Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 54

Oylama herkesin Alper’in kararını onaylaması ile gerçekleşti. Başka çareleri yok gibi gözüküyordu. Alper Can beyin kulaklıklarını çıkarıp onu bırakacaklarını söyledi. Ancak galeride kalmayacaklar ona da yerlerini söylemeyeceklerdi. İrtibata geçmek isterse çalışma odasından konuşabilirdi.

“Nereye gideceksiniz? Her yerde sizi arıyorlar. Size kimseye söylemeyeceğime garanti veriyorum. Burada güvendesiniz” dedi Can bey ama ekip kararını çoktan vermişti. Berkay ve Enes, ormanda ekipmanları nereye saklayacaklarına bakmak için hemen dışarı çıktılar hava kararmak üzereydi, dronlara görünmeden hızlıca yer bulmaları gerekiyordu. Kalanlar Can beyi çözmeden eşyaları toparlamaya başladılar. Can bey kalmaları için ısrar etmeye devam etse de, karar değişmedi. Enes ve Berkay yaklaşık bir saat sonra döndüğünde galerideki her şey toparlanmıştı.

Gülşen elindeki karışımla babasına yaklaştı, göz temasından özellikle kaçınıyordu. Can beyin elleri bağlı olduğu için karışımı ona yavaşça içirdi. Babası hiç direnmeden tamamını içti ve “Bana güveneceğini biliyorsun, öfkeni kontrol altına aldığında beni anlayacağını biliyorum” dedi Can bey ama Gülşen cevap vermeden geri çekildi.

“Biraz sıkıntılı bir hafta olacak” dedi Lale, “Ateşiniz çıkacak, mideniz bulanacak. Doktora gitmezseniz iyi olur!”

“Tamam” dedi Can bey, “Evde kalırım, hasta olduğumu bildiririm, testlere de kendim gitmem artık birilerini yollar idare ederim. Telefonu da geri vermeniz gerek. Sizinle nasıl bağlantı kuracağım?”

“Biz bir yolunu buluruz” dedi Berkay

Alper ve Engin onu elleri bağlı olarak mağaraya geri götürdüler, ellerini çözüp, telefonunu da iade ettiler.

“Merak etmeyin” dedi Can bey, “Sırrınız bende güvende olacak! Lütfen başınızı daha fazla derde sokacak adımlar atmayın. Bundan sonrasını tek başınıza idare edemezsiniz. Ben toparlanana kadar düşünmek için bolca vaktim olacak. Siz de düşünürsünüz, sonra birlikte nasıl hareket edeceğimizi konuşuruz”

Alper başını salladı, “Eğer!” dedi sonra “Bizi ele verdiğinizi fark edersek, bir daha bizi göremezsiniz! Şehri terk ederiz!”

“Hayır, sakın yapmayın, dışarıda da sizi arıyorlar! Orada saklanmanız daha zor, ayrıca güvenli de değil!”

“Artık gitseniz iyi olur, saat ilerledi” dedi Alper net bir sesle, Can bey de mağaranın ormana açılan kapısından çıkıp gitti.

“Çabuk olalım” dedi Enes, “Çıkar çıkmaz birilerini ararsa hemen üşüşürler buraya”

Hemen galeriye geri döndüler.

“Enes sen Gülşen ile git” dedi Alper, “Telsizlerinizi hiç kapatmayın, iki gün dayanır. Engin sen Lale ile git. Berkay sen Güneş’le, Ben de Zuhal ile gideceğim. Beraber çıkalım, ormana girince ayrılırız.”

Hızlıca Alperlerin bahçesindeki geçitten çıktılar ve ikişerli olarak farklı yönlere dağılarak ormana doğru gittiler. Sırt çantalarına ormanda gecelemeleri için gerekli eşyaları almışlardı hepsi, biraz da içecek ve yiyecek eklemişlerdi. Şarjları biter veya başka bir şeye ihtiyaçları olursa Enes veya Berkay onlara ekipmanın yerini bildirecekti. Herkes yerini aldıktan sonra telsizden haber verecekti.

Yarım saat içinde herkes saklandığını bildirdi. Gecenin karanlığı ormana iyice çökmüştü. Galerinin güvenli alanından sonra açık havada ve bir arada olamamak hepsini tedirgin etmişti. Can beyin onları ele verip vermeyeceğini bilmiyorlardı. Bundan nasıl emin olacaklarını da bilmiyorlardı ve en kötüsü ne kadar bu şekilde kalmak zorunda kalacakları da belli değildi.

“Sırayla uyuyun” dedi Alper’in telsizdeki sesi, “Biri daima uyanık kalsın, uyurken telsizlerinizi kapatın, bir kişinin açık olması yeter. En ufak bir terslik sezdiğinizde mutlaka haber verin”

