Masallar

Balıkçının kızları

Zamanın ve yerin önemi olmayan bir hikayenin içinde, üç kızı ile balık tutarak geçimini sağlayan bir balıkçı varmış. Her sabah gün doğmadan denize açılır, akşama tuttuğu balıkların bir kısmını evine ayırır, kalanını da balık pazarında satar ve aldığı erzaklarla evine dönermiş. Balıkçının büyük kızı, çok güzel dikiş dikermiş, evdeki herkesin kıyafetlerini o diker, yaşadıkları köyün terzilik ihtiyaçlarını da karşılar aile bütçesine katkı sağlamaya çalışırmış. Ortanca kız ise, çok güzel ekmek ve yemek yaparmış, ailenin bütün yiyeceklerini de o hazırlar, dışarıdan da sipariş alır, o da elinden geldiğince ailesine yardımcı olmak için uğraşırmış.

Evin en küçük kızı ise, anneleri doğumunda öldüğü için, hepsinin göz bebeğiymiş. İki ablası ona hem annelik yapar, hem bildiklerini öğretir ama kıyıpta onu evdeki işlere koşmazlarmış. Küçük kızın öyle geniş bir hayal gücü varmış ki, bütün gün ablalarına kurduğu mutluluk dolu hayalleri anlatır, onların da işlerini yaparken, bu hayallere ortak olup, mutlu olmalarını sağlarmış. Kızının hayal kurmayı ne kadar sevdiğini bilen babası, her akşam balıktan geldikten sonra, onu dizine oturtup, denizler ve deniz kızları ile hikayeler anlatmayı adet haline getirmiş. Aslında kızın hayal gücünü babasından miras aldığını bilirlermiş ablaları da, onlarda keyifle dinlerlermiş bu güzel hikayeleri.

Babalarının anlattığı hikayelerde, deniz kızlarının insanların olduğu yerlere gelmediklerini ama, hayatlarının prensini bulmak için insanlara iyilik yapmaları gerektiği işlenirmiş hep, ama bu iyilikleri yapabilmek  için de onların dileklerini bilmeleri gerekmiş. Eğer küçük kız dileklerinin gerçekleşmesini istiyorsa, balık tutma mevsimi geldiğinde dileklerini bir şişenin içine yazıp, yıldızların çok olduğu bir gece ay yükseldiğinde denize atarsa, deniz ay ışığıyla renklendiğinde, deniz kızları bu şişeleri kolayca görebilirmiş. Bu şişelere yazılacak dileklerin, kimsenin kötülüğünü istemeyen dilekler olması gerekmiş, çünkü deniz kızları bu dileklere yardım ederken, birilerinin zarar görmesine neden olurlarsa, o zaman bütün yaptıkları boşa gider ve prenslerine asla kavuşamazlarmış. Dolayısıyla hem insanların, hem de deniz kızlarının iyilikten hiç vazgeçmemeleri gerekiyormuş.

Küçük kız bu hikayeleri dinledikçe, bulduğu her şişenin içine, ailesi ve kendisi için güzel hayallerinin olduğu dilekler yazmaya başlamış, her sene balık sezonu başladığında, gökyüzünü kontrol edip, çok yıldızlı gecelerde, ay yükselene kadar bekleyip, şişeleri bir bir denize gönderiyormuş. Bu dilekleri yazarken, deniz kızlarına da küçük mektuplar ekliyormuş, çünkü sadece kendi dileklerinin olmasını değil, onlarında prenslerine kavuşup mutlu olmalarını hayal ediyor ve diliyormuş.

Zamanla balıkçı babanın sağlığı bozulup, her gün denize çıkamamaya başlayınca, iki ablanın yaptığı dikişler ve yemekler geçinmelerine yetmez olmuş. Küçük kız bunun üzerine, şişelerine sadece babalarının sağlığının geri gelmesini ve eskiden olduğu gibi kendilerine yetecek ve rahat yaşamalarını sağlayacak paralarının olmasıyla ilgili dileklerini yazmaya başlamış.

Ablaları, kızın yıllardır yaptığı bu şişelerin sonucu bir şey olmadığını düşünselerde, yine de onun umutlarını kırmamak için bir şey söylemiyorlarmış. Deniz şişeleri alıp götürse de, bir türlü dileklerine karşılık vermiyormuş.

Sonunda kız, deniz kızlarının attığı şişeleri beğenmedikleri sonucuna varmış ve sonraki şişelerin her birini önce güzelce boyamış, süslemiş ve ondan sonra denize fırlatmaya başlamış.

Aynı yerde yaşayan çok zengin bir ailenin oğlu, bir kaç kez kızı sabahın erken saatlerinde denize şişe fırlatırken görmüş olsa da, kendi derdiyle meşgul kafasını dinlemek için geldiği sahilde yalnızlığını bölmek istemediği için seslenmemiş, ama kızın  duru güzelliğinden etkilenip, her geldiğinde acaba kıza da rastlar mıyım diye düşünmeye başlamış.

Oğlan ailesinin tüm zenginliğine rağmen, onunla hiç ilgilenip sevgi göstermedikleri için mutsuzmuş, ne zaman konuyu anne ve babasıyla konuşmaya kalksa, eline bir tomar para tutuşturup, git ne yapmak istiyorsan yap, mutlu ol diyorlarmış. Başlangıçta cebi para dolu olmak çocuğun hoşuna gitse de, zamanla çevresindeki insanların da dost değil, parası için onunla olduklarını anlamaya başlayınca, sevgisizlik hissi iyice içini acıtmaya başlamış. Son zamanlarda bu his öyle ağırlaşmış ki, sabahın erken saatinde bu sahile gelip, düşünüyor, kendisine çıkış yolları arıyormuş. Kızın sık sık gelip denize bir şeyler fırlattığını görünce ne yaptığını merak etse de, onunda nasılsa parası için arkadaşlık etmek isteyeceğini düşündüğünden, gidip konuşmamış.

Sonunda, doğum günü gelmeden ailesi ile son bir kez daha konuşma yapmaya karar vermiş, eğer yine onu anlamazlarsa, bu yeri terkedip gidecekmiş. Kendisine başka bir yerde, yeni bir hayat arayacakmış, bir yerlerde işe girip kendi parasını kazanacakmış, böylece hayatındaki tüm sahteliklerden de kurtulacakmış. Anne ve babasını yeniden karşısına alıp, onun ihtiyacının para olmadığını, mutluluğu aradığını ve hissettiğini anlatmış. Burada para içinde yüzse de, bir türlü mutlu olamadığını söylemiş ve doğum gününde neler olacağını beklemeye başlamış.

Doğum günü sabahı, babası ve annesi onu gülerek karşılamışlar. Bu güzel gülümsemelerin, mesajının alındığı işareti sanan delikanlı çok mutlu olmuş. Babası cebinden çıkardığı bir tomar parayı ona uzatınca, suratı asılıvermiş.

“Dur bakalım!” demiş babası, “Bu paralarla gidip mutluğu bulmanı istiyoruz senden, bak bu yıl sana pahalı hediyeler almadık, çünkü anladık ki, bizim seçimlerimiz seni mutlu etmiyor. O halde al bakalım, sen kendin seni mutlu eden şeyi bul ve al!”

Delikanlı mutluluk mesajının bu şekilde algılanmış olmasına çok bozulsa da, ailesinin yıllardır yaptığı şeyle yeniden karşılaştığı ve artık gerçekten çekip gitmeye karar verdiği için bir şey söylemeden almış parayı.

Odasına çıkıp kendine küçük bir çanta hazırlamış, sonra da kimseye bir şey söylemeden çıkmış evden ve önce doğruca düşüncelere daldığı sahile gitmiş. Sabahın erken bir saati olduğu için sahilde kimse yomuş. Görünüşe göre denize bir şeyler fırlatmaya gelen kız da yokmuş, ne kadar yaklaşmaya çekinse de son bir kez onu da görmeyi istermiş doğrusu ama, demek ki kısmet değil diyerek, sahile doğru yürümüş.

Babasının verdiği bir tomar parayı sardığı kumaşla birlikte çıkarmış çantasından ve küçük başka bir çantanın içine koyup savurmuş denize doğru.

“Hadi bakalım, sana veda ediyorum, bundan sonra paraya değil, mutluluğa koşacağım ben, git kime yar oluyorsan ol!” demiş ardından bağırarak, sonra dönüp gitmiş sahilden. Niyeti limandan kalkan ilk gemiye binip, ordan olabildiğince uzaklara gitmekmiş. Hava birden bire, öyle bozmuş ve bir fırtına patlamış ki, limandaki gemilerin bir tanesi bile denize açılamamış o gün. Delikanlı da tekrar evine dönmek istemediği için, limana yakın kalacak ucuz bir yer aramaya başlamış. Babasının verdiği parayı da denize attığı için cebinde beş parası yokmuş. Otelin parasını ödeyebilmek için, bir kaç günden fazla süreceği söylenen fırtınada bir de iş bulması gerekiyormuş şimdi.

