Enes’in ateşi iki üç gün hiç düşmedi. Lale, Güneş’e göre biraz daha kolay atlatıyordu. ne kadar kötü hissederse hissetsin kalkıp, Gülşen’e yardım etmeye çalışıyordu. Güneş sadece ilk gün ateşlenmiş olsa bile, mide bulantısı ve kusmaları iki gün devam etti. Alper ve Berkay kaçışları ile ilgili işlerle ilgilenmek zorunda oldukları için bir kaç saat uğrayıp yeniden ortadan kayboluyorlardı.
Dördüncü günün sabahı Güneş ve Lale ayağa kalkmışlar, Enes’in ise halsizliği sürüyordu.
Kızlar onun için koşturup durdukça kendini kötü hissettiği için kalkmak istiyor ama son dönemlerde Gülşen’in içinden çıkan canavarla baş edemiyordu. Gülşen o söyleyene kadar kalkıp gezmesini kesinlikle yasak etmişti. Alper ve Berkay’ın Enes’e ihtiyaçları vardı ve tam toparlanmadan da onlara yardım etmesi mümkün değildi.
“Daha çok yük olursun” demişti Alper, “İyice toparlan sonra seni de alacağız.”
Dördüncü geceyi Lale ve Güneş evlerinde geçirdi böylece, ailelerine kızlarla sabaha kadar uyumadıkları için çok yorgun olduklarını söyleyip erkenden uyumaya gittiler. Elvan hanım kızının Engin ile bir süredir görüşmediğini bildiği için konuşmak istiyordu ama onun halini görünce konuyu ertesi güne bırakmaya karar verdi.
“İyice dağıldılar” demişti babası Arda bey gergin bir şekilde, “Bunları bir an önce toplamak gerekiyor!”
Gülşen’in günlerdir eve dönmeyişi evde yavaş yavaş gerginlik oluşturmaya başlamıştı. Neyse ki eve dönerken annesi Lale’ye rastlamış ve Elvan hanımla konuşmadan Lale onu ikna edip eve geri göndermişti. Enes’in atölyede son dinlenme gecesinin ardından Gülşen’de nihayet eve döndü. Alper ve Berkay karışımı içmeden kalan işleri Enes’e anlatmak zorundaydılar. Onlar atölyede ayağa kalkmaya çalışırken, kalan işleri o götürecekti. Güneş bu konuda ona yardım edebileceği konusunda ısrar etse de, Alper kesinlikle kızların kaçışa kadar bu işe karışmayacaklarını söyleyerek ona engel oldu. Onlar gündüzleri Berkay ve Alper ile ilgilenecekler, akşamları eve döneceklerdi.
“Neden ama?” dedi Güneş itiraz ederek, “Gece size kim bakacak, kesinlikle kabul etmiyorum”
“Telsizler var, kötü olursak Enes’e söyleriz. Siz daha fazla göze batmayacaksınız” diyerek kısa kesti Alper yine.
“Üzerine fazla gitme” diye teselli ediyordu Gülşen ve Lale onu. Alper hiç bu kadar çok şey saklamamıştı Güneş’ten ama koşullar şimdi böyle davranmalarını gerektiriyordu. Herkes üzerine düşeni yapıyordu. Kurtulmaları için de bundan fazlası olması gerekmiyordu.
Enes’in ayaklandığı dördüncü gün, Alper ve Berkay onu alıp götürdüler ve akşamına da atölyeye dönüp karışımı içtiler. Geriye sadece dört gün kalmıştı, bu dört günde onların da atlatıp toparlanması gerekiyordu.
Enes, Alper ve Berkay’dan tüm detayları öğrenmişti ama şimdi o da onlar gibi ağzını sıkı tutuyor ve kızlara hiç bir şey anlatmıyordu. Lale çocuklar kızları işe karıştırmayınca, gitmeden son bir kez daha Engin ile görüşmek istediği için mesaj attı hemen. Dört gün sonra bir daha onu görebilecek miydi ya da ne zaman görebilecekti bilmiyordu.
“Biraz işlerim var ben sana döneyim mi?” yazdı Engin
“Ne işin var budala?” diye söylendi kendi kendine ama “Tamam” yazdı sonra. Bütün gün ondan haber gelmesini bekledi ama Engin geri dönmedi.
“Ne işi var bunun böyle?” diye iyice gerildi Lale, diğer gençler gibi şehirde boş boş gezmekten başka ne işi olabilirdi.
Canı iyice sıkıldığı için Güneş’i arayıp onunla buluştu. Biri erkek arkadaşının ciddi bir sır küpüne dönüşmesinden, öbürü peşinde koşup duran çocuğun bir anda kendini ağırdan satmasından şikayet edip durdular. Bir yandan kendi sevdiklerini şikayet ederken, öte yandan da diğerinin sevdiğinin neden böyle davrandığını açıklamaya çalışıp birbirlerini teselli ediyorlardı.
Aslında bu kaçış planı hepsini germişti. Alıştıkları hayattan bir bilinmeze gideceklerdi. Başlarına ne geleceğini bilmiyorlardı. Elbette çipli kölelere dönmek istemiyorlardı ama hayatları boyu bu korunaklı alanda yaşamışlar ve ailelerinin onlara sağladıkları imkanlar dışında bir hayatı görmemişlerdi. Alper’in ne planladığını nereye gideceklerini bilmiyorlardı. Bir süre sonra şikayet teselli döngüsünden sıkılıp, Gülşen’i de çağırdılar ve başlarına neler gelebileceğini konuşmaya başladılar. Enes sabahtan Alper ve Berkay’a bakmaya gittiği için “Sizin gelmenize gerek yok” demişti.
Aslında Alper, o halde Güneş’e görünmek istemiyordu. İlk zor günü atlattıktan sonra gelmesinin daha iyi olacağını düşünüyordu. O yüzden yanlarına sadece Enes’in gelmesine izin verdiler. Sadece Güneş’e gelme diyemeyecekleri için kızların hepsini atölyeden uzak tutmak daha mantıklı gelmişti.
Enes, Alper ve Berkay’ın planını ve yaptıklarını duyunca çok şaşırmıştı. Bu plana dahil edilmemiş olduğu içinde biraz bozuktu ama onlar çipten kurtulmaya çalışırken onun ayakta kalması için işlere onların başlaması gerektiğine de hak veriyordu. Yine de en azından ona bahsedebilirlerdi diye bir yandan onlarla ilgilenip bir yandan söylenmeye devam ediyordu.
Neyse ki Berkay ve Alper ondan daha hafif atlatıyorlardı, Lale gibi sadece ilk gece ateşlenmişler, ertesi gün öğlene kadar ateşleri düşmüştü.
Kendini daha iyi hissedince, Güneş’in yasak konmasına kızdığını tahmin ettiğinden, “Kızlara söyle de gelsinler artık, sen de işlere dön” dedi Alper.
Zaten bir arada başlarına gelecekleri tartışıp duran kızlar, telsizden gelebilecekleri haberi gelince, apar topar atölyeye gittiler.
Gülşen ikisinin birden ateşinin düştüğünü görünce derin bir “Oh!” çekti böylece herkes kazasız belasız bu süreci atlatmış oluyordu.
“Neyse ki Enes kadar çürük çıkmadınız!” dedi Enes tam atölyeden çıkmaya hazırlanırken.
“Sen ne yiyip içiyorsun bu ara anlamıyorum” diye söylendi Enes, “Ne güzel sakin ufak tefek bir kızdın! Başımıza bela kesildin!”
“O olmasa üç gün sonra çipli bebek gibi dolaşacaktın ortada bence konuşurken iki kere düşün!” diyerek güldü Berkay halsizliğine rağmen.
“Yok ya! Hepiniz bana takmışsınız kafayı!” diyerek sinirlenmiş gibi yapsa da o da güldü kendi kendine, “Neyse ben gidiyorum, siz kız kıza takılın!” dedi ve ayrıldı yanlarından.
“Bir şey soracağım” dedi Güneş, “Biz kaç gündür buralarda yatıp kalkıyoruz ailelerimize bin yalan atıyoruz da neden bizi kimse gözetleyip sobelemiyor acaba?”
“Biz o işi hallettik” dedi Alper.
“Bu ara çok iş bitiricisiniz Alper bey ama nedense benim bunlardan haberim olmuyor!” dedi ellerini beline koyarak Güneş ama onu öylece halsiz görünce aslında kalbi çoktan yumuşamış, içi parçalanmıştı.
“Kapris yapacağına nasıl hallettiklerini sorsana baya iş çevirmişler bunlar biz debelenirken” dedi Lale. Onun Engin’e siniri hâlâ geçmediği için gergindi.
“Yarından sonra her şeyi öğreneceksiniz, sabırlı olun” dedi Alper
“Bu şehrin suyundan mı nedir, tüm erkeklere cinsiyetçilik bulaşıyor!” diye diklendi Lale ama sonra çocukların yorgun yüzlerine bakınca “Neyse en azından iyisiniz! Çipsizler sizi!” diyerek gülmeye başladı.
“Evet ya!” dedi Güneş “Şaka gibi ama başardık değil mi aslında? Stresten başarımızı bile kutlayamıyoruz!”
“Sadece kendimizi kurtardık” dedi Berkay, “Daha yapacak çok işimiz var, kutlama için epeyce beklemeniz gerekebilir”
“Olsun!” dedi Güneş, Alper’e sarılarak “Beraberiz ya her şeyin üstesinden geliriz, korkmuyorum!”
“Biz bize hep bize!” dedi Lale’de neşeyle.
Hep bir ağızdan tekrarladılar, “Biz bize hep bize!”
Gülşen kalan karışımları kontrol etti, ayrılmadan çocuklara içmeleri gerekenleri içirdi.
“Benden bir şey istemiyor musunuz?” diye sordu sonra, “Yanımıza bir şeyler almamız gerekmeyecek mi?”
“Gerekecek” dedi Alper, “Yarın erken gelirsen hepsini konuşuruz! Artık burada bitki yetiştiremeyeceğin için hazırlaman gerekenler var. Gideceğimiz yerde senin için bir yer ayarladık ama buradaki kadar kolay olmayacak!”
“Nereye gideceğiz?” dedi Güneş sevecen bir sesle ama Alper gülümsemekle yetindi.
Eve dönmeleri gerektiğinden vedalaşıp ayrıldılar. Enes gelebilse bile gecenin ilerleyen saatlerini bulacaktı. O zamana kadar Alper ve Berkay yine yalnız kalacaklardı.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.