Yok Oluşun Eşiğinde – Bölüm 34

“Saat geç oldu” dedi Alper, “Herkesin dinlenmesi gerek, yarının ne getireceğini bilmiyoruz! Haydi kendi bölmelerinize”

“Ben Zuhal ile kalacağım. Lale, Güneş ve Gülşen siz şurada kalacaksınız” diyerek onlara yerlerini gösterdi sonra.

Berkay, Engin ve Enes’te ayrı bir bölmede kalacaklardı. Herkes eşyalarını alıp kendi bölmelerine girdi. Her bölmede portatif fermuarlı dolaplar, kamp yataklarına benzeyen yataklar serilmişti.

“Sanırım evdeki konforu özleyeceğiz” dedi Gülşen etrafına bakıp.

“O konfor bizi bizden alacağına burada yaşarım daha iyi” diyerek yatağa oturdu Lale.

“Şimdi uyumaya çalışalım, çantaları yarın açarız” dedi Güneş, kendi çantasını seçtiği yatağın yanına koyarak, her biri için ayrıca hazırlanmış çantalar da yatakların baş ucunda duruyodu.

“Bu kadar şeyi nereden topladınız?” diye seslendi Lale dışarı doğru.

“Onları da yarın anlatırım, haydi uyuyun. Bölmeler ses geçirmez değil ona göre!” diyen sesi geldi Alper’in.

Hepsi üzerlerindekilerle uzandılar yatakların üzerine.

“Yarın hepinizi erkenden uyandıracağım” diye seslendi Enes, “O yüzden kafalarınızı boşaltıp uyumaya bakın!”

Biraz sonra derin bir sessizlik oluştu galeride. Kimse kolayca uykuya geçemiyordu. Hem yarının ne getireceğinin belirsizliği hem de kendi yataklarından ve evlerinden başka bir yerde uyumaya çalışmanın huzursuzluğu vardı. Bir tek Enes, atölyede de kalmaya alışık olduğu için uykuya daldı kolayca.

Zuhal konuşulanları dikkatlice dinlemiş ama korkusunu üzerinden tam olarak atamamıştı. Alper onun tedirginliğini fark ettiği için yatakları yan yana çekti ve uyuması için elini tuttu.

“Merak etme” diye fısıldadı, “Ne olursa olsun hep birlikte olacağız”

“Babamın gittiğimiz fark edince ne hissedeceğini merak ediyorum” diye fısıldadı Zuhal.

“İnan bilmiyorum, haydi kapat gözlerini”

Yukarıda hayat her zaman ki gibi başladı. Sadece kurucular için o gün önemli bir gündü. Çiplerin zamanlaması ayarlanmıştı sabaha karşı beşte hepsinin aktif olması gerekiyordu. Özellikle çocuklar uykudayken olmasını istedikleri için böyle yapmışlardı. Sabah uyandıklarında atölyeye ya da arkadaşları ile buluşmamaya çıkmamaları için ayarlanmıştı önce, evde kalıp herkes kendi çocuğunu gözlemleyecekti. Önce onları ne kadar yönetebildiklerini günlük küçük testlerle kontrol edecekler, sonrasında hazır olduklarını düşünürlerse görevleri için dağıtımlarını yapacaklardı. Kızlar şimdilik erkekler gibi kurucuların görevlerini almaları için hazırlanacaktı ancak seçilen adaylarla ki sadece Lale’ninki belliydi evlenirlerse, görev damatlara devredilecek, kızlar her zaman ki gibi yedekte tutulacak ve diğer kadınlarla sosyal merkezde vakit geçireceklerdi. Aslında kadınların donanımlarına rağmen sistemin yönetimine dahil edilmemesi onların da gerektiğinde bu amaçla kullanılması içindi. Kurucular arasında kayıplar olması durumunda yerlerine kimse konamazsa eşler arasından seçim yapılacaktı. Bu çocuklar büyüyene kadar olması gereken bir güvenlik önlemiydi. Çocukların kurucuların görevlerini devralacak yaşa gelmeleri için her şeyi düşünüp planlamaları gerekmişti. Buna ihtiyaç duyulmadan sistem başarıyla yürütüldüğünden, annelerden hiç birinin kurucuların arasına alınmasına gerek olmamıştı. Artık çocuklar da dahil olacağı için zaten gerekte kalmamıştı. Bu yüzden kurucu görevi yürütecek kız ve erkeklerin eşlerinin de aynı görevi üstlenecek potansiyel ve donanımda olmasına özellikle dikkat ediliyordu. Alper ve Güneş’in birliktelikleri bilinmesine rağmen kurucu sayısını tamamlamak istedikleri için ikisinin evlenmesine sıcak bakmıyorlardı. Alper ve Güneş’te başkaları ile evlendirileceklerdi ama bu çipler aktif edildikten sonra karar verilecek bir durumdu. Önce uyumu görmeleri gerekiyordu. Alper’in annesi gibi sinir sistemine binen yük yüzünden görevi yapamayacak duruma gelebilirlerdi. Bu nedenle çipler aktif olur olmaz büyük yüklemeler yapılmayacak, günlük alışkanlıklarda ufak tefek değişiklikler yapılarak yaklaşık bir ay çocuklar gözlemlenecekti. Sonra yavaş yavaş şirketlere alınacaklar yüklemeler yine kademeli olarak artırılacaktı. Aralarından başaramayanlar olursa diye Engin ve onun gibi yetiştirilmiş gençler devreye alınacaktı.

Ferhat bey sabah erkenden uyanıp, Alper’in kapısına gitti. Henüz içeriden ses gelmiyordu. Sonra kızının odasının kapısının önünden geçerken derin bir iç geçirdi. Annesine olanlardan sonra onu gözden çıkarmak istememişti. Zaten Alper kurucu görevini devralacaktı, Zuhal’i aynı çip riskine sokmak istememiş, diğerlerine söylemeden kızına çip yüklenmesini durdurmuştu. Henüz küçük olduğu için kimse onun çipsiz olduğunu fark etmiyordu. Yirmi beş yaşına gelene kadar da fark etmeyecekti. Alper görevi devraldıktan sonra ona kardeşinin durumunu açıklayacaktı, annesinin başına gelenleri de. O zaman kontrol altında olduğundan bunu normal karşılayacak, babası gibi kız kardeşinin korunması görevine de devam edecekti. Yaşayanlar zaten çiplendiklerini bilmedikleri için Zuhal’e ayrıca bir açıklama yapılmasına gerek yoktu. Birini sevip evlenebilir ya da şehirde yetkisi olan görevlerden birini üstlenebilirdi. Ağabeyinin de babasının görevini başarıyla üstlendiğini düşünecek şimdi yaptığı gibi bir şeyi sorgulamayacaktı. Şehrin üst düzey yetkilileri içine kadınlar da vardı. Çok değilseler de Zuhal onlardan biri olması için eğitilecekti.

Kahvaltı için aşağı indi, o gün evden çıkmayıp Alper’i gözlemleyeceği için hazırlanmış masaya oturmaktan vazgeçti ve bahçeye çıktı biraz. Çocuklar inene kadar oyalanmak için gezinmeye başladı. Diğerlerinin evlerinde de benzer anlar yaşanıyordu. Annelerin bir şeyden haberi olmadığı için onlar sosyal merkezdeki etkinliklere katılmak için hazırlanıyorlar, eşleri ile her gün yaptıkları kahvaltıları yapıyorlardı.

Enes her zaman erkenden kalkıp kendini dışarı attığı için ilk onun odasından çıkmadığı fark edildi. Babası aşağı bir türlü inmeyince doğrudan odasına girdi ve kapıyı çalmadan açtı. Yatak hiç bozulmamıştı. Çipe rağmen sabah kalkıp gene dışarı çıkmış olabileceğini düşündü ve gerildi. Yine de çipin herkeste etkisi farklı oluyordu. Öğlen olmadan her nereye kaybolduysa mutlaka eve dönecekti. Kapıyı sinirle kapatıp yeniden aşağı indi, karısı kapıdan çıkmaya hazırlanırken ona “Güzel bir gün olsun” diyerek sahte bir gülücük yolladıktan sonra çalışma odasına geçip, beklemeye başladı.

İkinci fark edilen Gülşen oldu. Babası onu uyandırması için annesini yolladı odasına ama kadıncağız, “Ne ara kalkıp gitmiş anlamadım” diyerek geri geldi ve sonra “Ben çıkıyorum sen ilgilenirsin” diyerek kapıyı çekip çıktı.

Doruk bey kızının erken uyandığını biliyordu, karısı evden çıkana kadar bekleyip, doğrudan onun kapısına gidip tıklattı açılmayınca kapıyı hafifçe aralayıp içeri baktı. Yatağın boş olduğunu görünce duşa girmiş olabileceğini düşünüp içeri girmedi ve aşağı inip beklemeye başladı.

Saat on olduğunda çocukların evde olmadıkları artık anlaşılmış, bütün babalar onların çipteki dozdan yeterince etkilenmeyip yine atölyeye gitmiş olduklarını düşünüyorlardı ve aralarında haberleşmek üzere bir telefon trafiği başladı. Atölye kameraları kontrol edildi ama orada da kimse yoktu.

Bir süredir atölye dışında vakit geçirmeye başladıklarını bildikleri için dronların kameraları taranmaya başlandı. Öğlen olduğunda artık herkes çocukların ortada olmadığını anlamıştı.

Doruk bey çok sinirliydi, çiplerin yüklemesini yapan yetkiliyi arayarak, yanlış bir şey yapıp yapmadığını sordu. Bütün dozlar doğru gözüküyordu, çiplerin tamamı aktif olmuştu.

“Nerede bunlar o zaman?” diye bağırıp telefonu kapattı ve merakla ondan haber bekleyen herkese özel telefonundan mesaj gönderdi, bir iki saat içinde hiç birinden haber alınamazsa, acil toplantı yapılacaktı.

Aşağıda galeride ise Enes’in sesiyle gün erken başlamıştı, Enes herkes kalkmadan uyanmış, ellerinde olanlarla bir kahvaltı hazırlamıştı. Ancak sabaha doğru sızıp kaldıkları için bölmelerden çıkan herkesin gözleri yarı kapalıydı.

“Yukarıda neler oluyor acaba?” diye mırıldandı Berkay ama saat henüz erken olduğu için yokluklarının fark edildiğini sanmıyorlardı. Enes onları sabah yedi buçukta uyandırmıştı. Babalar yukarıda kendi telaşlarını yaşarlarken ve şehrin geri kalanı normal bir gün geçirirken, onlar çoktan başlayacakları tünele sistemi taşımışlar, Alper, Berkay ve Zuhal de sistemin mevcut haliniz izledikleri bilgisayarın başına çökmüşlerdi. Yukarıda neler olup bittiğini takip etmek zorundaydılar. Ellerinde yeterli malzeme olmadığı için belirli yerlere dinleme cihazları yerleştirmişlerdi. Alper diğerlerinin evlerine giremediği için sadece kendi evlerine babasının çalışma odasına ve salona yerleştirmişti. Babalar arası telefon trafiği özel telefonlardaki mesajlarla yapıldığından hiç bir şey duyamadılar. Henüz o telefonlardan haberleri yoktu. Ancak mağarada bir toplantı yapacak olurlarsa bundan mutlaka haberleri olacaktı.

(devam edecek)


Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Bir yanıt yazın