Bizim hayalperest kızımız ise, bir kaç gündür uğraşarak hazırladığı yeni şişeleri denize atmayı umarken, birden bire patlayıveren fırtınayı görünce hayal kırıklığına uğramış ama, yapabileceği birşey yokmuş.

Babası iki ablasını tekneyi o hasta olsada denize açıp, balık tutacak bir yardımcı tayfa bulmaları için limana gönderdiğinden, baba kız, evde kalmışlar mecburen.  Dikiş diken abla, ile yemek yapan abla yanlarında giderken pazarda satmak için hazırladıkları şeyleri de aldıklarından, fırtına ve yağmur çoğalınca, limandaki hana gidip, oradakilere ellerindeki satmayı denemişler, bir yandan da hancıya, teknede babalarına yardım edecek bir tayfa aradıklarını söylemişler. Hancı az önce genç bir delikanlının iş aradığını söylerek geldiğini, ama onun elemana ihtiyacı olmadığı için geri çevrdiğini söylemiş. Kızlar hancıdan delikanlının nereye gittiğini öğrenmişler ve yağmura aldırmadan arka sokaklardaki ucuz otellerden birinde onu bulmuşlar. Aslında çocuğu görür görmez, bu işi yapabilecek biri olmadığını anlamışlar ama, delikanlı onların kendisini neden aradığını öğrenince o kadar sevinmişki tekliflerini hemen kabul etmiş. Elleri hiç iş yapmamış olmaktan, pırıl pırıl bu gencin, daha önce bir teknede çalışıp çalışmadığını sorduklarında delikanlı üzülerek çalışmadığını, ama çok hızlı öğrenip ne isterlerse yapacağı konusunda onlara söz vermiş. Zaten limanda kalması onlara uzak olacağından, delikanlının da gidecek başka yeri olmadığından, eve dönerken onu da yanlarında almaya karar vermişler. Evde erkek işi olduğu zaman da bize yardım eder diye konuşmuşlar kendi aralarında, ayrıca aldıkları siparişleri de teslim edecek birinin olması iyi olur diye düşünmüşler. Delikanlı bu teklifi de büyük bir memnuniyetle kabul etmiş. Nasılsa ailesinin aklına onu denizde ya da  bir sahildeki balıkçının evinde aramak gelmezmiş.Hep birlikte hana dönüp, kızların eşyalarını almışlar ve yağmura aldırmadan evin yolun tutmuşlar.

Babaları eve bir delikanlı ile gelen kızlarını görünce şaşırmış, üç genç kızın olduğu bir evde, bir delikanlınında onlarla yaşaması pek aklına  yatmamış ama, kızlar onun kilerde hazırlayacakları bir yatakta yatabileceği konusunda ısrar edince, adam sesini çıkarmamış. Bu nazik ve beyefendi delikanlının teknede nasıl çalışabileceği konusuna da pek aklı yatmamış doğrusu.

Evin hayalperest küçük kızı delikanlıyı görünce, merakla sorular sormaya başlamış.  Delikanlı uzaklardan yeni geldiğini ve buraya yerleşmek istediği yalanını söylemiş sadece. Onun buralı olduğunu bilmelerini istemiyormuş. Zaten kızı görür görmez, daha önce sahilde denize bir şeyler atan kız olduğunu anlamış ama bu konuda da bir şey söylememiş. Kız kendiliğinden ona şişelerini gösterip, onları denize nasıl fırlattığını ve deniz kızlarının onu bulup, kendilerine nasıl yardım edebileceğini anlatıvermiş. Hatta babası ile o denize açıldıklarında, belki şişelerden bir kaçını denize onun atabileceğini, böylece daha uzaktaki deniz kızlarının da onun şişelerini bulabileceğini düşündüğünü söylemiş.

Delikanlı bu güzel kızın anlattıklarını büyülenmiş gibi dinledikten sonra, babasının verdiği parayı, denize attığına pişman olmuş. Aslında bu ailenin o paraya gerçekten ihtiyacı varmış çünkü. Ayrıca kaderin onu sahilde gördüğü bu güzel  kızın evine getirmiş olmasına da çok sevinmiş, çünkü daha bu sabah onu son bir kez görüp öyle gitmeyi gerçekten gönülden istemiş.

Fırtınanın dinmesi gerçekten de bir kaç gün sürmüş. Bu zaman boyunca balıkçı, delikanlıya işi ile ilgili bilmesi gerekenleri güzelce öğretmiş, ama bunları bilmek ile denize açılmak aynı şey değilmiş tabi ki, o yüzden asıl öğreneceği kısım teknede olacakmış. Yağan yağmura rağmen ablaların hazırladığı siparişleri de, götürüp yerlerine yerleştirmiş ve dışarıdan odun taşıma ve benzeri ev işlerinde de onlara yardım etmiş. Kızlar evde kendilerine yardım edecek genç bir delikanlının olmasından çok memnun olmuşlar. Balıkçı yine de gözünü delikanlının üzerinden  ayırmıyormuş. Bu çocukta anlayamadığı bir şeyler olduğunu düşünüyormuş. Çalışmaya hiç alışık olmayan delikanlı akşam olduğunda erkenden kilere girip, uyuyakaldığı için evdeki varlığı da pek hissedilmiyormuş.

Babayla, delikanlı fırtınanın dindiği ilk sabah erkenden kalkıp tekneye gidince, küçük kız da günlerdir beklettiği şişelerini aldığı gibi sahile koşmuş. Deniz içinde sakladığı ve insanların attığı tüm çöpleri sahilin kenarına dizdiğinden, ortalık öyle karışık görünüyormuş ki, denize yanaşıpta şişelerini fırlatabileceği bir yer bulmakta zorlanmış. Tam geçebileceği bir yer ararken, kendi şişelerinden birinin, sahildeki çöplerin arasından başını uzattığını görmüş. Denizin şişeyi geri getirmiş olmasına canı sıkılmış, gidip şişeyi sıkıştığı yerden çıkarırken, şişenin bir çantanın sapına takıldığını görmüş. Denizin yosunları ve pisliği ile iyice batmış olan çantanın sapından şişeyi kurtaramayınca, çanta ile birlikte çekip almış olduğu yerden. Çanta gerçekten öyle ağırmış ki, içinde ne var diye merak edip, çantayı açmış önce. Birde ne görsün, çantanın içi ağzna kadar para ile doluymuş. Sonunda deniz kızlarının onun dileğini kabul edip, şişesine bir çanta takıp gönderdiklerini düşündüğü için sevinçten havalara uçmuş. Yeni hazırladığı şişeleri denize atmadan, çantayı kaptığı gibi koşa koşa eve dönmüş.

Daha eve yaklaşırken avazı çıktığı kadar bağırdığından, ablaları telaşe kapılıp dışarı fırlamışlar. Kızın elinde taşıdığı çantayı sallayarak onlara doğru koştuğunu görünce, ne olduğunu anlayamamışlar. Kız bir yandan koşuyor, bir yandan da, “Deniz kızları dileğimi yerine getirdiler!” diye bağırıyormuş.  Yanlarına gelip çantanın içindeki paraları görünce, onlarda gözlerine inanamışlar. Akşam olupta babaları eve gelene kadar paraları hiç ellememeye karar vermişler.

Balıkçı ile delikanlı akşam yorgun argın döndüklerinde, kızlar hemen başlarına üşüşüp, küçük kızın bulduğu para dolu çantayı göstermişler ve bu parayla neler yapmayı hayal ettiklerini anlatmaya başlamışlar. Delikanlı kendi attığı çantayı tanımış ama, paranın tam da içinden geçirdiği gibi bu aileye gelmiş olmasından öyle mutlu olmuş ki, hiç sesini çıkarmamış.

Balıkçı yıllarca deniz kızları ile uydurup kızına anlattığı masalların  karşılığında bu paranın geldiğine inanmamış tabi ama, kızı üzülmesin diye bir şey dememiş önce. Bir süre paraları izledikten sonra, “Bu para bize gelmemiş olabilir, o yüzden önce kasabada bu çantanın sahibi olup olmadığını öğrenmek lazım.” demiş. Ablalar, babalarının bu çantayı kasabadan birinin fırtınada denize düşürmüş olabileceğini düşündüğünü anladıkları için seslerini çıkarmadan geri çekilmişler. Babalarının ne kadar dürüst bir adam olduğunu biliyorlarmış ama, küçük kız bu çantayı deniz kızlarının ona getirdiğini, çünkü onun dilek şişesinin bu çantanın sapında takılı olduğu konusunda ısrar ediyormuş.

