Üç gölgeli hikaye

Ruhundan toz yağıyor gibi hissetmişti onu ilk gördüğünde. Öyle taze, öyle canlı, öyle çekiciydi ki. Oysa o yıllardır bir kalbi olduğunu bile hatırlamadan yaşamıştı. Şimdi tozlu raflardan indirdiği bir kitap gibi okunmak istiyordu yeniden. Evet hisettiği buydu, bu taze ruhun onu okuması, kimsenin okumadığı gibi. Yüreğinin heyecanlı ritmini duyacaklar diye ödü koptu bir an, ofiste ilk günü olduğu için Eren Bey onu herkesle tanıştırıyordu. Daha ofise ilk girdiği anda yarattığı heyecan dalgası müthişti. Uykudan uyanan insanlar gibiydi herkes.

Yıllardır aynı masalarda, aynı işleri yapmaktan grileşen ruhlarına bir gökkuşağı değmişti sanki.

Elini ona uzatıp “Yasemin.” dediğinde bir yasemin gibi kokmak istedi. Adını taşıyan çiçeğe benzemeyi ilk kez bu kadar istiyordu.

“Ay bu çocuk müthiş.” dedi kulağına fısıldayan ses. Ofisteki en iyi arkadaşı Füsun’du bu sesin sahibi. Az kalsın boş bulunup “Hem de ne!” deyiverecekti ki toparladı. Füsun onun gibi değildi, daha dışa dönük, insanlarla kolay iletişim kuran ve daha alımlıydı.

Annesi defalarca “Kızım niye yaşlı kadınlar gibi hep ağır koyu renkler giyiyorsun, gidip renkli bir şeyler alsana!” dese de. O yine bildiğini okuyordu. İş yeriydi burası hem, ciddi giyinmek lazımdı.

“Öğlen yemeğinde bırakmayalım peşini, ilk günü kendini yalnız hissetmesin.” diye kıkırdayarak fısıldadı yine. Sonra dönüp masasına gitti.

Füsun’la burada tanışmışlardı, yaklaşık yedi yıl önceydi. İlk gününde onu da yalnız bırakmamıştı. O gün birlikte yedikleri öğlen yemeğinden sonra, önce bütün öğlenleri, sonra hafta sonları ve bazen akşamları birlikte vakit geçirmeye başladılar. Bunca birliktelikte edilen sohbetler ister, istemez karşılıklı sır vermeye ve ardından dostluğa kadar ulaştı. Çok severdi Füsun’u, konuşmayı severdi ama, ağzı sıkı kızdı. Bugüne kadar onunla paylaştığı şeyleri kimseden duymamıştı. O da henüz bekardı, kendisi gibi. Kolay beğenmezdi.

Bunları düşünerek masasına dönüyordu ki Eren Bey’in sesiyle geri döndü : “Yasemin, yeni arkadaşımız alışana kadar, ona senin yardımcı olmanı istiyorum!”

“Ben mi?” dedi şaşkınlıkla, “Evet sen, çok yoğunsan Füsun’da olabilir.”

“Ah tabi Eren Bey, Yasemin yoğun biliyorsunuz. Ben seve seve yardım ederim yeni arkadaşımıza.” dedi Füsun’un sesi, bu defa oldukça gür çıkmıştı.

Ne olmuştu şimdi böyle, ağzını açmaya fırsat bulamadan, kayıp gitmişti kalbinin sahibi avuçlarından. Füsun’a baktı, ona göz kırpıyordu oldu bu iş der gibi, sonra yeni arkadaşın yerleşmeye çalıştığı masasına yürüdü.

“Yeni arkadaş”la arasında şimdi “en iyi arkadaşı” vardı. Hala dönüp oturamamıştı masasına. “Ne yapıyorum ben!” dedi kendi kendine. Yüzündeki şaşkın ifadeyi toparlayıp döndü masasına. Sadece bir süre birlikte çalışacaklardı yeni arkadaş ile Füsun, bu bir şey demek değildi ki. Nasıl da şaşkın kala kalmıştı Eren Bey onunla konuşunca.

Neydi sahi bu yeni arkadaşın adı, kapıdan girdiği an sihirine öyle kapılmıştı ki, adı bile ilgilendirmemişti onu, varlığı yeterdi.

İşte böyle başlamıştı tamamlanmayan bir masal daha, ilk bir kaç gün yeni arkadaş, Füsun ve o öğle yemeklerini birlikte yemişlerdi. Füsun yeni arkadaşa aşık olduğunu anlatmıştı o hafta sonu ona. O kadar mutluydu ki bunu paylaşmak için hafta sonuna kadar zor beklemişti. O da mutluydu tabi çok arkadaşı için, yani Füsun’a öyle söylemişti. Ertesi hafta sonu yeni arkadaşla buluştu Füsun, bu özel bir randevuydu, Yasemin’in bunu anlayacağını biliyordu. Yasemin onun en iyi arkadaşıydı. Öyleydi tabi.

Bir kaç ay sonra yeni arkadaş, ailesi ile tanıştırdı Füsun’u hatta bir keresinde, o da yemek yedi onlarla. Füsun’u çok sevmişlerdi.

Çok mutluydu herkes, o da mutluydu tabi, en iyi arkadaşı hayatının aşkını bulmuştu.

Altı ay sonra yeni arkadaş ve Füsun’un nikah şahidiydi. Ruhu yeniden toz tutalı çok olmuştu zaten. Alkışladı elleri patlıyana kadar onları. Ne mutlu gündü bu böyle.

Bütün gün yüzünde taşıdığı aşırı mutluluk maskesinin, ayağını sıkan bir ayakkabıdan farkı yoktu oysa.

Sonra mı ne oldu? İki yıl sonra boşandılar. Şiddetli geçimsizlik, meğer yeni arkadaş göründüğü kadar nazik biri değilmiş. Füsun’un yanağındaki morluğu ilk gördüğünde anlamıştı.

Füsun hala en yakın arkadaşıydı. Şimdi birlikte toz tutuyordu ruhları.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s