. Yoksa kendini iyice fena hissedecekti. İnsan erkek bildiği birine ilgi duyar mıydı yahu? Zihni bir türlü Selim’i, Selin yapamıyordu kafasında.

Afet’e mesaj attı.

“Yarın akşam üzeri çamlıkta buluşalım”

Anında mesaj geldi afetten,; “Yarını zor edeceğim.”

Kızın adını bile  bilmiyordu daha, yeniden yazıp adını sordu.

“Afet.” diye geldi yanıt. Bastı kahkahayı. Selin ile göz göze gelince utandı yaptığından, bilgisayarda bir şeye bakıyormuş gibi yaptı.

Ertesi gün buluşma saati gelince ; “Benim bir işim var, sen dükkanda durur musun?” dedi bir iki saat. Kız kabul etti, haftalardır buradaydı zaten, artık işin nasıl döndüğünü öğrenmişti.

Çamlık denilen yer, mahalledeki aşıkların buluştuğu tepede bir mesire yeriydi. Hafta içi pek kimse olmadığından aşıklar giderdi oraya sadece. Dikkatli bakınca ağaçların altında birbirine sarılmış bir sürü çift seçilebilirdi.

Ağaçlık alanın girişinde beklemeye başladı Ali. Afet salınarak geldi biraz sonra, bu sefer her zamankinden de gösterişli giyinmişti. Allah’ı var güzel kızdı. Birlikte gidip bir ağacın altına oturdular.

“Anlat bakalım?” dedi Ali.

“Keşfedilmeyi severim.” dedi kız şuh bir gülümsemeyle, yanaştı biraz  Ali’ye.

Parfümü o kadar yoğundu ki, Ali’nin başı döndü kokudan. Sandığından hızlı çıkacağa benziyordu bu kız. Kolunu kızın saçlarının altından doladı boynuna. Kız bıraktı kendini Ali’nin kollarına.

Ne desem diye düşünürken, kız başladı anlatmaya. İlk görüşte kesilmişti Ali’ye. Onun esmer teni, boyu, posu aklını başından almıştı. haftalardır bir fırsat kolluyordu onunla konuşmak için. Aslında Ali’den beklemişti önce ama anlamıştı onun efendiliğinden adım atmadığını. Severdi efendi erkekleri. Çoğu yılışıktı bu adamların. Kadın ruhundan falan da anlamazlardı. Oysa o ruhunu okşayacak bir erkek arıyordu. Bunları söylerken biraz daha sokuldu Ali’ye.

“Sen ruhumu okşarsın değil mi?” dedi gözlerini süzerek yüzünü ona yaklaştırdı iyice.

Kız burnunun dibine girmiş, dolgun dudaklarını onunkilere yapıştırmaya hazır bekliyordu.

“Hadi oğlum neyi bekliyorsun?” dedi içinden bir ses. Neyi bekliyordu sahi? Başkası olsa asla boş geçmeyeceği bir an yaşıyordu şu anda. Afet gözlerini kapamış, iyice yaklaşmıştı yüzüne. Nefesi yüzüne değiyordu şimdi.

Kızın yüzündeki makyaja takıldı gözü bu sefer. Ne çok şey sürmüştü böyle? Sonra Selin’in yüzü geldi gözlerinin önüne. Tertemiz, duru bakışları canlandı. Hüzünlü de olsalar güzeldiler be!

“Erkek lan o!” dedi içindeki ses yine.

Afet’e doğru eğildi biraz daha, Selin’i atması lazımdı kafasından. Kız kollarında hazırdı işte. İkisini yanyana koysan bir tek Ali bakardı Selin’e. Alayı bu kıza giderdi.

Afet yapıştı dudaklarına o düşünüp duruken. Boşta duran elini yakalayıp beline doladı.

Hızla toparlanıp kalktı Ali.

“Ben seni okşayamayacağım kusura bakma!” dedi birden bire, “Ruhunu yani, ruhunu okşayamayacağım.”

Böyle yeni gelin gibi birden toparlanıp kalkmasına bozuldu Afet. O da hızla ayağa kalkıp üzerini başını düzeltti.

“Ben de seni adam sanmıştım.” dedi alaycı bir sesle ve kırıtarak yürüdü gitti geldiği gibi.

“Adam olduğum için bıraktım seni!” dedi mırıldanır gibi..

Afet onu duymayacak kadar uzaklaşmıştı. Yürüdü dükkana döndü sinirli sinirli.

Döndüğünden beri Selin gözlerini ayırmıyordu ondan. Rahatsız oldu bu sefer. Nesi vardı bu kızların bu gün böyle?

“Hayrdır?” dedi yanına gelip, “Gözünü ayırmadın benden geldiğimden beri, bir şey mi diyeceksin?”

“Yanağında ruj var.” dedi Selin, “Buram buram da kadın parfümü kokuyorsun.”

Gözleri dolmuştu bunları  söylerken. Ali panikle sildi yanağını. Ceketi çıkarıp attı üzerinden. Selin yürüyüp çıkmıştı dükkandan.

Çıktı ama yetişemedi kıza, dükkanı da böyle bırakıp gidemezdi şimdi. Boş değildi demek o da, görmüştü gözlerindeki yaşları. Gerçi çok kere görmüştü o gözlerde yaşları ama şimdi başka türlü bakıyordu artık.

“Kapatıyoruz!” dedi içerideki çocuklara dönüp, “Çıkın hadi hepiniz!”

“Abi daha bitmedi ama para verdik!”

“Yarın oynatırım hepinizi, hadi acil işim çıktı benim!”

Çocuklar isteksizce kalktılar makinaların başından, dükkanı kilitleyip eve gitti hemen. Taşınacakları için eşyaların yarısı toplanmış duruyordu evde. Odalara baktı bulamadı Selin’i. Sokağa çıktı yeniden yokuşun yukarısına, aşağısına bakındı. Göremedi.

“Nerdesin kızım ya?” diyerek aşağı doğru yürümeye başladı. Caddeya kavuşan sokağın köşesini dönerken yakaladı onu. Tuttu kolundan. Kızın elinde küçük bir çanta vardı. Eşyasını alıp çıkmıştı evden.

“Nereye?”

“Yengemler var, yıllardır görüşmedik ama biraz kalabilirim belki yanlarında. Sana çok yük oldum.” dedi kız gözlerini yerden kaldırmadan. Hâlâ ağladığını biliyordu Ali. Yeni tanışmıyorlardı ki. Mimiklerini biliyordu onun artık.

“Bırakıp gidecek misin beni yani?” dedi hüzünle.

“Uğrar işini gücünü yaparım yine arada bir de, dükkana gelemem herhalde.”

“Yüzüme niye bakmıyorsun o zaman? Bir suç mu işledin yoksa?”

Hırsla kaldırdı bakışlarını yerden Selin. Suçun âlâsını işleyen oydu asıl. Ali biliyordu onun birden hırslanacağını.

Başını kaldırır kaldırmaz yakaladı yüzünü iki eliyle ; “Seviyorum seni, sakın beni bırakıp gitme!” dedi gözlerinin içine bakarak.

SON

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s