Babası “Eğer öyleyse zaten çantanın sahibi çıkmayacaktır, içindeki paralardan bahsetmeden çantayı kasabada bir çok insana gösterelim, bakalım kimse bu çanta benim diye ortaya çıkmazsa o zaman yeniden düşünürüz” demiş kararlı bir sesle. Delikanlı çantaya sahte de olsa birilerinin sahip çıkmasını istemediği için “Ben götürüp, gösteririm” demiş heyecanla, ama daha evlerine yeni aldıkları bu delikanlıya güvenemeyen balıkçı, bu işi büyük kızlarının yapmalarını istediğini söylemiş, ne de olsa onlar kasabadaki herkesi tanıyorlarmış, “Yabancı bir delikanlının gösterdiği çanta insanları rahatsız edebilir” diye de nedenini açıklamış, delikanlıyı da üzmek istemediği için.

Evdeki herkes balıkçının kararını kabul etmiş. Ertesi gün erkenden balıkçı ve delikanlı tekneye, iki abla da, ellerinde çanta ile kasabaya gitmişler. Bütün dükkanlara girip, tanıdıkları, gördükleri herkese çantayı sormuşlar. Kızlar ellerinde çanta ile sokaklarda gezerken, iki gündür oğullarından haber alamadıkları için telaşe düşen anne ve babasıda kasabada oğullarını gören var mı diye soruyorlarmış. Kızları ellerinde oğullarının çantası ile görünce, hemen yanlarına gitmişler ve çantayı nereden bulduklarını sormuşlar, kızlarda kardeşlerinin çantayı sahilde çöplerin arasında bulduğunu anlatınca, delikanlının zavallı ailesi oğullarının denizde boğulup öldüğünü sanıp ağlamaya başlamışlar. Onların bu hallerine çok üzülen ablaların aklına, delikanlının da kurtulup sahile çıkmış olabileceği fikri gelince, onları sahilde oğullarını aramak üzere evlerine davet etmişler. Evlatlarına kavuşmak için bir umuda kapılan anne baba, bu iyi yürekli kızların teklifini hemen kabul etmişler.

Küçük kız ablaların ellerinde çanta ve iki de yabancı ile eve döndüklerinde ne olduğunu anlamamış, sonra ona da olanları anlatınca, bu insanlara çok üzüldüğü için onları çantayı bulduğu yere götürmüş hemen. Akşama kadar üç kız kardeş ve delikanlının anne ve babası sahildeki çöplerin için de bir iz aramış durmuşlar ama, ne yazık ki bir şey bulamamışlar. Oğullarının boğulduğu düşüncesi ağır basınca yine çok üzülen anne ve babayı sakinleştirmek için alıp evlerine geri getirmişler.

Tam onlar eve girmiş, anne ve babayı sakinleştirmeye çalışırken, balıkçı ile delikanlı eve dönmüş. Delikanlı içeri giripte anne ve babasını görünce, onların burada yaşadığını öğrendiklerini zannedip paniğe kapılmış. Anne ve baba da, tam kaybettiklerini sandıkları sırada, oğullarını sapasağlam karşlarında görünce, ne yapacaklarını bilememişler, onu sevgiyle kucaklayıp öpmüşler hemen, sarılıp ağlamışlar. Anne ve babasının göz yaşlarını görünce delikanlının da yüreği yumuşamış. Hayatında ilk kez anne ve babası tarafından gerçekten sevildiğini hissetmiş.

Kavuşma faslı bitince, delikanlı olan biten her şeyi, hem kendi ailesine, hem de balıkçının ailesine utanarak anlatmış. Balıkçı oğlanı dinledikten sonra sırtını sevgiyle sıvazlayıp, “Gördün mü demiş, deniz kızları hiç bir dileği geri çevirmez.”

Küçük kızı sevinçle alkışlamış babasının bu sözlerini.

Delikanlının ailesi, balıkçının ve ailesinin iyiliklerinden dolayı öyle sevmişler ki, oğullarının küçük kıza bakışını da görünce, o sevinçle hemen balıkçıdan kızını isteyivermişler. Beceriksiz bulsa da, oğlana kanı kaynayan balıkçı, kızının gözlerinde de aynı pırıltıyı görünce kabul etmiş evlenmelerini.

İki aile o günden sonra hep bir arada ve sevgiyle mutlu yaşamışlar.

Yazarın notu : Masallar gerçek olmasalar bile, evren tüm dileklerinizi tıpkı deniz kızları gibi dinlemeye ve onların gerçekleşmesi için elinden geleni yapmaya devam eder, yeter ki siz yüreğinizden iyilik ve inancı eksik etmeyin.

2 replies »

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s