Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 52

Hepsi dinlediklerinin şokunu yaşarken, Güneş bir anda ayağa kalktı ve tarama bilgisayarının başına geçti. Bir tek Alper fark etti onu ama o da kardeşinin gözlerinden akan yaşlarına ve ona sıkıca sardığı kollarının etkisindeydi. Ona babasının onu neden koruduğunu, annelerinin ölümüyle bunun bağlantısını anlatmanın tam sırası olduğunu düşündüğü anda Güneş’i fark edince, sadece gözleriyle onu takip etti.

Güneş, tarama bilgisayarını açtı. Can bey başını önüne eğmiş, ne diyeceğini bilemez bir durumda oturuyordu. Az önce çocuklara özellikle kendi kızına açıkladığı şeyin ne denli büyük bir psikolojik yıkım olduğunun farkındaydı. Yine de bunu onlara söylemek istemişti. Bilmeleri gerekiyordu. Öyle çiplerden kurtulalım özgürleşelim bir sistemin içinde değillerdi. Başta anneleri ve diğer tüm çipli şehir halkı bile onlar için tehlikeydi aslında.

Gülşen ağlıyordu, Enes gidip ona sarılmıştı. Berkay boş gözlerle yere bakıyordu. Lale hırsla dolanıp söyleniyordu. Engin onun yanına gitmişti ama ne söyleyeceğini bilmediği için sadece yanında onunla dolanıp, göz teması kurmaya çalışıyordu.

Bir kaç dakika sonra, “İşte!” dedi Güneş hırsla, monitörü Can beyin görebileceği şekilde çevirmişti. Onun hırsla yükselen sesine döndüler hepsi, Can bey başını kaldırmış monitöre bakıyordu.

“İşte!” dedi Güneş yeniden hırsla, “Bu ekranda gördüğünüz şeyin ne olduğunu bilmek ister misiniz? Öyle budalasınız ki kendinizde çip olmadığına bile inanmışsınız. Hiç mi aklınıza gelmedi taramak?”

Artık öfkeden kontrolü kaybetmiş, Can beyin karşısına geçmiş avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çaresizlik, öfke, hırs, nefret her ton vardı sesinde.

“Çiplisiniz sizde! Şu an burada sergilediğiniz bir oyun mu kendinizin bile haberi yok! Belki de sistemin bir tuzağısınız bizim için! Kalkmış bir de sevgiden falan bahsediyorsunuz. Hepiniz iğrenç kuklalarsınız, vicdansız birer asalaksınız!” diyerek sonunda ağlamaya başlayınca. Alper kardeşine son bir kere sıkıca sarıldıktan sonra onun yanına gitti.

“Tamam, sakin ol!” diyerek sarıldı sıkıca.

Can bey monitöre dikmişti gözünü.

“Hepiniz çiplisiniz, siz hiç bir şey değilsiniz!” dedi Gülşen, “Sahtesiniz, bu hayat her şey sahte! Bu şehirde gerçek olan tek biz varız anladın mı beni? Sen benim babam değilsin, bizim hiç ailemiz olmamış!”

“Biliyorum” dedi Can bey, “Bu görevi almayı başardığımda baktığım ilk şey buydu”

“Ne yaptınız peki?” dedi Enes.

“Sistemin içinden çıkmanın bir yolu var mı diye uzun süredir araştırma yapıyorum çocuklar. Evet bizler de çipliymişiz evet hepimiz kandırılıp kullanılmışız.”

“Nasıl inanalım biz şimdi buna?” dedi Güneş, “Bunu size sistem söyletiyorsa ya?”

“Benim çipim aktif gözüküyor sadece” dedi Can bey, “Bir yolunu buldum”

“Ne?” dedi Enes, “Bunun bir yolu var mı yani?”

“Var ama bu kolay bir şey değil!”

“Kolay olmadığını biliyoruz biz de çiplerimizden kolay kurtulmadık!” dedi Gülşen, “Ama sana inanmıyorum. Bence önce senin çipinden kurtulmamız gerek bu yüzden. Ancak o zaman konuşan sen misin değil misin anlayabiliriz!”

Diğerleri hemen onayladılar bu sözleri.

“Yokluğum fark edilecek biliyorsunuz değil mi? İkna olmuyorsunuz biliyorum. Tamam beni çipimden kurtarın bunu ben de çok isterim, çünkü ben yapamadım, bir yolunu bulamadım ve bunu benim kızım yapabildiği için gurur duyuyorum”

“Ben senin kızın değilim!” dedi Gülşen hırsla, “Kapa çeneni!”

Herkes gerildiği için olayların kontrolden çıkabileceğini düşünen Alper, bir yandan Güneş’e sarılmaya devam ederken, “Sakin olun hepiniz! O zaten elimizde istediğimizi yapabiliriz, gerekirse doğruları söyletebiliriz Engin’e yaptığımız gibi ama ortadan kaybolduğu fark edilince, ne olacak önce onu çözmemiz gerek. Güvende değiliz artık!”

“Sizi saklarım” dedi Can bey.

“Saklarmış, bizi götürüp teslim edersin sen!” diye söylendi Gülşen bir yandan karışımı hazırlamaya çalışıyordu ama sinirden elleri titrediği için Lale ona yardım etmeye gitmişti. Güneş, Zuhal’in yüzünü görünce, Alper’in kollarından sıyrılıp gidip ona sarıldı.

“Şu anda var ya senin yüzünü parçalamak istiyorum!” dedi Enes sinirle Can beye, “Dua et biz sizin gibi değiliz!”

“Çiplerden kurtulurken nasıl oluyor, anlatın” dedi Can bey, “Ne kadar sürüyor?”

“Bir hafta ateş, kusma gibi şeyler yaşayacaksınız. Hepimizde farklı dozlarda oldu” dedi Alper.

“Kendi çipinizi nasıl aktif görünürken etkisiz hale getirdiniz?” dedi Berkay, “Anlatın biz de öğrenelim!”

“Tamamen pasif olmuyor” dedi Can bey, “Kuruculara müdahale edilmiyor diğerleri gibi kendi kararlarımızı almamıza izin veriyorlar, gerekmedikçe müdahale edilmiyor zaten sistemin kuralı bu.”

“Neden hepinizi yönetmeyi seçmesinler ki? Ne diye sizin kendi akıl karmaşalarınızla uğraşsınlar, hepinizi yönetip herkese her istediklerini yaptırabilirler.” dedi Lale bir yandan Gülşen’e yardım ederken.

“Çünkü” dedi Can bey, “Kurucuların olaylara müdahale ve düşünme şekilleri, bir yapay zekayı eğitiyor! Bu yüzden gerçek tepkiler veriyor olmamız gerek”

“Kontrol odasındaki yapay zekayı mı?” dedi Alper

“Evet, bakın bu sistem otuz yıldız var ama tüm dünyadan toplanan insan verileri ile eğitilen bir yapay zeka ile yönetilmesi gerekiyor. Bu yüzden de, olası aksiliklerin yaşanması gerekiyor, yapay zeka karşılaşabileceği her duruma hazır olmak zorunda”

“Yani siz her dakika takip ediliyorsunuz aslında” dedi Güneş

“Evet ama duygusal tepkilerimiz, sinirsel iniş çıkışlarımız gibi şeyler takip ediliyor. Zaten her şeyi raporlamak zorundayız. Ve rapor vermek için çok az zamanımız kaldı. Hepimizin stresinin neden yüksek olduğunu açıklamak zorunda kalacağız, bunu saklayamayız.”

“Yani şimdi burada yaşadığınız gerilimi biliyorlar”

“Evet bu yüzden Ferhat beye bilgilendirme yapılabilir, o da beni arayacaktır neler olduğunu öğrenmek için. Eğer benim çipimi pasif hale getirirseniz beni takip edemezler”

Alper ani bir hareketle kız kardeşinin müzik dinlemek için kullandığı kulaklıklarını getirip Can beyin kulaklarına yerleştirdi ve müziği de sonuna kadar açtı. Sonra diğerlerini galerinin diğer bir köşesine çağırdı konuşmak için.

“Her şey çok ani ve hızlı gelişiyor, konuşmamız lazım!” dedi ciddi bir sesle, “Anlattıkları doğruysa, onu burada tuttuğumuz sürece risk altındayız ama bırakamayız da! Çipinden kurtarsak bile bunun için zaman gerekiyor, onun üzerine gitmeye devam edersek de gerilimi artacak ve sorgulayacaklar!”

“Ne yapmayı öneriyorsun?” dedi Berkay

“Öncelikle herkesin sakinleşmesini istiyorum. Bu öğrendiklerimizle yaşamak zor biliyorum ama şimdi buna kapılır kendimizi kaybedersek, yaptığımız her şey boşa gidecek!”

“Onun çipini kontrol edemez miyiz?” dedi Engin

“Ne kadar edebiliriz bilmiyorum zaten söylediği doğruysa kendi çipini bir şekilde az kontrol edilebilir hale getirmiş” dedi Güneş

“Ona şu çaldığımız çiplerden birini takıp kontrol etsek olmaz mı?” dedi Lale

“O zaman diğer çipten kurtaramayız o da kalır! Kimin neyi kontrol ettiğini hiç ayırt edemeyiz”

“Çipinden kurtarsak bile ne yapacağız ki onunla?” dedi Güneş, “Diyelim Engin’e yaptığımızı yapıp onu konuşturduk, ki çipini kendi pasifleştirebildiyse bu zaten işe yaramayabilir. Çipinden kurtarsak ki bunun kaç gün süreceği belli değil, söylediklerinin en azından kendi düşünceleri olduğunu biliriz ama bu arada diğerlerinin onun yokluğunu fark etmesi ile başımıza ne geleceğini bilmiyoruz”

“Bence karışımı içirelim” dedi Gülşen, “Onunkini daha ağır yaparım. Çip kolayca kendini bırakır”

“İyi de bu ona zarar verebilir” dedi Berkay

“Versin umurumda değil! Gerçek biri olduğuna ikna olurum en azından!” diye yanıtladı Gülşen hırsla.

“İyi de çipi olmadığından onun güvenilir biri olup olmadığını bilmiyoruz ki, gene yalan söylemeye devam edebilir”

“Kendimize yeni bir yer bulmamız gerek” dedi Alper, “Onu burada tutmayı göze alamayız, karışımı içse de içmese de. Karışımı içirip onu serbest bırakalım. Zaten hasta olacak. Onu bırakmadan önce kendimize yer bulup buradan gidersek, bizi nasıl bulacağını bilmeyecek zaten. İsterse çalışma odasından bizimle konuşabileceğinin farkında nasılsa.”

“Tamam da bırakırsak bildiğimiz yaptığımız her şeyi gidip anlatır!”

“Anlatsın! Ne değişecek ki? Yerimizi bilmeyecek! Eğer bizi ele vermezse, toparlandığında onunla iş birliği yapmayı yeniden gözden geçiririz. Önce kendini ispatlaması gerek!”

“Nereye gideceğiz?” dedi Enes, “Her yer kontrol altında zaten! En güvenilir yer burasıydı!”

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın