Onlar Engin’i kendine getirmeye uğraşırken, önce Güneş, arkasından Enes siteme bakmaya koşmuşlardı.
“Gördün mü?” dedi Güneş ona baştaki taramadaki sonuçları göstererek, “Onun iki çipi olmalı, bu kadar kısa aktifliğe sinir sistemi böyle tepki vermez. Başka bir şey oluyor”
“Yeniden çalıştır taramayı şimdi oradan kalkamaz” dedi Enes ve yeniden çalıştırdılar.
Engin, Gülşen’in getirdiği sıvıyla daha rahat nefes alıyordu ama bedenini kontrol edemiyor gibi, elleri ayakları sürekli hareket halindeydi.
“Engin beni anlıyor musun? Merak etme!” diyordu Lale, “Seni düzelteceğiz!”
İkinci tarama sonunda sonuç değişmedi. Lale çaresiz gözlerle onlara bakıyordu arada bir.
Enes yanlarına gelip, “Onun iki çipi varmış” dedi çaresiz bir sesle.
“Ne demek iki çipi varmış? Bakmıştınız bir taneydi ve aktif değildi!”
“Bakmıştım evet kendi gözlerimle gördüm kayıtlı tek çipi vardı.” dedi Enes neredeyse ağlayacaktı.
“Diğer çip zaten aktifken, biz de bunu aktif edince sinir sistemi şoka girdi” dedi Güneş.
“Ne yapacağız?” dedi Berkay bir yandan da Alper ile Engin’in çırpınışlarını kontrol etmeye çalışıyorlardı.
“Gülşen?” dedi endişeyle Lale ona bakıp, yapabileceğin bir şey yok mu der gibiydi ama Gülşen’de şoka girmişti, “Düşünüyorum” dedi elini sallayarak, “Düüşünüyorum”
Lale, bir anda fırlayıp, çıktı atölyeden. Onun Engin’i bu halde görmeye dayanamadığı için çıktığını sandıklarından peşinden gitmediler. Engin’i toparlamaları gerekiyordu, onu yatırdılar, sinir sistemini rahatlatacak ne biliyorlarsa yapmaya başladılar ama çırpınmalar kesilmiyordu. Böyle giderse felç olması ya da organlarından birinin zarar görmesi içten bile değildi. En kötüsü de onu hastaneye götüremiyorlardı ama mecbur kalacak gibiydiler.
“Ölmesini mi seyredeceğiz” dedi Lale bir anda hışımla içeri girerek ve kaşla göz arasında elindeki sıvıyı içirdi Engin’e. Herkes şaşkın şaşkın bakarken Gülşen onun üzerinde çalıştıkları sıvı olduğunu çoktan anlamıştı ama müdahale edene kadar Lale hepsini içirdi Engin’e.
“O neydi?” diye sordu Berkay.
“Bizim karışım” dedi Gülşen, “Umarım işe yarar”
“Bitmiş miydi ki?”
“Sayılır”
Hepsi birden dönüp Lale’ye sonra Engin’e baktılar.
“İşe yarayacak biliyorum” dedi Lale.
Bir saat sonra Engin sakinleşmişti ama yarı baygın haldeydi hâlâ.
“Anlattığını hatırlamaması gerek” dedi Alper
“Ne yaşadığını anlamayacak zaten, emin olamaz” dedi Enes, “Eğer karışım işe yaradıysa zaten artık çiplerin aktif olması bir şey ifade etmiyor, unuturmak için bile aktif edemeyiz”
“Yan etkilerini görmüş olacağız en azından” dedi Gülşen, tahmin ettiklerini önlemek için birkaç karışım daha hazırlamıştı.
“Ateşi yok” dedi Lale ona bakarak.
“Eve dönmesi gerek bu gün” diye ekledi Güneş, “Onu toparlamak zorundayız”
“Bir saat daha geçtikten sonra Engin hafifçe gözlerini aralar gibi oldu”
“Ne oldu?” diye sordu tam karşısında ona endişeyle bakan Lale’ye.
“Seni güneşte fazla yürüttüm herhalde, güneş çarpmış” dedi Lale hiç düşünmeden.
Hava kapalıydı ve kışa girmek üzerelerdi oysa. Engin inanmış gibiydi niyeyse ve yeniden gözlerini kapattı, “Biraz midem bulanıyor, olabilir” dedikten sonra derin bir uykuya geçti.
“Normal mi?” dedi Lale Gülşen’e bakıp.
Gülşen omuzlarını kaldırdı, “İlk defa biri içiyor” dedi sıkıntıyla, “Uyku yapabilir tabi, başka bir şey yapmasın da!”
“Arkadaşlarınla tanışmaya başka zaman gidelim istersen” diye sayıkladı Engin gözleri kapalı haldeyken.
Hepsi birbirine baktı yeniden, “Hatırlamıyor!”
“Karışımdan değil!” diye ekledi Gülşen hemen “Böyle bir etkisi yok”
“Sanırım şoktan oldu” dedi Güneş
“Onu buradan taşıyalım, burada uyanmasın” diye araya girdi Enes, “Buraya geldiğini hiç hatırlamazsa, bizimle henüz tanışmamış olur”
“Nereye taşıyacağız? Bu halde sosyal merkeze götüremeyiz ya?”
“Bize götürelim” dedi Lale, “Yolda bayıldığını ve sizden yardım isteyip onu bize taşıdığımızı söyleriz. Evde kimse yok!”
“Görenler olacak!”
“Motorla götürürüz” dedi Berkay, “Kollarını belime sarar, kask takarız kime baygın olduğunu anlamaz. Ben onu tutarım”
“İyi de motor evde değil mi?”
“Evde ama yola getiririm ben, siz de onu taşırsınız”
Herkes onaylayınca, Berkay koşarak çıktı atölyeden.
Diğerleri de onu taşımak için doğrulttular biraz. Önce öğürmeye başladı ama sonra toparlanıp yeniden uykuya daldı Engin.
“Kendine gelirse hastaneye gitmek isteyecek, bir sürü şey içirdik” dedi Gülşen endişeyle.
“Hiç birini hatırlamıyor ki?”
“Çipin durumunu da bilmiyoruz”
“Bence işe yaradı yoksa rahatlamazdı” diye açıkladı yeniden Gülşen, “Sonuçta sinir sistemi üzerindeki baskı kalktı değil mi? İkisinden biri aktif olsa hala şokta hatta belki de çoktan kalpten gitmiş olurdu”
“O zaman zavallının üzerinde hep çip kontrolünü hem de karışımı denemiş olduk” dedi Lale sinirleri bozulmuş bir kahkaha ile.
“Evet bir taşla iki kuş!” dedi Enes
“Karışımın neden olabileceklerinden çok emin değilim ama gidişat iyi duruyor. Biraz kendine gelince şunları da içireceğim” diyerek elindekileri gösterdi Gülşen.
Lale gidip sarıldı arkadaşına, “Sen sihirli bir kızsın yemin ederim. Sen olmasan onu çoktan öldürmüştük”
“Doğrusu ben karışımı içirmeye cesaret edemezdim. Sana dua etsin” dedi Gülşen
“Haydi oyalanmayalım Berkay eve varmıştır” dedi Alper’in sesi.
Engin’in kollarını omuzlarına attılar Enes ve Alper ve atölyeden dışarı taşıdılar onu.
“Çipi olmadığını anlamazlar değil mi?” dedi Lale Güneş’e arkalarından yürürken.
“Yirmi beşine kadar hayır” dedi Güneş gülümseyerek
“Hiç sormadım ki kaç yaşında olduğunu” dedi Lale düşünceli bir sesle.
“Fark eder mi?”
“Hayır aslında fark etmez, iyi olsun da!”
Engin’i Güneş’in fuları ile Berkay’ın beline sıkıca bağladılar. Bileklerinden de bir saç lastiği ile bağladıktan sonra kaskı kafasına geçirdiler ve Berkay hareket etti. Motora yetişebilmek için koşar adım gittiler peşlerinden. Nefes nefese evin önüne geldiklerinde Berkay motorun üzerinde duruyordu onu çözmeleri için. Hızlıca çözüp yine omuzladılar ve Lalelerin evine girdiler hepsi birden.
Onu kanepeye yatırdıktan sonra derin bir “Oh!” çekti Lale.
Gülşen ateşini kontrol etti, “Biraz yükselmiş” dedi, “Islak bir bez koyalım alnına da rahatlasın. Biraz da su içirelim”
Lale koşarak gitti içeri ve ıslattığı kendi tişörtü ve bir bardak su ile geldi koşarak.
Gülşen aralarındaki tek şifacı olduğu için bezi alnına yerleştirme ve su içirme işini ona bıraktılar.
Kendine gelmezse hastaneye götürüp ne diyeceklerine karar vermeye çalıştılar kendi aralarında ama bir yandan da hem yazılımın hem de karışımın işe yaramasına çok sevinmiş ve rahatlamışlardı. Engin olanları hatırlamadan kendine gelirse başardıkları anlamına geliyordu bu.
“Bu ikinci çip?” dedi Güneş, hepsinin kafasına takılmıştı aslında ama Engin’i toparlamak öncelikli olduğundan konuşamamışlardı.
“Nasıl çıkacak bu çipler?” dedi Lale Gülşen’e dönüp.
“Dışkıyla!” dedi Gülşen gayet doğal bir şekilde, “Başka nasıl çıkacak? Zaten görünmüyorlar ki farkına bile varmaz”
“İkinci çipin ne olduğunu hiç öğrenemeyeceğiz yani?” dedi Alper.
“Üzgünüm, Engin’i lazımlığa oturtup gözle görünmeyen nano çip aramak isteyeniniz varsa yapsın. Ben yokum”
“Yurt dışında da çiplenmiş olabilirler mi bu çocuğu? Ruhu bile duymamıştır”
“Olabilir” dedi Alper, Berkay’ın yorumuna karşılık.
“Aktifti” dedi Güneş vurgulayarak, “Diğer çip aktifti.”
“Onu casus mu yapmışlar yani?”
“Vallahi bu öğrendiklerimiz ve yaşadıklarımızdan sonra her şeyi beklerim. Kendi anlattı herkes birbirinin hem ortağı hem rakibi. “
“İyi de bizimkilerin hiç kafası basmamış mı, bakmamışlar mı çocuk çiplenmiş mi dışarıda diye? “
“Ne bileyim ben?” dedi Lale sıkıntıyla, “Bu çip aktifse o zaman benim tanıdığım Engin de Engin değildi değil mi?”
“Aslında diğer çipi de aktif olduğunda bunu zaten yaşayacaktı hatta” dedi Alper, “Ve zayıf halka diyeceklerdi yine diğer çipi bilmedikleri için”
“Off!” diye derin bir iç çekiş yüseldi herkesten.
(devam edecek)
Gülseren Kılınç ile arkası yarın hikayeleri sitesinden daha fazla şey keşfedin
Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.