Can bey çıkar çıkmaz hızlı adımlarla eve doğru yürümeye başlamıştı, eve vardığında başlayan titreme yüzünden doğruca yatak odasına gitti. Karısı kendi odasında olduğu için geldiğini duymamıştı. Telefonuna gelen herhangi bir arama veya mesaj da olmadığı için rahatladı ve kendini yatağa bıraktı. Çocuklara onlarla iş birliği yapacağını söylemişti ama nasıl yapacaklarını kendisi de bilmiyordu. Gerçekten de onları ele vermeyi düşünmüyordu. Onları sağ salim bulduğuna da sevinmişti. Toparlanır toparlanmaz onlarla yeniden konuşmak istiyordu, neler yapmışlardı, ne planlıyorlardı, o ne yapabilirdi? Aslında kuruculara hepsinin çipli olduğunu ve gerektiğinde bir müdahale ile devre dışı kalabileceklerini söyleyebilirdi. Onlara sistemin olumsuzlarını, çocuklarını koruyalım derken, onları neredeyse tamamen kaybetme riski ile karşı karşıya kaldıklarını da söyleyebilirdi. Başı dönmeye başlayıp, ağrıları çoğalınca daha fazla düşünemedi. Sabah Ferhat beye mesaj atıp biraz evde dinleneceğini söyleyecek, testlerin adamları ile devam edeceği bilgisini verecekti, kontrol odasındaki testlere daha sonra kendi devam edebilirdi. Bilgisayarı için henüz bir çözüm bulunmamıştı. Telaştan bilgisayarını da mağarada unuttuğunu fark etti ama zaten çalışmadığı için bunun bir önemi yoktu.

“Korkmuyorsun değil mi?” dedi Alper, battaniyesine sarılıp, ağabeyine iyice sokulmuş olan Zuhal’e.

“Burada olmaktan korkmuyorum ama bundan sonrası için korkuyorum. Her şey giderek daha kötü oluyor sanki, bundan sonra nasıl yaşayacağız. Can amcanın söyledikleri baş edebileceğimiz gibi mi sence?”

Alper sarıldığı kolunu daha da sıkı sardı kardeşine, “Haklısın, biz çare aradıkça karşımıza daha büyük sorunlar çıkıyor ama yine de beraberiz değil mi? Bir yolunu bulacağız elbette, şimdi sen uyumaya çalış, dinlen biraz. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Gücümüzü kaybemeyelim.”

“Tamam sen beni uyandır iki saat sonra , sen uyu tamam mı?” dedi Zuhal.

Alper başıyla onayladı ama nöbeti kardeşine devretmek gibi bir niyeti yoktu.

Engin, Alper’in onu Lale ile göndermiş olmasına çok memnundu. Nihayet baş başa konuşabilecekleri bir ortamda olacaklardı. Onun aksine Lale pek memnun görünmüyordu ama aslında galeride olanlar yüzünden iyice gerilmişti.

“Konuşmak ister misin?” diye sordu Engin, “Biraz rahatlamana yardımcı olur belki”

“Ne konuşacağız” dedi Lale bıkkın bir sesle, “Şu halimize baksana, resmen proje olarak dünyaya getirilmişiz. Hitler’in ari ırk peşine yaptıklarından ne farkı var bunun. Dışarıda insanlar yokluk içinde, biz burada yalan hayatlar içinde, hangi dünyanın düzeni bu! Cehennem planı gibi daha çok. İçinde mutlu olan tek kişi bile yok bu hikayenin”

“Bir çıkış yolu mutlaka vardır” dedi Engin, “En azından burada beraberiz değil mi? Yani hep beraberiz demek istiyorum”

“Sence Gülşen’in babası bizi ele verecek mi?” diye devam etti Lale onu duymamış gibi, “O zaman her şey daha da beter olacak!”

“Sanmıyorum” dedi Engin, “Hatta ona güvenebileceğimizden emin olursak, babamla konuşmasını bile isteyebilirim. Babamın da gerçekleri öğrendikten sonra bize yardım edeceğinden eminim”

“Hâlâ baba diyebiliyor ve ona güveniyor musun yani?”

Engin başını önüne eğdi önce, kurucuların çocuklarından değildi, onun ailesinin de benzer şeyler yaşayıp yaşamadığını bilmiyordu. O da bir proje çocuğu muydu, yoksa annesi ve babası kendi seçimlerini mi yapmışlardı sormamıştı. Sormak da istememişti aslında. O güveniyordu anne ve babasına, en azından bu güveni bir süre daha korumak istiyordu.

“Güvenmek zorundayım” dedi sonra başını kaldırıp, “Onlardan başka ailemiz var mı?”

Lale derin derin çekti içini ve başını dizlerine dayayıp sessiz kaldı. Bir gün anne ve babasını sevmemesi gerektiği hiç aklına gelmemişti, hatta onları sevdiğini fark etmemişti bile belki. Kızdığı çok zamanlar olmuştu, şu kurucular hikayesinden sonra babasına zaten çok öfkeliydi ama hiç sevilmemiş olduğunu düşünmek başka bir boyuta taşımıştı her şeyi. Bir çocuk sahibi olmak için dışarıdan döllenmek sonra onu o proje için yetiştirmek evlerinde yaşadıkları güzel anların hepsi bir rol müydü bunu hiç bilemeyecekti herhalde. Değildi deseler de inanmayacaktı büyük ihtimalle. Ekip olarak her şeyi başarabileceklerinin güveni yerini hiç bir yere ait olmamanın getirdiği ağır bir yüke bırakmıştı.

“Sen uyu” dedi Engin “Ben nöbet tutarım”

“Uyuyabileceğimi sanmıyorum” dedi Lale sesi öyle çaresiz çıkmıştı ki Engin’in içi parçalandı, kolunu uzatıp sarılmak istedi ama cesaret edemedi.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın